İstanbul
25 Eylül, 2026, Cuma
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

İNSANOĞLUNU ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL

24 Eylül 2026, Perşembe 16:33

İnsanoğlunu anlamak gerçekten de kolay değil… Bazen bir insan için elinizden gelenin fazlasını yaparsınız. Sofranızı açarsınız, ekmeğinizi paylaşırsınız. Yedirir, içirirsiniz. Bildiklerinizi öğretirsiniz. Elinizden geleni değil, elinizde olmayanı bile vermeye çalışırsınız. Bir insanın elinden tutarsınız. İş öğretirsiniz, sanat öğretirsiniz, meslek öğretirsiniz. Tecrübenizi aktarırsınız. Yıllarca çalışarak elde ettiğiniz bilgiyi, hiç karşılık beklemeden önüne koyarsınız. Çünkü insan yetiştirmenin ne kadar kıymetli olduğunu bilirsiniz. Bir zamanlar sizin de elinizden tutanlar olmuştur. Size bir şey öğreten, yol gösteren, hata yaptığınızda uyaran insanlar vardır. Siz de öğrendiklerinizi başkasına aktarmayı bir insanlık borcu olarak görürsünüz.

Ama ne yazık ki herkes sizin gibi düşünmez. İyilik yaptığınız insanın bir gün size sırt çevirdiğini görmek, insanın yüreğinde tarifsiz bir kırgınlık bırakır. Üstelik mesele yapılan iyiliğin karşılığını beklemek de değildir. İnsan, yaptığı iyiliğin parasını istemez. Verdiği ekmeğin hesabını tutmaz. Öğrettiği bilginin faturasını çıkarmaz. Ama en azından vefa bekler. Bir selam… Bir teşekkür… Bir’Senin üzerimde emeğin var’ cümlesi… Hepsi bu. Fakat bazı insanlar vardır ki, kendilerine uzatılan eli tuttukları günü unuturlar. Düştüklerinde kaldıran kişiyi, yollarını açan insanı, kendilerine fırsat veren kişiyi bir süre sonra hatırlamazlar. Hatta daha da acısı, bir gün karşısına geçip sanki o insan hiçbir şey yapmamış gibi davranırlar. İşte insanın canını en çok bu yakar. Çünkü nankörlük, yapılan iyiliğin unutulmasından çok daha ağırdır.

İnsan bazen ‘Keşke hiç yardım etmeseydim’ diye düşünür. Ama aslında mesele iyilik yapmak değildir. Mesele, iyiliği kime yaptığını bilmektir. Hz. Ali’ye atfedilen, ‘Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum’ sözü, ilmin ve emeğin değerini anlatan çok güçlü bir anlayışı ifade eder. Bir insana bir harf öğretmek bile bu kadar kıymetliyken, düşünün… Bir insanın yıllarını vererek size meslek öğrettiğini… Size kapı açtığını… Sizi insanlarla tanıştırdığını… Sizin adınıza kefil olduğunu… Sizin başarınız için kendi zamanından, emeğinden, uykusundan fedakarlık ettiğini… Düşünün. Böyle bir emeğin karşılığı nasıl ödenir? Belki ödenemez. Zaten gerçek emeklerin karşılığı çoğu zaman para değildir. Vefadır. İnsan bazen yıllar sonra bile kendisine yapılan bir iyiliği hatırlamalıdır. ‘Ben bugün buradaysam, zamanında bir insanın bana verdiği destek sayesinde buradayım’ diyebilmelidir.

Çünkü insanı insan yapan yalnızca başarıları değildir. İnsanı insan yapan, o başarıya giderken kimlerin elinden tuttuğunu unutmamasıdır. Bugün makam sahibi olup dün kendisine kapı açan insanı küçümsemek kolaydır. Bugün tanınan biri olup dün kendisine mikrofon uzatanı unutmak kolaydır. Bugün çevresi kalabalık olup dün yanında yalnızca bir kişi varken o kişinin elini görmezden gelmek kolaydır. Ama bunların hiçbiri karakter göstergesi değildir. Asıl karakter, insanın yükseldiğinde nasıl davrandığıdır. Çünkü insanın gerçek yüzünü çoğu zaman düştüğünde değil, yükseldiğinde görürsünüz. Düştüğünde herkes yardım ister. Yükseldiğinde ise kimin yanında durduğuna bakacaksınız. Kimse sonsuza kadar aynı yerde kalmıyor. Bugün yardım ettiğiniz insan yarın sizden daha güçlü bir konuma gelebilir. Bugün sizin öğrettiğiniz kişi yarın sizinle aynı masaya oturabilir.

Hatta belki bir gün sizin üzerinizde bile bir makam sahibi olabilir. İşte o gün insanın karakteri ortaya çıkar. Eğer geçmişini hatırlıyorsa… Kendisinin nereden geldiğini biliyorsa… Kimlerin elinden tuttuğunu unutmuyorsa… İşte o insan gerçekten büyümüştür. Ama geçmişini inkâr ediyor, kendisine yapılan iyilikleri yok sayıyor, emeği görmezden geliyor ve bir de üzerine sizi küçümsemeye çalışıyorsa, orada başarıdan değil, sadece makamdan söz edilebilir. Çünkü makam insanı büyütmez. Karakter büyütür. Bazı insanlar vardır, hayatınıza girer ve size çok şey öğretir. Bazıları ise hayatınıza girer, siz onlara çok şey öğretirsiniz. Fakat ne yazık ki bazen öğretmen olduğunuz insanlar, günün sonunda sizi tanımamayı tercih eder. Bunun adı nankörlüktür. Nankörlük, insanın yaptığı iyiliği unutması değil yalnızca… Kendisinin bugünlere gelmesinde payı olan insanları değersiz görmesidir.

Bazen bir insanın karnını doyurursunuz. Bazen cebine harçlık koyarsınız. Bazen iş verirsiniz. Bazen ‘Gel, benim yanımda çalış’ dersiniz. Bazen bir sanat dalının inceliklerini anlatırsınız. Bazen yıllarca öğrendiğiniz gazeteciliği, mesleği, hayat tecrübesini aktarırsınız. Kendi bildiğinizi saklamazsınız. Çünkü ‘Ben öğrendim, o da öğrensin’ dersiniz. Ama sonra bir bakarsınız… Sanki hiçbir şey olmamış. Sanki o insan kendi başına yükselmiş. Sanki kimse ona bir kapı açmamış. Sanki kimse ona destek olmamış. İşte insanın içini acıtan da budur. Yoksa yapılan iyiliğin karşılığında servet istemezsiniz. Bir insanın size borçlu yaşamasını da istemezsiniz. Sadece insanlığını unutmamasını beklersiniz. Bir gün karşılaştığınızda başını çevirmesin. Bir selamınızı esirgemesin. ‘Bana çok emeğin geçti’ diyebilsin.

Bu kadar zor mu? Değil. Ama bazı insanlar için vefa ağır bir yük. Çünkü vefa, geçmişi hatırlamayı gerektirir. Bazıları ise geçmişini hatırlamak istemez. Çünkü geçmişini hatırlarsa bugün bulunduğu yere nasıl geldiğini de hatırlamak zorunda kalır. Oysa insan geçmişinden utanmamalı. Nereden geldiğini bilmek, insanı küçültmez. Tam tersine büyütür. Bugün büyük bir sanatçıysanız, bir zamanlar size sanatın ilk harflerini öğreten kişiyi unutmayın. Bugün iyi bir gazeteciyseniz, ilk haberi nasıl yaptığınızı hatırlayın. Bugün bir iş insanıysanız, ilk işinizi nasıl kurduğunuzu hatırlayın. Bugün milyonlarca insana hitap ediyorsanız, bir zamanlar sizi dinleyen ilk birkaç kişiyi hatırlayın. Çünkü hayat bir gün herkesin önüne aynı soruyu çıkarır… ‘Sen bugün olduğun yere gelirken kimlerin emeği vardı?’ İşte o soruya vereceğiniz cevap, sizin kim olduğunuzu gösterir. Ben hayatım boyunca şuna inandım… İyilik yapmaktan vazgeçmemek gerekir. Ama iyilik yaptığınız insanlardan da insanüstü bir vefa beklememek gerekir.

Çünkü iyilik sizin karakterinizdir. Nankörlük ise karşı tarafın karakteridir. Siz iyiliğinizi yapın. Ama dersinizi de alın. Herkese kapınızı açabilirsiniz ama herkesin evinizin başköşesine oturmasına izin vermeyin. Herkese ekmeğinizden verebilirsiniz ama herkesin sofranızı kirletmesine müsaade etmeyin. Herkese bildiklerinizi öğretebilirsiniz ama emeğinizi küçümseyenlere kendinizi tüketmeyin. Çünkü insanın en büyük sermayesi sadece parası değildir. Zamanıdır. Zamanınızı verdiğiniz insanlara dikkat edin. Çünkü para kaybedilir, yeniden kazanılır. Ama yıllar geri gelmez. Ve bazen insan yıllar sonra dönüp baktığında, ‘Ben ona ne kadar emek vermişim’ der. Karşılığında ise sadece bir kırgınlık kalmıştır. Yine de insanın yapması gereken, kalbini taşlaştırmak değildir. Nankörler yüzünden iyi insan olmaktan vazgeçmemektir. Sadece kime ne kadar değer vereceğini öğrenmektir. Çünkü iyilik yapmanın da bir ölçüsü vardır. Vefa göstermeyene sonsuza kadar kendinizi anlatmak zorunda değilsiniz.

Sizi anlamayana kendinizi ispatlamak zorunda değilsiniz. Emeğinizi görmeyene emeğinizi tekrar tekrar anlatmak zorunda değilsiniz. Bazı insanlara verilecek en güzel cevap sessizliktir. Ve bazen insanın hayatından çıkardığı kişiler, kayıp değil, hayat tecrübesidir. Şunu da unutmamak gerekir, Bir insanın kapınızda yatması bile sizin yıllarca verdiğiniz emeğin karşılığını ödemeye yetmeyebilir. Çünkü emek sadece ekmek vermek değildir. Emek, zaman vermektir. Emek, bilgi vermektir. Emek, güvenmektir. Emek, fırsat vermektir. Emek, gerektiğinde kendi önünüzü kapatıp başkasının önünü açmaktır. İşte bunun bedeli para ile ölçülmez. O yüzden insan, kendisine yapılan iyiliği unutmayacak kadar vefalı olmalı. Kendisine yol göstereni hatırlamalı. Elinden tutanı unutmamalı. Bir harf öğreteni bile yıllar sonra minnetle anabilmeli. Çünkü hayat çok kısa. Bugün yanınızda olan insan yarın olmayabilir. Bugün size destek veren insan yarın başka bir şehirde, başka bir ülkede, hatta belki başka bir dünyada olabilir. Geriye sadece hatıralar kalır. Ve insanın ardından en güzel şey, ‘İyi insandı’ denmesidir. Ne makam kalır… Ne para… Ne şöhret… Ne alkış… Günün sonunda geriye insanlığınız kalır. Bu yüzden ben artık insanların nankörlüğüne kızmaktan çok, vefalı insanların değerini bilmeye çalışıyorum. Çünkü kötü insanın yaptığı kötülük şaşırtmaz. Asıl şaşırtan, iyilik gördüğü halde iyiliği unutan insandır. Ve belki de insanoğlunu anlamanın en zor tarafı budur… Bazı insanlara hayatınızı verseniz, yine de bir gün “Ben kendi başıma geldim” diyebilirler. Olsun… Varsın öyle desinler. Siz gerçeği biliyorsanız yeter. Çünkü iyilik yapan insanın en büyük ödülü, karşısındakinin minneti değil; kendi vicdanının rahatlığıdır. Ve unutmayın: İyilik unutulabilir. Emek görmezden gelinebilir. Vefa karşılıksız kalabilir… Ama insanın karakteri, yaptığı iyiliklerde ve gösterdiği vefada saklıdır. Ben yine de iyilik yapmaya devam edeceğim. Ama artık kimin için ne kadar fedakârlık yapacağımı daha iyi bileceğim. Çünkü hayat bize bazen insanları değil, insan tanımayı öğretir.

Almina Besra BABAR

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.