<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Magazin Caddesi</title>
        <link>https://www.magazincaddesi.com/</link>
        <description>Magazin Caddesi</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>MENENJİT KISA SÜREDE HAYATİ RİSK OLUŞTURABİLİR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/menenjit-kisa-surede-hayati-risk-olusturabilir-5664</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/menenjit-kisa-surede-hayati-risk-olusturabilir-5664</guid>
                <description><![CDATA[Menenjitin kısa sürede ağırlaşabilen ciddi bir hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Javadova, “Menenjit belirtileri başlangıçta hafif bir enfeksiyon gibi görülebilir ancak saatler içinde hızla kötüleşebilir. Bu nedenle erken müdahale hayati önem taşır” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">VM Medical Park Samsun Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Alıya Javadova, nadir görülmesine rağmen hızlı ilerleyebilen menenjite karşı aileleri uyardı. Menenjitin kısa sürede ağırlaşabilen ciddi bir hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Javadova, “Menenjit belirtileri başlangıçta hafif bir enfeksiyon gibi görülebilir ancak saatler içinde hızla kötüleşebilir. Bu nedenle erken müdahale hayati önem taşır” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı ve kusma göz ardı edilmemeli”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hastalığın genellikle yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, kusma ve halsizlik gibi belirtilerle başladığını ifade eden Uzm. Dr. Javadova, çocuklarda tabloya farklı bulguların da eklenebileceğini söyledi. Uzm. Dr. Javadova, “Çocuklarda uyku hali, bilinç bulanıklığı ve ense sertliği gibi belirtiler görülebilir. Bu tür bulguların varlığında vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Kalabalık ortamlarda risk artıyor”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Menenjitin bulaşıcı bir hastalık olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Javadova, “Hastalık öksürük, hapşırık ve yakın temas yoluyla bulaşabilir. Özellikle okul, kreş ve yurt gibi toplu yaşam alanlarında risk daha da artmaktadır” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Aşı en etkili koruma yöntemi”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hastalığa karşı korunmada aşının önemine vurgu yapan Uzm. Dr. Javadova, “Meningokok, pnömokok ve Hib aşıları menenjite karşı güçlü koruma sağlar. Özellikle risk grubundaki çocukların aşılarının eksiksiz olması büyük önem taşır” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Ailelere hayati uyarı”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ailelerin belirtiler konusunda dikkatli olması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Javadova, “Çocuğunuzda ani başlayan ateş, dalgınlık ve kusma gibi belirtiler varsa bunu basit bir hastalık olarak değerlendirmeyin. Menenjit hızlı ilerleyen bir hastalıktır ve erken tanı hayat kurtarır” dedi. Uzmanlar, erken farkındalık ve zamanında müdahalenin menenjite bağlı gelişebilecek.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 12:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2026/04/menenjit-kisa-surede-hayati-risk-olusturabilir-1776072831.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İKLİM KRİZİ ALERJİYİ TETİKLİYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/iklim-krizi-alerjiyi-tetikliyor-5626</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/iklim-krizi-alerjiyi-tetikliyor-5626</guid>
                <description><![CDATA[Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, 4-10 Nisan Dünya Alerji Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, iklim değişikliği, şehirleşme, hava kirliliği, yaşam tarzındaki değişiklikler ve kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesinin alerjik hastalıkların görülme sıklığını arttırdığına dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İklim değişikliği nedeniyle yükselen sıcaklıklar, mevsimsel alerjisi olan kişilerin daha uzun bir süre boyunca daha fazla polene maruz kalmasını sağlıyor. Bu durum alerjenlerin havada kalma süresini uzatıyor ve alerji şikayetlerini arttırıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Günümüzde çocukların yaklaşık üçte birinde, yetişkinlerin ise önemli bir kısmında alerjik hastalıklara rastlanıyor. En yaygın görülen alerjik hastalıklar; alerjik rinit (saman nezlesi), alerjik astım, ürtiker, atopik dermatit (egzema), arı alerjileri ve bazı gıda alerjileridir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Alerjik rinit hastalarının genellikle burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma, astım hastalarında ise nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı solunum gibi belirtiler görülüyor. Bu şikâyetlerin özellikle ilkbahar aylarında ya da ev tozu gibi alerjenlere maruz kalındığında artıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Alerjide doğru tanı, doğru tedavi planı için temel adımdır</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tanı sürecine ilişkin bilgi veren Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, alerji tanısında hastanın şikâyetlerinin ve öyküsünün dikkatle değerlendirilmesinin büyük önem taşıdığını açıkladı. Bunun yanında deri prick testleri ve bazı kan testleri ile kişinin hangi alerjenlere karşı duyarlılık geliştirdiğinin belirlenebildiğini, doğru tanının doğru tedavi planı için temel adım olduğunu vurguladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Alerjik hastalıkların tedavisine de değinen Sayaca, üç temel yaklaşım bulunduğunu belirtti. İlk olarak alerjene maruziyetin azaltılmasının, yani korunma önlemlerinin önemine dikkat çeken Sayaca, ikinci aşamada ilaç tedavilerinin uygulandığını söyledi. Üçüncü ve en etkili yöntemlerden birinin ise alerji aşıları olarak bilinen immünoterapi olduğunu ifade eden Sayaca, bu tedavinin alerjik hastalıkların seyrini değiştirebilen ve uzun vadede kalıcı iyileşme sağlayabilen tek yöntem olduğunu dile getirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Alerji aşıları bağışıklık sistemini yeniden eğitiyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Alerji aşısının nasıl uygulandığına ilişkin de bilgi veren Sayaca, bu tedavinin bağışıklık sistemini yeniden eğitmeyi amaçladığını anlattı. Hastaya alerjisi olduğu maddeye karşı çok küçük dozlarla başlanarak düzenli aralıklarla artan miktarlarda alerjen verildiğini belirten Sayaca, bu sayede bağışıklık sisteminin zamanla o maddeye karşı aşırı tepki vermemeyi öğrendiğini söyledi. Tedavi süresinin genellikle 3 ila 5 yıl arasında değiştiğini ifade eden Sayaca, düzenli uygulandığında birçok hastada şikâyetlerin belirgin şekilde azaldığını, bazı hastalarda ise tamamen ortadan kalkabildiğini aktardı. Ayrıca bu tedavinin astım gelişme riskini azaltma gibi uzun vadeli faydalarının da bulunduğunu ekledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kimler alerji aşısı olabilir?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kimlerin alerji aşısı olabileceğine ilişkin açıklamalarda bulunan Sayaca, öncelikle alerjinin testlerle net olarak ortaya konulması gerektiğini belirtti. Özellikle polen, ev tozu akarı, küf mantarı veya arı alerjisi bulunan ve ilaç tedavisine rağmen şikâyetleri devam eden hastalarda bu yöntemin düşünülebileceğini ifade eden Sayaca, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde uygulanabildiğini söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Alerji aşısı oldukça güvenlidir ancak her hastaya uygulanamaz</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Toplumda alerji aşılarıyla ilgili yanlış bilinenlere de değinen Sayaca, en sık karşılaşılan yanlış inanışın bu tedavinin çok riskli olduğu yönünde olduğunu dile getirdi. Oysa uzman hekim kontrolünde ve uygun hastalarda uygulandığında alerji aşılarının oldukça güvenli olduğunu vurgulayan Sayaca, bir diğer yanlış bilginin ise her alerji hastasına bu tedavinin uygulanabileceği düşüncesi olduğunu ifade etti. Sayaca, bu nedenle mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğini söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Alerji belirtilerini hafife almayın</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Son olarak alerji hastalarına önerilerde bulunan Sayaca, alerji belirtilerinin hafife alınmaması gerektiğini vurguladı. Alerjiye neden olan faktörlerin mümkün olduğunca azaltılmasının önemine dikkat çeken Sayaca, ev tozu alerjisi olanların ev temizliğine özen göstermesi gerektiğini, polen alerjisi bulunan kişilerin ise yoğun polen dönemlerinde açık havada uzun süre kalmamaya dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Doktor önerisi dışında ilaç kullanılmaması gerektiğini ifade eden Sayaca, uzun süren veya yaşam kalitesini olumsuz etkileyen şikâyetlerde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini sözlerine ekledi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 11:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2026/04/iklim-krizi-alerjiyi-tetikliyor-1775291058.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ERKEN ÇOCUKLUKTA İHMAL EDİLEN BECERİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/erken-cocuklukta-ihmal-edilen-beceri-5569</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/erken-cocuklukta-ihmal-edilen-beceri-5569</guid>
                <description><![CDATA[Çocuk Gelişimi Uzmanı Fulya Bican, 3–6 yaş döneminde duygusal regülasyon, öz denetim ve dayanıklılık becerilerinin çocuğun yalnızca sınıf içi uyumunu değil, ilerleyen yıllardaki akademik başarı, ruhsal iyi oluş ve sosyal ilişkilerini de etkilediğini belirtti. Bican’a göre anaokulu, akademik yarışın başladığı yer değil; çocuğun kriz anındaki tepkisinin, bekleme becerisinin ve hayal kırıklığı toleransının şekillendiği temel dönem.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Çocuk Gelişimi Uzmanı Fulya Bican, erken çocukluk eğitiminde yalnızca bilişsel gelişime odaklanmanın yetersiz kaldığını belirterek, 3–6 yaş döneminde duygusal regülasyon becerilerinin sistemli biçimde desteklenmesi gerektiğini söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bican, ebeveynlerin çocukları için sık kullandığı “Çocuğum çok zeki” ifadesinin tek başına yeterli bir gelişim göstergesi olmadığını vurgulayarak, “Zeki ama regüle olamayan bir çocuk akademik olarak öne çıkabilir; ancak psikolojik açıdan kırılgan kalabilir. Geleceğin dünyasında yalnızca zekâ değil, duygusal güç, öz denetim ve dayanıklılık da belirleyici olacak” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Erken çocukluk dönemine ilişkin güncel araştırmaların, 3–6 yaş aralığında duygusal regülasyon, davranışsal öz düzenleme ve yürütücü işlevlerin hızlı gelişim gösterdiğine işaret ettiğini belirten Bican, bu dönemde sınıf iklimi, öğretmen dili, günlük rutinler ve aile tutarlılığının çocuğun kriz anındaki tepkisini doğrudan şekillendirdiğini ifade etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Bu dönem, karakter mimarisinin kurulduğu evre”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bican’a göre anaokulu, yalnızca harf ve sayı öğretiminin yapıldığı bir alan olarak değil; çocuğun beklemeyi, sırasını korumayı, dürtüsünü yönetmeyi, hayal kırıklığıyla baş etmeyi ve yeniden denemeyi öğrendiği temel gelişim evresi olarak ele alınmalı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Biz çocuklara sadece bilgi vermiyoruz. Beklemeyi, kaybetmeyi, zorlanınca dağılmamayı ve yeniden toparlanmayı öğretiyoruz. Asıl eğitim burada başlıyor” diyen Bican, erken çocuklukta kazanılan öz düzenleme becerilerinin öğrenmenin altyapısını oluşturduğunu söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bilimsel çalışmalarda da çocukluk dönemindeki öz düzenleme ve duygusal regülasyon düzeyinin; akademik başarı, sosyal ilişkiler, psikolojik iyi oluş ve sağlıkla ilişkili davranışlarla anlamlı biçimde bağlantılı bulunduğunu aktaran Bican, bu alanın “yardımcı beceri” değil, doğrudan yaşam becerisi olarak görülmesi gerektiğini kaydetti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yalnızca sınıf disiplini değil, yaşam boyu etki</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bican, erken çocuklukta regülasyon becerilerinin desteklenmesinin kısa vadede sınıf içi uyumu artırdığını, uzun vadede ise çocuğun okul hazırbulunuşluğu, stresle baş etme kapasitesi, empati kurma biçimi ve problem çözme becerileri üzerinde etkili olduğunu belirtti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Bugün bir çocuğun sıraya girebilmesi, oyunda kaybettiğinde yıkılmaması, arkadaşının duygusunu fark edebilmesi küçük gibi görünüyor. Oysa bunlar ileride akademik sebatın, sosyal uyumun ve psikolojik dayanıklılığın temel taşlarıdır” ifadelerini kullanan Bican, başarı ölçütünün yalnızca erken okuma ya da not olmadığını söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Duyguyu bastırmak değil, yönetmeyi öğretmek gerekiyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Modern çocuk gelişimi yaklaşımında çocuğun duygusunu bastırmanın değil, onu tanımasına ve uygun biçimde yönetmesine yardım etmenin esas olduğunu vurgulayan Bican, yetişkin dilinin burada kritik rol oynadığını belirtti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Ağlama, sus, abartma demek yerine ‘Şu an zorlanıyorsun’, ‘Kızdığını görüyorum’, ‘Birlikte toparlanalım’ demek gerekir. Çocuk, önce yetişkinin desteğiyle regüle olur; zamanla bunu içselleştirip kendi davranışını yönetmeyi öğrenir” diyen Bican, okul ve evin aynı dili kurmasının önemine işaret etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Anaokullarında regülasyon eğitimi nasıl kurulmalı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bican’a göre okul öncesi kurumlarda duygusal regülasyon eğitimi tek seferlik etkinliklerle değil, günlük hayatın doğal akışı içine yerleştirilen bir sistemle desteklenmeli. Bu çerçevede yapılandırılmış nefes egzersizleri, duygu etiketleme çalışmaları, kısa dikkat ve toparlanma rutinleri, drama ve rol oyunları, sakinleşme alanları, öğretmen-psikolog iş birliği ve aile bilgilendirme programları birlikte kurgulanmalı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu uygulamaların “ekstra etkinlik” gibi değil, okulun temel eğitim mimarisinin bir parçası olarak görülmesi gerektiğini belirten Bican, “Regülasyon eğitimi moda bir yaklaşım değil. Sınıfın diliyle, öğretmenin tutumuyla, geçiş rutinleriyle, aileyle kurulan ortak çerçeveyle örülen bir yapı” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Kuralsız özgürlük değil, yapılandırılmış özgürlük”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Son yıllarda çocuklarda düşük hayal kırıklığı toleransı, sabırsızlık, ekranla yatıştırılma alışkanlığı ve sosyal geri çekilme gibi başlıkların daha görünür hale geldiğini ifade eden Bican, çocuğu her zorlanmadan korumanın dayanıklılık üretmediğini söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Çocuğu her düşüşten korumak onu güçlendirmez. Güvenli sınırlar içinde zorlanma, bekleme ve yeniden deneme deneyimi dayanıklılığı artırır” diyen Bican, evde sınır ve tutarlılık olmadan okulda verilen yapının kalıcı hale gelmesinin zor olduğunu belirtti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sınır koymanın sevgisizlik anlamına gelmediğini vurgulayan Bican, “Sınır koymak çocuğa güvenli bir çerçeve sunmaktır. Kuralsız özgürlük değil, yapılandırılmış özgürlük sağlıklı gelişim getirir” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Okul-aile hattında ortak dil şart</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bican, erken çocuklukta regülasyon eğitiminin etkili olabilmesi için okul-aile iş birliğinin zorunlu olduğunu belirterek, ailelerin de ev içinde az sayıda net kural, tutarlı rutinler, duygu etiketleme dili ve kriz anlarında uygulanabilecek basit toparlanma adımlarıyla sürece katılması gerektiğini söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Okulda ‘dur, düşün, seç’ diyen bir sistem varsa, evde de benzer bir çerçeve olmalı. Çocuk iki ayrı kural evreninde büyürse, regülasyon becerisi parçalanır” değerlendirmesinde bulunan Bican, özellikle 3–6 yaşta yetişkinin eşlik ettiği ko-regülasyonun zamanla öz düzenlemeye dönüştüğünü ifade etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Başarıyı notla değil, kriz anındaki tepkiyle de ölçmeliyiz”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Fulya Bican, geleceğin öne çıkan becerileri arasında duygusal dayanıklılık, öz denetim, problem çözme, empati ve iş birliğinin bulunduğunu belirterek, çocuk gelişiminde başarı tanımının yeniden düşünülmesi gerektiğini söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Başarıyı yalnızca notla, erken okuma hızıyla ya da bilişsel performansla ölçemeyiz. Çocuğun kriz anında ne yaptığı, bekleyip bekleyemediği, zorlanınca dağılıp dağılmadığı, yeniden deneyip denemediği de en az akademik çıktı kadar önemlidir. Zeki ama kırılgan değil; güçlü, dengeli ve uyum becerisi yüksek bireyler yetiştirmek zorundayız” dedi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 13:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2026/03/erken-cocuklukta-ihmal-edilen-beceri-1774262921.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RAMAZAN BAYRAMINDA SAĞLIKLI BESLENMENİN İPUÇLARI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/ramazan-bayraminda-saglikli-beslenmenin-ipuclari-5545</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/ramazan-bayraminda-saglikli-beslenmenin-ipuclari-5545</guid>
                <description><![CDATA[Özel Egepol Hastaneleri Uzman Diyetisyeni Cansu Kahraman, Ramazan ayı boyunca tutulan orucun ardından gelen bayramda aşırı derecede tatlı ve yağlı gıdaları tüketmenin zararlı sonuçlara neden olabileceğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Diyetisyen Cansu Kahraman, Ramazan ayında vücudun belli bir beslenme düzenine alıştığını ve bayramla birlikte aşırıya kaçmadan dengeli şekilde beslenmenin önemli olduğunu dile getirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bayramda ölçülü beslenmek gerektiğini ifade eden Kahraman, “ Bayramda özellikle hazımsızlık, mide yanmaları ve bağırsak problemleri oldukça artmaktadır. Bunun nedeni öğün düzensizliği ve öğünlerde yağlı ve şekerli yiyeceklerin artmasıdır. Bu durumlara engel olabilmek için bayramda ölçülü ve sık aralıklarla beslenilmelidir. Oruç sonrası normal beslenme düzenine geçişte yüksek yağlı ve karbonhidrat içerem yiyeceklerden uzak durmak gerekir. Bayram sabahı hafif bir kahvaltı yapmayı tercih edebilirsiniz. Peynir, yumurta gibi protein ağırlıklı ürünler yiyebilirsiniz. Yarım simit, 2 dilim ekmeğe eşdeğerdir ve ölçülü tüketmek gerekir. Kahvaltıda yeşillikler, domates, salatalık, kapya biber gibi sebzeleri tüketmek lif alımını artırır ve tok kalmada faydalı olur.Yağlı, kızarmış, hamur işi ve şekerli yiyecekler yerine meyve, çiğ kuruyemiş grubu da tok tutar ve sağlıklıdır” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">TATLILARI ÖLÇÜLÜ TÜKETİN</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ramazan Bayramında baklava gibi şerbetli tatlıların da aşırıya kaçmadan tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Cansu Kahraman sözlerini şöyle sürdürdü: “Günde 1 veya 2 porsiyon tatlının fazlasından kaçının. Ara öğün olarak sarma, yoğurt veya bir dilim börek yenebilir. Çikolata yerine hurma, kuru incir, ceviz ikramlık olarak yenebilir. Aşırı ısrara karşı kibarca hayır demeyi bilmek gerekir. Akşam yemeğine çorba ile başlanmalıdır. Çorba daha tok kalmanıza yardımcı olur. Et yemeği, sebze yemeğinin yanına yoğurt ve yeşillikli salata tercih edin. Pirinç pilavı yerine bulgur daha doğru bir seçenek olacaktır. Eğer mutlaka tatlı yemek istenirse sütlü tatlıyı tercih edebilirsiniz. Yoğun tatlı tüketimi su ihtiyacını da artırır. Bu nedenle bol su tüketmeye de dikkat edin. Tatlı veya hamur işi tüketmek tamamen yasak elbette değil; ancak ölçülü tüketim genel sağlığımız için önemlidir. Akşam yemekten 1 buçuk 2 saat sonra yürüyüş yapmak da hazımsızlık şikayeti yaşamamanız için faydalı olacaktır”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Mar 2026 16:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2026/03/ramazan-bayraminda-saglikli-beslenmenin-ipuclari-1773841477.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KOLTUK ALTINDAKİ ŞİŞLİK HER ZAMAN MASUM DEĞİL</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/koltuk-altindaki-sislik-her-zaman-masum-degil-5531</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/koltuk-altindaki-sislik-her-zaman-masum-degil-5531</guid>
                <description><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Karacalar, koltuk altında görülen bazı şişliklerin basit bir yağlanma sanılmaması gerektiğini belirterek, bu yapıların ektopik meme dokusu olabileceğine dikkat çekti. Karacalar, özellikle adet dönemlerinde ya da hamilelikte büyüme ve hassasiyet gösteren şişliklerin mutlaka uzman değerlendirmesinden geçmesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Koltuk altında fark edilen şişlikler çoğu zaman yağ dokusu ya da basit bir yumuşak doku artışı olarak düşünülse de, bazı durumlarda altta farklı bir neden yatabiliyor. Prof. Dr. Ahmet Karacalar, anne karnındaki gelişim sürecine bağlı olarak göğüs bölgesi dışında da meme dokusu oluşabileceğini söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Karacalar’ın verdiği bilgiye göre, anne karnında bebek gelişimi sırasında koltuk altından kasığa kadar uzanan ve “süt hattı” olarak adlandırılan bir yapı meydana geliyor. Bebek büyüdükçe bu hatta yer alan yapılar büyük ölçüde kayboluyor ve yalnızca göğüs bölgesindeki yapı kalıyor. Daha sonra meme dokusu da bu bölgede gelişiyor. Ancak bazı durumlarda göğüs dışındaki yapılar tamamen kaybolmadığı için, vücudun farklı bölgelerinde de meme dokusu gelişebiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu durumun en sık koltuk altında görüldüğünü belirten Prof. Dr. Ahmet Karacalar, hastaların bu yapıyı çoğu zaman yağlanma zannettiğini ifade etti. Ancak söz konusu dokunun özellikle adet dönemlerinde veya hamilelikte büyüme, dolgunluk ve hassasiyet gibi şikâyetlere yol açabildiğini söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Prof. Dr. Ahmet Karacalar, ektopik meme dokusunun bazı vakalarda iyi huylu ya da kötü huylu dönüşüm gösterebileceğine de dikkat çekti. Bu nedenle koltuk altında uzun süredir bulunan, dönemsel olarak büyüyen ya da hassasiyet gösteren şişliklerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı. Uzmanlara göre bu tür şişliklerin kesin tanısı, klinik muayene ve görüntüleme yöntemleriyle konuluyor. Tedavide ise ilgili dokunun cerrahi olarak çıkarılması kesin çözüm olarak öne çıkıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Prof. Dr. Ahmet Karacalar, erken değerlendirme ve doğru tanının hem hasta konforu hem de olası risklerin önlenmesi açısından büyük önem taşıdığını belirtti.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 11:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2026/03/koltuk-altindaki-sislik-her-zaman-masum-degil-1773476305.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RAMAZAN’DA PROBİYOTİK VE LİF TÜKETİMİNE DİKKAT</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/ramazanda-probiyotik-ve-lif-tuketimine-dikkat-5519</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/ramazanda-probiyotik-ve-lif-tuketimine-dikkat-5519</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayında değişen öğün saatleri ve uzun süreli açlık, sindirim sistemi üzerinde önemli etkiler yaratabiliyor. Yaklaşık 13–14 saate kadar uzayan açlık süresi, özellikle dengesiz beslenmeyle birleştiğinde kabızlık, şişkinlik, hazımsızlık ve mide problemlerinin daha sık görülmesine yol açabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İstanbul Rumeli Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Araştırma Görevlisi Sanem Güven, Ramazan ayında doğru besin tercihleriyle sindirim sistemi sorunlarının büyük ölçüde önlenebileceğini belirterek probiyotik ve lif tüketiminin önemine dikkat çekti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Ramazan’da bağırsak hareketleri yavaşlayabiliyor”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ramazan’da değişen beslenme düzeni ve uzun süreli açlığın bağırsak hareketlerini yavaşlatabildiğini belirten Güven, bunun kabızlık, şişkinlik ve hazımsızlık gibi sindirim sistemi şikâyetlerini artırabildiğini, ancak doğru besin seçimleriyle bu sürecin daha konforlu ve sağlıklı geçirilebileceğini ifade etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Probiyotikler sindirim sistemini destekliyor”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Probiyotiklerin bağırsak sağlığını destekleyen yararlı mikroorganizmalar olduğunu belirten Güven, insan bağırsağında trilyonlarca bakteri bulunduğunu ve bu bakterilerin yalnızca sindirim sürecinde değil bağışıklık sisteminin işleyişinde de önemli rol oynadığını aktardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ramazan’da uzun süreli açlığın bağırsak hareketlerini yavaşlatabildiğini ve bunun kabızlık riskini artırabildiğini dile getiren Güven, probiyotiklerin bağırsak florasının dengesini korumaya yardımcı olarak sindirimi kolaylaştırdığını, şişkinlik ve gaz gibi sorunların azalmasına katkı sağlayabildiğini söyledi. Günlük beslenmede yoğurt, kefir, ayran ve doğal fermente ürünlere yer verilmesinin bağırsak sağlığı açısından faydalı olabileceğini belirten Güven, iftar sofralarında ağır ve yağlı yemekler yerine daha dengeli ve hafif seçeneklerin tercih edilmesinin sindirimi kolaylaştırabileceğini, çorba ve yoğurt gibi başlangıçların iyi bir alternatif oluşturabileceğini ifade etti. Sahurda kefir tüketiminin ise bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine katkı sağlayabileceğini kaydetti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Lif tüketimi kabızlığı önlemede önemli”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ramazan döneminde lif tüketiminin de büyük önem taşıdığına dikkat çeken Güven, bitkisel besinlerde bulunan lifin bağırsak sağlığı açısından hayati bir rol üstlendiğini belirtti. Lif tüketiminin azalmasının kabızlığın en önemli nedenlerinden biri olduğunu ifade eden Güven, tam buğday ekmeği, yulaf, baklagiller, sebzeler ve özellikle kabuğuyla tüketilebilen meyvelerin lif açısından zengin besinler arasında yer aldığını aktardı. Bu besinlerin bağırsak hareketlerini artırırken aynı zamanda tokluk süresini uzattığını ve kan şekerinin dengelenmesine katkı sağladığını söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Probiyotik ve lif birlikte tüketildiğinde etkisi artıyor”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Probiyotik ve lifin birlikte tüketildiğinde sindirim sistemi üzerinde daha güçlü bir etki oluşturduğunu ifade eden Güven, lifli besinlerin probiyotik bakteriler için bir besin kaynağı görevi gördüğünü belirtti. Yoğurtla birlikte yulaf ya da kefirle birlikte meyve tüketmenin sindirim sistemi açısından daha faydalı bir seçenek olabileceğini dile getirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Lif tüketiminin artırıldığı dönemlerde su tüketiminin de ihmal edilmemesi gerektiğini hatırlatan Güven, Ramazan’da sağlıklı bir sindirim sistemi için iftar ile sahur arasında yeterli su tüketiminin önemli olduğunu belirterek günde en az 8–10 bardak su içilmesini önerdi. Sofralarda yoğurt, kefir, tam tahıllar ve sebzelere daha fazla yer verilmesinin Ramazan ayının daha sağlıklı geçirilmesine katkı sağlayacağını sözlerine ekledi.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Mar 2026 11:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2026/03/ramazanda-probiyotik-ve-lif-tuketimine-dikkat-1773217515.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RAMAZAN’DA DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/ramazanda-dikkat-edilmesi-gerekenler-5440</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/ramazanda-dikkat-edilmesi-gerekenler-5440</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan’da gün boyu süren açlık nedeniyle iftar, sahur ve bu iki öğün arasındaki beslenme düzeni büyük önem taşıyor. Metabolizmanın yavaşlamasından olumsuz etkilenmemek, gün içinde enerji seviyesini ve zihinsel odağı koruyabilmek için yalnızca doğru seçimler yapmak değil, kaçınılması gereken alışkanlıklara da dikkat etmek gerekiyor. Ramazan başlamadan önce vücudu hazırlamanın süreci çok daha rahat geçirmeye yardımcı olacağını söyleyen Central Hospital’dan Diyetisyen Dr. Yaren Hocaoğlu, Ramazan ayında sıklıkla yapılan hataları, Ramazan öncesi alışveriş listesinde olması gerekenleri, diyet yapanların bu süreci nasıl geçirmesi gerektiğini ve örnek iftar ile sahur menülerini paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ramazan ayında beslenme düzeninin değişmesi, vücudun enerji dengesini ve metabolizmayı doğrudan etkiler. Uzun süren açlık sonrası iftarda ani ve aşırı yemek tüketimi; hazımsızlık, mide yanması ve kan şekeri dalgalanmalarına yol açabileceği için dengeli ve ölçülü bir beslenme yaklaşımı, Ramazan’ı hem daha rahat hem de sağlıklı geçirmeye yardımcı olur. Central Hospital’dan Diyetisyen Dr. Yaren Hocaoğlu’nun verdiği bilgilere göre, Ramazan’dan önce vücudu hazırlamak süreci çok daha rahat geçirmenizi sağlar. Buna göre Ramazan ayı başlamadan; gece atıştırmaları azaltılmalı, çay–kahve kademeli düşürülmeli, su tüketimi artırılmalı (en az 2–2,5 litre). Beyaz unlu ve şekerli gıdalar yerine tam tahıl ve lifli besinlere geçilmeli, akşam yemekleri biraz daha erken saatlere çekilmelidir. Yoğurt, kefir ve sebze ağırlıklı beslenme bağırsakları destekler. İstenirse Ramazan öncesi probiyotiklere başlanabilir. Bu geçiş süreci; Ramazan’da sık görülen halsizlik, baş ağrısı, şişkinlik ve kabızlık gibi şikâyetleri ciddi şekilde azaltır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ramazan’da en sıkı yapılan hatalar</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ramazan mutfağının temeli dengedir. Yumurta, tavuk/hindi, balık, yoğurt–kefir gibi protein kaynakları; tam buğday ekmeği, yulaf, bulgur gibi kompleks karbonhidratlar; zeytinyağı, avokado ve çiğ kuruyemişler; bol sebze–yeşillik, kuru baklagiller ve chia/keten tohumu alışveriş listesinde yer almalıdır. Ayrıca yeterli su, maden suyu ve bitki çayları (rezene, papatya, ıhlamur) Ramazan boyunca dengeyi korumaya yardımcı olur. Bu temel ürünler Ramazan boyunca daha uzun süre tok kalmaya yardımcı olur ve enerji düşüklüğünü önler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ramazan’da en sık yapılan beslenme hatalarını da sıralayan Diyetisyen Dr. Hocaoğlu, “Sahuru atlamak, iftarda hızlı ve fazla yemek, kızartma ve şerbetli tatlıları sık tüketmek, gün içinde az su içmek, günü tek öğün gibi geçirmek ve sebze–protein yerine ağırlığı karbonhidrata vermek en sık yapılan hatalardır” diyerek bu durumun kilo artışı, mide sorunları ve enerji düşüklüğüne yol açabileceğini vurguladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Diyet yapanlar Ramazan’da düzeni bozmadan nasıl beslenebilir?</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ramazan doğru planlandığında diyet yapanların bu süreci bozmadan devam ettirebileceğini söyleyen Diyetisyen Dr. Hocaoğlu, “İftarda önce su ve çorba ile başlanmalı, ardından 10–15 dakikalık kısa bir ara verilmelidir. Bu küçük mola tokluk sinyalini artırır ve kontrolsüz yemeyi önler. Ana öğünde tabağın yarısı sebze, dörtte biri protein, dörtte biri kompleks karbonhidrat olmalıdır. Sahur mutlaka yapılmalı; protein, lif ve sağlıklı yağ içeren dengeli bir tabak tercih edilmelidir. Sahuru atlamak gün içinde halsizliğe yol açar ve iftarda aşırı yemeyi tetikler. Tatlı yerine meyve veya sütlü tatlı (haftada 1–2 kez) öneriyorum” dedi. İftar sonrası kısa yürüyüşlerin hem kan şekerini hem de sindirimi desteklediğini belirten Diyetisyen Dr. Hocaoğlu, burada amacın az yemek değil, doğru dağıtılmış dengeli yemek olduğunu kaydetti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">ÖRNEK RAMAZAN İFTAR MENÜSÜ</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">ÖRNEĞİ</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">1–2 adet hurma</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">1 bardak su</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">1 kase mercimek çorbası (veya ezogelin)</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Izgara tavuk / fırında köfte / etli sebze yemeği</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yanında az yağlı pilav veya bulgur pilavı</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mevsim salatası (limon + zeytinyağı az)</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yoğurt veya cacık</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">1–2 dilim tam buğday ekmeği</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Güllaç / sütlaç</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">ÖRNEK RAMAZAN SAHUR MENÜSÜ</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">1–2 adet haşlanmış yumurta</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Beyaz peynir veya lor peyniri</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Zeytin (5–6 adet)</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">1–2 dilim tam buğday ekmeği</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Domates, salatalık, yeşillik</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 12:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2026/02/ramazanda-dikkat-edilmesi-gerekenler-1771491947.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HAREKETSİZLİK, ALKOL VE SİGARA, KOLON KANSERİ RİSKİNİ ARTIRIYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/hareketsizlik-alkol-ve-sigara-kolon-kanseri-riskini-artiriyor-5416</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/hareketsizlik-alkol-ve-sigara-kolon-kanseri-riskini-artiriyor-5416</guid>
                <description><![CDATA[Dünyada olduğu gibi ülkemizde de sık rastlanan kanser türlerinden biri olan kolon kanserinde erken tanı hayat kurtarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kolon kanserinin erken dönemde saptanabilen ve tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu belirten Özel Sağlık Hastanesi Gastroentereloji Uzmanı Dr. Seda Akkaya, 50 yaş üstündeki kişilerde tarama yapılması gerektiğine dikkat çekti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">50 YAŞIN ÜSTÜNDEKİLERE TARAMA YAPILMALI</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Akkaya, “Kolon kanseri, kalın bağırsak ve rektumda gelişen ve erken tanı konulduğunda da tedavi edilebilen bir hastalıktır. 50 yaşın üstünde kişilerde hiçbir şikayet olmasa dahi mutlaka kolon kanseri için tarama gerekiyor. Hareketsiz yaşam, fiziksel aktivite eksikliği, obezite, sigara, alkol, sağlıksız beslenme gibi faktörler kolon kanseri riskini artırıyor. Ailesinde birinci derece yakınında bağırsak kanseri olanlar ve bağırsak polipi öyküsü olanlara mutlaka yaşı beklemeden bir tarama yapılmalı. Kolon kanseri taramalarında kolonoskopi, erken tanı ve koruyucu tedavi açısından altın standart yöntem olup, kanserleşme potansiyeli olan poliplerin erken dönemde tespit edilmesini sağlar” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">UZMAN HEKİME BAŞVURUN</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Açıklanamayan kilo kaybı ve demir eksikliğinin de önemli belirtiler arasında yer aldığını hatırlatan Özel Sağlık Hastanesi Gastroentereloji Uzmanı Dr. Seda Akkaya, şunları söyledi: “Bunun dışında bir de alarm semptomları dediğimiz, mutlaka doktora başvurulması gereken semptomlar bulunuyor. Bunlar, dışkıda kan görülmesi, karın ağrısı, açıklanamayan kilo kaybı, uzun süren kabızlık, ishal ya da dışkılama değişikliğinin olması olarak sıralanabilir. Eğer kanda açıklanamayan bir demir eksikliği ve bir kansızlık durumu varsa yine mutlaka doktora başvurulması gerekmektedir. Bu belirtilere sahipseniz mutlaka vakit kaybetmeden bir uzman hekime başvurulması ve gerekli tanı ve tedavilere başlanması önemlidir”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Feb 2026 12:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2026/02/hareketsizlik-alkol-ve-sigara-kolon-kanseri-riskini-artiriyor-1771233431.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÖZ SAĞLIĞININ GELECEĞİ ANKARA’DA ŞEKİLLENDİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/goz-sagliginin-gelecegi-ankarada-sekillendi-5415</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/goz-sagliginin-gelecegi-ankarada-sekillendi-5415</guid>
                <description><![CDATA[Ankara Etlik Şehir Hastanesi ve göz sağlığı teknolojilerinin dünya liderlerinden ZEISS işbirliğiyle düzenlenen Ophthalmic Future Summit’26, tıp dünyasını geleceğin cerrahi teknolojileriyle Ankara’da buluşturdu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Oftalmik cerrahisinde Türkiye’nin en kapsamlı sağlık zirvelerinden biri olan Ophthalmic Future Summit’26, Ankara Etlik Şehir Hastanesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Göz hastalıkları alanındaki en yeni klinik yaklaşımların ve entegre medikal ekosistem teknolojilerinin bir araya geldiği zirve, tıp dünyasından yoğun ilgi gördü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Oftalmik cerrahinin dijital ve entegre ekosistemlerle nasıl daha verimli hale geldiğine canlı cerrahilerle tanıklık eden katılımcılar, ileri cerrahi sistemleri keşfetme imkanı buldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Etkinlik; Etlik Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekimi Dr. Mustafa Sırrı Kotanoğlu, Ankara Etlik Şehir Hastanesi Göz Hastalıkları Hekimi Prof. Dr. Kenan Sönmez ve ZEISS Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Christian Martin’ın açılış konuşmaları ile başladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Christian Martin: “Doktorlarımızın ve iş ortaklarımızın başarısına katkıda bulunmaya devam edeceğiz’’</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">ZEISS Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Christian Martin, Ophthalmic Future Summit’26 kapsamında Ankara Etlik Şehir Hastanesi’nde tıp dünyasının kıymetli doktorlarıyla bir araya gelmekten ve canlı cerrahi uygulamalarını izlemekten memnuniyet duyduğunu belirtti. Oftalmolojinin geleceğinin birlikte şekillendirildiğini ifade eden Martin, şunları söyledi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">“ZEISS’ın global vizyonunu Türkiye’de somut bir değere dönüştürmek adına 2014’ten beri büyük bir özveriyle çalışıyoruz. Global vizyonumuzun bir yansıması olarak oftalmoloji alanında medikal ekosistem teknolojileri sunarak klinik verimliliği destekliyor, sağlık profesyonellerinin tanıdan tedaviye tüm iş akışını kolaylaştırıyoruz. Bu perspektifle Ankara’daki müşteri deneyim merkezimizle de sağlık ekosistemine, doktorlarımızın ve iş ortaklarımızın başarısına katkıda bulunmaya devam ediyoruz.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Canlı Cerrahiler ve İleri Teknolojiler Damga Vurdu</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Zirvenin bilimsel programı kapsamında, uzman cerrahlar tarafından ZEISS AT LISA ve ZEISS AT ELANA göz içi lensleri ile QUATERA 700 fako cihazı kullanılarak katarakt canlıcerrahileri ve ZEISS VisuMax lazer sistemi ile refraktif cerrahi uygulamaları gerçekleştirildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Öğleden sonraki oturumlarda ise teknolojik inovasyonlar hız kesmeden devam etti. ZEISS VISUMAX 800 ile SMILE Pro vaka sunumları yapılırken; ARTEVO 850 cerrahi mikroskobu ve EVA NEXUS cerrahi sistemleri eşliğinde retina cerrahisi uygulamaları katılımcılarla paylaşıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Oftalmolojide Entegre Ekosistem Yaklaşımı</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Oftalmolojinin geleceğini şekillendiren entegre medikal ekosistem yaklaşımının ön plana çıktığı etkinlikte; katarakt, retina ve refraktif cerrahide kullanılan güncel çözümler, interaktif vaka sunumlarıyla ele alındı. Alanında uzman hekimlerin deneyim paylaşımları, Türkiye’nin göz sağlığı vizyonuna küresel bir standart getirme hedefini bir kez daha vurguladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yenilikçi Teknolojiler Mercek Altına Alındı</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Zirve boyunca dijitalleşen tıp dünyasının göz cerrahisine etkileri, yapay zeka destekli teşhis yöntemleri ve ZEISS’ın en ileri görüntüleme cihazları katılımcılar tarafından detaylıca incelendi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ankara Etlik Şehir Hastanesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen bu bilimsel şölen, göz cerrahisinde kullanılan ileri teknolojilerin Türkiye’deki sağlık hizmetlerine sunduğu katkıyı bir kez daha gözler önüne serdi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Feb 2026 12:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2026/02/goz-sagliginin-gelecegi-ankarada-sekillendi-1771233373.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RAMAZANDA KİLO ALMADAN SAĞLIKLI BESLENİN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/ramazanda-kilo-almadan-saglikli-beslenin-5414</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/ramazanda-kilo-almadan-saglikli-beslenin-5414</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayının gelmesiyle beslenme alışkanlıklarının değiştiğini belirten Egepol Hastaneleri Beslenme ve Diyet Uzmanı Cansu Kahraman, Ramazan ayında kilo almadan sağlıklı beslenmenin ipuçlarını paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ramazanda sahur ve iftar arasında uzun bir süre olduğunu söyleyen Kahraman, az ve sık yemek yerine öğün sayılarının azaldığını ve iftarda fazladan yemek tüketilebildiğini dile getirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">YAĞLI YEMEKLERDEN UZAK DURUN</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kilo almak istemeyenler için önerilerde bulunan Cansu Kahraman, “Ramazan ayında kilo alınmasının en büyük sebeplerinden bir tanesi iftarda yüksek miktarlarda ve yağlı yiyecek tüketimi olmasıdır. İftarı 2 su bardağı su ve hurma-zeytin ile açabilirsiniz. Çorba ile devam edip 10-15 dakika ara verilirse mide-bağırsak sistemi için çok faydalı olacaktır. Ana yemek olarak kırmızı et, köfte, tavuk, balık gibi protein kaynakları yanında sebze yemekleri veya brokoli, karnabahar haşlama, yoğurt ve yanında karbonhidrat ihtiyacımız için ölçülü bir şekilde bulgur pilavı, tahıllı makarna tercih edilebilir. Ramazan pidesi yemek istenirse ekstra bir ekmek tüketimi olmamalıdır. Tatlı yenmek istenirse iftardan 1 buçuk 2 saat sonra ağır-şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar veya dondurma tercih edilebilir. Tatlı yerine meyve ve fındık-badem gibi kavrulmamış kuruyemişler de tüketilebilir” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">SAHURDA KAHVALTIYI TERCİH EDİN</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sahurda tercih edilmesi gereken yiyecekler hakkında bilgi veren Cansu Kahraman, şunları söyledi: “Sahurda kahvaltı öğünü tercih edilmeli, ağır, yağlı yemekler ve kızartmalardan uzak durulmalıdır. Sahurda; peynir, yumurta gibi protein; fındık, ceviz, badem gibi yağ grupları yer almalıdır. Bol yeşillik, domates, salatalığa ek olarak 1 porsiyon meyve ve süt ya da yoğurt tüketilmesi de tok kalınmasında faydalı olacaktır. Kahvaltı öğünü yerine çorba tercih edilecekse yanında peynir, az tuzlu zeytin veya fındık-badem gibi yağ grupları eklenerek tokluk hissiyatının artması sağlanabilir. Sahurda kahvaltı yapmak veya çorba içmek istemeyenlere bir alternatif de yulaf lapası olabilir. Tercihen ekstra 1 haşlanmış yumurta eklenebilir”</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sıvı tüketiminin Ramazan ayında da çok önemli olduğunu kaydeden Kahraman, “Orucun 2 bardak su ile açılması gerekiyor. Sahura kadar minimum 1 - 1 buçuk litre su içilmesi ve sahurda da 500 -750 ml arasında su içilmesi de vücut için önemli. Spor yapmak isteyenler, eğer ağırlık antrenmanı yapacaksa iftardan 2 saat sonra, hafif yürüyüş egzersizlerini ise gün içinde istenilen saatlerde yapabilir. Ağır antrenmanlarda yaşanan yoğun su kaybından dolayı iftarı açmadan yapmak tehlikeli olabilir” ifadesini kullandı.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Feb 2026 12:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2026/02/ramazanda-kilo-almadan-saglikli-beslenin-1771233205.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HER BEL AĞRISI FITIK DEĞİLDİR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/her-bel-agrisi-fitik-degildir-5390</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/her-bel-agrisi-fitik-degildir-5390</guid>
                <description><![CDATA[Bel ağrısında doğru bilinen yanlışlara uzman uyarısı: MR sonucu değil, bütüncül değerlendirme önemli]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bel ağrısı toplumda çoğu zaman bel fıtığıyla eş anlamlı görülse de uzmanlara göre her ağrının altında yapısal bir sorun yatmıyor. İstanbul Rumeli Üniversitesi Gerontoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Nursel Öziri, bel ağrılarının büyük bölümünün yaşam tarzı, kas dengesi ve günlük alışkanlıklarla ilişkili olduğunu vurgulayarak, gereksiz hareketsizlik ve yanlış egzersizlerin iyileşme sürecini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bel ağrısı toplumda yaygın, ancak yanlış biliniyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Günümüzde her yaş grubunda sık görülen bel ağrısı, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Araştırmalar, bireylerin yaşamları boyunca bel ağrısı yaşama oranının yüzde 70’in üzerinde olduğunu ortaya koyuyor. Buna rağmen toplumda bel ağrısı çoğu zaman doğrudan bel fıtığıyla ilişkilendiriliyor. Oysa bilimsel veriler, bel ağrılarının büyük bölümünün “spesifik olmayan bel ağrısı” olarak tanımlandığını ve tek bir yapısal nedene bağlanamadığını gösteriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dr. Öğr. Üyesi Nursel Öziri, kas-iskelet sistemi sorunları, hareketsiz yaşam, stres, uyku düzeni ve fiziksel kondisyon gibi birçok faktörün bel ağrısının oluşumunda birlikte rol oynadığını belirtiyor. Bel fıtığının ise genellikle bacağa yayılan ağrı, uyuşma, karıncalanma ve kas gücünde azalma gibi sinir kökü bulgularıyla kendini gösterdiğini ifade ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">MR sonucu her zaman ağrının nedeni değildir</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Görüntüleme yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte bel ağrısı yaşayan birçok kişiye MR çekildiğini belirten Öziri, MR raporlarında görülen her fıtık bulgusunun ağrının kaynağı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor. Yapılan çalışmaların, hiçbir şikâyeti olmayan kişilerde bile disk taşması ve dejeneratif değişikliklerin görülebildiğini ortaya koyduğunu belirten Öziri, tanının yalnızca görüntüleme ile değil klinik değerlendirme ile konulması gerektiğini ifade ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Hareketten kaçınmak iyileşmeyi geciktiriyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Toplumda yaygın olan “ağrı varsa hareket edilmemeli” düşüncesinin yanlış olduğuna dikkat çeken Öziri, kontrollü ve doğru planlanmış hareketin iyileşme sürecini desteklediğini söylüyor. Karın, bel ve kalça çevresini kapsayan core kaslarının güçlendirilmesinin omurga stabilitesini artırdığını belirten Öziri, fizyoterapist eşliğinde uygulanan klinik pilates temelli egzersizlerin bel ağrısının azaltılmasında etkili olduğunu ifade ediyor. Günlük yaşamda doğru postür alışkanlıklarının kazanılması da bel sağlığının korunmasında kritik rol oynuyor. Uzun süre oturmak, telefona eğilerek bakmak ve ergonomik olmayan çalışma koşulları omurga üzerindeki yükü artırıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bel kıtlatma geçici rahatlama sağlayabilir</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sosyal medyada sıkça karşılaşılan manuel manipülasyon uygulamalarının bazı kişilerde kısa süreli rahatlama sağlayabileceğini belirten Öziri, bu yöntemlerin tek başına kalıcı çözüm olmadığını ve mutlaka uzman fizyoterapistler tarafından uygulanması gerektiğini vurguluyor. Kalıcı iyileşmenin egzersiz ve rehabilitasyon programlarıyla mümkün olduğunu ifade ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Her egzersiz herkese uygun değil</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Her bireyin kas yapısı, hareket kapasitesi ve yaşam koşullarının farklı olduğuna dikkat çeken Öziri, standart egzersiz programlarının herkeste aynı sonucu vermediğini belirtiyor. Bel ağrısı yaşayan bireylerin doğrudan genel spor programlarına yönelmesinin riskli olabileceğini ifade eden Öziri, fizyoterapistlerin bireyi bütüncül olarak değerlendirerek kişiye özel rehabilitasyon programı oluşturmasının önemine işaret ediyor. Bel ağrılarının visseral, somatik ya da mekanik nedenlerle ortaya çıkabileceğini, bu nedenle değerlendirme sürecinin fiziksel olduğu kadar psikososyal faktörleri de kapsaması gerektiğini belirtiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu belirtiler varsa gecikmeden doktora başvurulmalı</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İdrar veya dışkı kontrolünde bozulma, ilerleyici bacak güçsüzlüğü, parmak ucu ya da topukta yürüyememe, travma sonrası gelişen ağrı, gece artan veya gün içinde hiç azalmayan ağrı gibi durumlarda vakit kaybetmeden hekime başvurulması gerektiği vurgulanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Konuyla ilgili detaylı bilgi ve görsel malzeme seçkisi ektedir. Değerlendirmenize sunar, iyi çalışmalar dilerim.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 11:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2026/02/her-bel-agrisi-fitik-degildir-1770886879.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EN GÜÇLÜ SİLAHIMIZ ERKEN TANI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/en-guclu-silahimiz-erken-tani-5358</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/en-guclu-silahimiz-erken-tani-5358</guid>
                <description><![CDATA[Kanser, dünya genelinde kardiyovasküler hastalıklardan sonra en sık görülen ikinci ölüm nedeni olarak önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Her yıl 4 Şubat’ta anılan Dünya Kanser Günü, kanser konusunda toplumsal farkındalığı artırmak, erken tanının önemini vurgulamak ve önlenebilir risk faktörlerine karşı bilinç oluşturmak amacıyla küresel ölçekte dikkat çekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İstanbul Rumeli Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Merve Kırmacı, Türkiye’de kanser insidansı ve mortalitesinin son yıllarda artış eğilimi gösterdiğine dikkat çekerek, bu durumun yalnızca tıbbi nedenlerle açıklanamayacağını belirtiyor. Dr. Kırmacı, “Türkiye’de kanser yükündeki artış; nüfusun yaşlanması, yaşam tarzı değişiklikleri, sigara ve obezite gibi risk faktörlerinin yaygınlığı ile çevresel maruziyetlerin birleşik etkisiyle şekillenmektedir. Bu nedenle kanserle mücadelede yalnızca tedaviye değil, koruyucu sağlık politikalarına da güçlü biçimde odaklanmak zorundayız” değerlendirmesinde bulunuyor.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Feb 2026 11:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2026/02/en-guclu-silahimiz-erken-tani-1770192387.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KIŞ DEPRESYONUNU GÖRMEZDEN GELMEYİN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/kis-depresyonunu-gormezden-gelmeyin-5349</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/kis-depresyonunu-gormezden-gelmeyin-5349</guid>
                <description><![CDATA[Kış depresyonunun genellikle sonbahar sonu ve kış aylarında ortaya çıktığını belirten Uzman Klinik Psikolog Buse Gökçe, “Güneş ışığının azalmasıyla birlikte beyindeki serotonin ve melatonin dengesi bozulur. Bu durum ruh hali ve uyku düzenini doğrudan etkiler. Ancak sorun yalnızca biyolojik değildir. Modern yaşamda kapalı alanlarda geçirilen uzun süreler de tabloyu ağırlaştırmaktadır” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kış aylarının gelmesiyle birlikte birçok kişide enerji düşüklüğü, uyku isteğinde artış ve sosyal hayattan uzaklaşma gibi şikâyetler ortaya çıkıyor. Çoğu zaman bu durum “havalar kapalı” ya da “mevsimsel yorgunluk” şeklinde değerlendirilerek göz ardı ediliyor. Oysa bu belirtiler, kış depresyonunun erken işaretleri arasında yer alıyor. VM Medical Park Samsun Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Buse Gökçe, kış depresyonunun sanılandan daha yaygın görüldüğünü belirterek önemli uyarılarda bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kış depresyonunun genellikle sonbahar sonu ve kış aylarında ortaya çıktığını söyleyen Uzm. Klnk. Psk. Gökçe, “Güneş ışığının azalmasıyla birlikte beyindeki serotonin ve melatonin dengesi bozulur. Bu durum ruh hali ve uyku düzenini doğrudan etkiler. Ancak sorun yalnızca biyolojik değildir. Modern yaşamda kapalı alanlarda geçirilen uzun süreler de tabloyu ağırlaştırmaktadır” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">“Sonbahar ve kış aylarında artış gösterir”</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Uzm. Klnk. Psk. Gökçe, bilimsel araştırmalara göre mevsimsel depresyon belirtilerinin toplumda yüzde 4 ile 8 oranında görüldüğünü belirterek, “Bu belirtiler sonbahar ve kış aylarında artış gösterir. En sık karşılaşılan şikâyetler arasında sürekli yorgunluk, uyku ihtiyacında artış, konsantrasyon güçlüğü, sosyal hayattan uzaklaşma ile umutsuzluk ve değersizlik duyguları yer alır” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">“Tedavi edilmezse bireyi olumsuz etkiler”</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Birçok kişinin bu belirtileri depresyon olarak değerlendirmediğine dikkat çeken Uzm. Klnk. Psk. Gökçe, “Geçecek” ya da “Herkes böyle hissediyor” düşüncesiyle profesyonel destek arayışının ertelendiğini belirtti. Uzm. Klnk. Psk. Gökçe, tedavi edilmeyen kış depresyonunun zamanla iş verimliliğini düşürebileceğini, ilişkileri olumsuz etkileyebileceğini ve daha ciddi ruhsal sorunlara zemin hazırlayabileceğini vurguladı. Uzm. Klnk. Psk. Gökçe, “Özellikle büyük şehirlerde yaşayanlar, evden çalışanlar ve gün ışığından yeterince faydalanamayan bireylerin risk grubunda yer alırlar” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">“Kış depresyonuna karşı öneriler”</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kış depresyonunun önlenmesi ya da belirtilerin hafifletilmesi için bazı basit ama etkili önlemler alınabileceğini belirten Uzm. Klnk. Psk. Gökçe, şu önerilerde bulundu: Ev ve iş ortamlarında gün ışığına en yakın aydınlatmaların tercih edilmesi, Düzenli fiziksel aktivite yapılması, özellikle açık havada yürüyüşe zaman ayrılması, Karbonhidrat ve şeker ağırlıklı beslenmeden kaçınılması, protein ve vitamin yönünden zengin bir beslenme düzeni oluşturulması, Sosyal ilişkilerin korunması, sevdiklerle daha sık bir araya gelinmesi, Psikolojik destek almaktan çekinilmemesi. Belirtilerin uzun süredir devam etmesi ve günlük yaşamı zorlaştırması durumunda mutlaka bir uzmandan destek alınması gerektiğini dile getiren Uzm. Klnk. Psk. Gökçe, erken müdahalenin yaşam kalitesini artırmada önemli rol oynadığını ifade etti.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Feb 2026 11:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2026/02/kis-depresyonunu-gormezden-gelmeyin-1770108566.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÖZLERDEN SAĞLIĞA ERKEN UYARI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/gozlerden-sagliga-erken-uyari-5318</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/gozlerden-sagliga-erken-uyari-5318</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’de modern tıp eğitiminde henüz resmi bir uzmanlık alanı olarak yer almayan iridoloji, dünyanın birçok ülkesinde tamamlayıcı ve koruyucu sağlık yaklaşımı olarak kullanılıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde hem tıp hem de natüropatik tıp alanlarında uzmanlık eğitimi alan Dr. Filiz Baran, iridolojinin Türkiye’de bilimsel ve akademik bir çerçevede ele alınması gerektiğini söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Türkiye’de bu alanın akademik olarak incelenmesi, araştırılması ve doğru şekilde yapılandırılmasının sağlık sistemine önemli katkılar sağlayabileceğini ifade ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Baran konuyu şöyle açıklıyor “Türkiye’de bu alanın doğru anlaşılmasını istiyorum. Bilimsel, etik ve disiplinli bir yapı kurulduğunda iridoloji, koruyucu hekimliğe ciddi katkı sunabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Modern tıp hayat kurtarıcıdır. Benim amacım onun yerine geçmek değil; onu erken farkındalık ve koruyucu hekimlikle desteklemek.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Gözler hastalık oluşmadan önce sinyal verebilir</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dr. Filiz Baran’ın özellikle üzerinde durduğu alanlardan biri olan iridoloji, gözün iris ve sklera tabakalarının incelenmesi yoluyla, bireyin metabolik yapısı, beslenme durumu ve bazı fonksiyonel bozukluklara dair erken işaretlerin değerlendirilmesini amaçlıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Almanya, Rusya, Avustralya, ABD ve Hindistan gibi ülkelerde uzun yıllardır kullanılan bu yöntem, özellikle koruyucu hekimlik ve erken farkındalık açısından dikkat çekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dr. Baran “Gözlerde, vücutta henüz belirti vermemiş pek çok sürecin izlerini görmek mümkün. Bu da bize erken önlem alma şansı veriyor.” diyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Uluslararası Bir Tıp Yolculuğu</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dr. Filiz Baran, Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 2001 yılında mezun oldu. Tıp eğitimi sırasında uluslararası değişim programlarıyla farklı ülkelerde klinik stajlar yapan Baran, mezuniyetinin ardından Amerika’ya taşındı. Burada histoloji ve patoloji laboratuvarlarında, ayrıca Rutgers Üniversitesi Tıp Fakültesi Kanser Araştırma Merkezi bünyesinde yürütülen deneysel çalışmalarda görev aldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Amerika’daki kariyeri boyunca Moderna ve Pfizer gibi global ilaç şirketleriyle proje bazlı araştırmalarda çalışan Dr. Baran, preklinik ve klinik araştırmalar alanında önemli deneyim kazandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Doğal Tıp ve Bilimsel Altyapı</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dr. Baran, Amerika’da Naturopatik Tıp alanında doktora yaparak, bütüncül sağlık yaklaşımlarını modern bilimle birlikte ele aldı. Bu süreçte gönüllü katılımcılar üzerinde yürüttüğü çalışmalarda, Çin tıbbı temelli yaklaşımlar, nefes ve meditasyon uygulamalarının fizyolojik ve duygusal süreçler üzerindeki etkilerini inceledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Doğal tıp; zihin, beden ve ruhu bir bütün olarak ele alan, yaşam tarzı düzenlemeleri ve önleyici yaklaşımlara odaklanan bir sağlık sistemi olarak tanımlanıyor. Dr. Baran’a göre bu yaklaşım, modern tıbbın tamamlayıcısı niteliğinde.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Uluslararası Tanınırlık ve Ödül</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dr. Baran, Uluslararası İridoloji Uygulayıcıları Derneği (IIPA) sertifikalı ve aktif üyesi. Her yıl düzenli vaka sunumları ve bilimsel toplantılara katılan Baran, bu alandaki çalışmaları nedeniyle 2025 yılında American Naturopathic Medical Association(ANMA) tarafından Başarı Ödülü’ne layık görüldü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bugüne kadar 250 sayfanın üzerinde araştırma ve deneysel çalışmaya imza atan Dr. Baran, aynı zamanda sağlık profesyonellerine yönelik eğitimler de veriyor.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2026/01/gozlerden-sagliga-erken-uyari-1769590792.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SULANMA VE KAŞINTI VARSA DEMODEX PARAZİTİNE DİKKAT</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/sulanma-ve-kasinti-varsa-demodex-parazitine-dikkat-5307</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/sulanma-ve-kasinti-varsa-demodex-parazitine-dikkat-5307</guid>
                <description><![CDATA[Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Kurucusu Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, kirpik diplerinde yaşayan demodex adlı parazitin, kuru göz hastalığına neden olabileceği konusunda uyarıda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu parazitin bir hijyen eksikliği nedeniyle değil, doğal olarak ciltte bulunduğunu dile getiren Kaşkaloğlu, mikroskobik inceleme sonucunda doğru tanı ve tedavi yönteminin belirlendiğini söyledi.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">ÇAY AĞACI EKSTRESİ İYİ GELİYOR</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Hastalık hakkında bilgi veren Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, “Demodex paraziti, insanlarda özellikle kirpik diplerinde yaşayan mikroskobik bir akar türüdür. Genellikle kirpik dibi iltihabı, kaşıntı, kızarıklık, gözde yabancı cisim hissi ve kirpik dökülmesi gibi şikayetlere neden olabilir. Demodex, kirpik dibindeki buradaki yağları yediği için gözyaşının özelliğini bozuyor. Bu özellik bozulunca da gözyaşı gözde iyi tutunmadığı için hastada kuru göz şikayetleri oluşuyor. Bu aşamada kuru göz tedavisine başlıyoruz. Yapay gözyaşı veriyoruz. Hastalar, çay ağacı ekstresi olan ilaçlardan da çok fayda görüyor. Bu kişilere içinde çay ağacı ekstresi olan mendil ve şampuanlar öneriyoruz” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">UZMAN HEKİME GÖRÜNÜN</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Hastayı ilk tedaviden bir ay sonra kontrole çağırdıklarını kaydeden Kaşkaloğlu sözlerini şöyle sürdürdü: "Bir ay sonunda eğer Demodex gitmemişse IPL ve ışık tedavisi (low level light) uyguluyoruz. İnsanların aklına hemen bu bir hijyen sorunu mu? diye gelebilir. Bu zaten ciltte yaşayan bir parazit. Hijyenle bir ilgisi yok. Eğer gözünüzde yanma, batma, bulanık görme, sulanma gibi şikayetler varsa mutlaka bir uzman hekime başvurmanızı öneriyoruz”</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 26 Jan 2026 10:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2026/01/sulanma-ve-kasinti-varsa-demodex-parazitine-dikkat-1769413984.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AYNI ÇATI ALTINDA BULUŞTURUYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/ayni-cati-altinda-bulusturuyor-5280</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/ayni-cati-altinda-bulusturuyor-5280</guid>
                <description><![CDATA[Hekimlik ile psikoloji alanındaki uzmanlığını aynı çatı altında buluşturan Dr. Figen Üzer; Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp ( GETAT) uygulamalarından hipnoterapi ve kupa terapisi hizmetleri sunmanın yanı sıra, ruh sağlığı alanında psikolojik danışmanlık, aile danışmanlığı, psikoterapi ve eş terapisi görevlerini de yürüterek hastalarına ve danışanlarına bütüncül bir sağlık yaklaşımı sunmaktadır. Uzun yıllara dayanan kamu deneyimi, akademik birikimi ve çok disiplinli çalışmalarıyla ruh sağlığı ve bağımlılıkla mücadele alanlarında öne çıkan isimler arasında yer almaktadır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi mezunu olan Dr. Üzer, akademik gelişimini Uludağ Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü’nü tamamlayarak sürdürmüş; tıbbı ve psikoloji alanındaki uzmanlığını mesleki pratiğinde başarıyla birleştirmiştir. Kariyeri boyunca Sağlık Bakanlığı, İstanbul Valiliği ve İl Sağlık Müdürlükleri bünyesinde GETAT hekimliği ve aile hekimliği görevlerinin yanı sıra, bağımlılıkla mücadeleye yönelik proje ve eğitim koordinatörlüğü görevlerinde bulunmuştur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bağımlılıkla mücadele, hipnoterapi, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) uygulamaları ile ruh sağlığı alanlarında yurt içi ve yurt dışında çok sayıda seminer, kongre, eğitim programı ve atölye çalışmasına katılan ve sunumlar gerçekleştiren Dr. Figen Üzer; bilgi ve deneyimini farklı coğrafyalarda meslektaşları ve katılımcılarla paylaşmıştır. Aynı zamanda üniversite öğrencilerine ve alan profesyonellerine yönelik mesleki gelişim odaklı, halka yönelik ise farkındalık temelli atölye çalışmaları düzenleyerek hem uzmanlık alanlarına hem de toplumsal bilinçlenmeye katkı sağlamaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Medya alanında da aktif çalışmaları bulunan Dr. Üzer, TRT, Ülke TV, TVNET ve VAV TV başta olmak üzere birçok ulusal televizyon kanalında canlı yayınlara katılarak kamuoyunu bilgilendirmiştir. Ayrıca Açık Ekran YouTube kanalında, başarılı televizyoncu Cüneyt Diktaş ile birlikte sunduğu “Mozaik” programıyla sağlık, psikoloji ve toplumsal konuları geniş kitlelerle buluşturmuştur.Bilimsel birikimini etkili iletişim, sahne ve anlatım disiplinleriyle destekleyen Dr. Figen Üzer; akademik, klinik ve toplumsal çalışmalarını çok yönlü uzman kimliğiyle ulusal ve uluslararası platformlarda sürdürmeye devam etmektedir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Jan 2026 11:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2026/01/ayni-cati-altinda-bulusturuyor-1768813203.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİR BAŞARI HİKAYESİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/bir-basari-hikayesi-5272</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/bir-basari-hikayesi-5272</guid>
                <description><![CDATA[Diş Hekimi Erkan Kara, Ankara’nın en büyük özel diş hastanesini kurarak sağlık alanında önemli bir adım atmıştır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Mega Avrupa Diş Kliniği, kuruluşundan itibaren, hastaların kendilerini rahat ve güvende hissedebileceği bir ortam sunmayı amaçlamış, her aşaması büyük bir titizlikle tamamlanmış bir yapıdır. Klinik, yalnızca fiziksel tasarımıyla değil, sunduğu kaliteli hizmetle de sektörde fark yaratmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Son teknoloji altyapısı ve kendi bünyesindeki üretim laboratuvarları ile Mega Avrupa Diş Kliniği, 33 diş hekimi ve 90 personelden oluşan güçlü bir kadro ile hizmet sunmaktadır. Diş Hekimi Erkan Kara, vizyonu ile sadece Ankara’da değil, sağlık turizmi alanında da Türkiye’nin en büyük diş sağlığı kuruluşlarından birini yaratma yolunda hızlı adımlarla ilerlemektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Diş Hekimi Erkan Kara ve ekibi, her hasta için kişiye özel bir yaklaşım benimseyerek tedavi süreçlerini özveriyle yönetmektedir. Klinik, yüksek kalite standartlarını koruyarak, hasta memnuniyetini daima ön planda tutmakta ve sektördeki liderliğini pekiştirmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">37 yıllık birikimini yalnızca diş hekimliği ile sınırlı tutmayıp, “Erkan Kara Yapım Şirketi” aracılığıyla organizasyonel alanda da büyük başarılara imza atmıştır. Tıpkı adındaki “mega” kelimesinin hakkını verircesine, tiyatrodan gişe etkinliklerine kadar birçok büyük projeyi hayata geçirmiştir. Gerçekleştirdiği sold-out tiyatro organizasyonları ve geniş çaplı etkinliklerle, isminden sıkça söz ettirmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">BABAY BROWN ACIKLAMALARI</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Herkese merhaba, Öncelikle Türkiye’de olmaktan ve bugün burada sizlerle konuşmaktan büyük mutluluk duyuyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Ben Baby Brown. Müzik kariyerim boyunca sahnede, kliplerde ve milyonların karşısında gülüşüm benim imzam oldu. Bu yüzden diş sağlığı ve estetiği benim için sadece sağlık değil, aynı zamanda bir profesyonellik meselesi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Uzun bir araştırma sürecinden sonra dişlerimi yaptırmak için sağlık turizmi alanında dünyaca adını duyurmuş olan Türkiye’yi, özellikle de başkent Ankara’yı tercih ettim. Burada, Mega Avrupa Diş Polikliniği ile tanıştım ve açıkça söylemeliyim ki aldığım hizmet beklentilerimin çok üzerindeydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">En başından itibaren ekip son derece profesyoneldi. Kullanılan teknoloji, hijyen standartları, hekimlerin yaklaşımı ve bana sunulan planlama gerçekten üst düzeydi. Kendimi bir hasta gibi değil, özel bir misafir gibi hissettim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bugün dünyada pek çok sanatçı ve iş insanı, hem kaliteli hem de güvenilir sağlık hizmeti almak için Türkiye’yi tercih ediyor. Ben de bu deneyimi yaşadıktan sonra bunun nedenini çok daha iyi anladım. Burada sadece estetik bir gülüş değil, aynı zamanda güven, konfor ve mükemmeliyet sunuluyor.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 13:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2026/01/bir-basari-hikayesi-1768647051.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EVDE HASTA BAKIMINDA KÜÇÜK HATALAR BÜYÜK RİSKLER DOĞURABİLİR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/evde-hasta-bakiminda-kucuk-hatalar-buyuk-riskler-dogurabilir-5269</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/evde-hasta-bakiminda-kucuk-hatalar-buyuk-riskler-dogurabilir-5269</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul Rumeli Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Sağlık Bakım Hizmetleri Bölüm Başkanı ve Evde Hasta Bakımı Programı Öğr. Gör. Hatice Akdemir, evde hasta bakımında doğru beslenme ve fiziksel desteğin, iyileşme sürecinin temel taşları arasında yer aldığını vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Evde hasta bakımı genellikle tedavi uygulamaktan ibaret sanılsa da, aslında çok daha geniş ve hassas bir süreci kapsar. Hastanın iyileşme kapasitesi; beslenme düzeni, hareket seviyeleri, çevresel koşullar ve psikolojik desteğin birleşimiyle belirlenir. Bu süreç bir zincir halkası gibidir; her parça diğerini desteklemelidir.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Beslenme, iyileşmenin en temel unsurudur”Doğru ve dengeli beslenmenin, evde bakım sürecinde hastanın yaşam kalitesini doğrudan etkilediğini ifade eden Akdemir, “Hastaların çoğunda iştahsızlık görülse de vücudun onarım için daha fazla enerjiye ve proteine ihtiyaç duyduğu unutulmamalıdır” dedi. Yeterli protein alımının doku onarımı için kritik öneme sahip olduğunu, omega-3 yağ asitlerinin inflamasyonu azalttığını, vitamin-mineral açısından dengeli öğünlerin ise metabolik süreçleri desteklediğini söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Hareketsizlik, gizli bir tehlikedir”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yatakta uzun süre sabit kalmanın yalnızca kas güçsüzlüğü değil, aynı zamanda basınç yaralanmaları, akciğer problemleri ve dolaşım bozuklukları gibi ciddi komplikasyonlara yol açabileceğini belirten Akdemir, “Uzmanların önerdiği pasif veya aktif hareketler kasları güçlendirir, eklem hareket açıklığını korur. Yatağa bağımlı hastaların en az iki saatte bir pozisyonunun değiştirilmesi, basınç yaralanmalarının önlenmesinde hayati önem taşır. Solunum egzersizleri de akciğer kapasitesini artırır ve enfeksiyon riskini azaltır.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Yanlış uygulamalar iyileşmeyi geciktirir”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Evde hasta bakımında bilimsel temeli olmayan uygulamaların hastanın iyileşme sürecini olumsuz etkilediğine dikkat çeken Akdemir, toplumda yaygın olan yanlış inanışları sıraladı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Birçok kişi ‘Hasta yatıyor, çok enerji harcamıyor, o yüzden az yemeli’ düşüncesine sahiptir. Oysa gerçek tam tersidir. Yatan hastalarda kas kaybı ve bağışıklığın zayıflaması daha hızlı gelişir; bu nedenle enerji ve protein ihtiyacı artar.” Aynı şekilde “Grip olunca portakal suyu iç, hemen iyileşirsin.” anlayışının da yanlış olduğunu belirten Akdemir, “Tek başına C vitamini yeterli değildir. Aşırı meyve suyu tüketimi şeker yüklemesi yaparak kan şekerinde dalgalanmalara yol açar. Bunun yerine sebze ağırlıklı, dengeli ve az şekerli bir beslenme daha doğru bir yaklaşımdır.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Zorlama değil, özenli beslenme tercih edilmelidir”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Hastanın iştahı yoksa zorla yedirilmeli” anlayışının yanlış olduğunu belirten Akdemir, “Zorlama, bulantıyı artırır ve yemekle olumsuz bir bağ oluşmasına neden olur. Bunun yerine az porsiyonlu, hafif ama besin değeri yüksek öğünler tercih edilmelidir.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Hastayı kaldırırsak zorlanır, hiç hareket ettirmeyelim” düşüncesinin de doğru olmadığını ifade eden Akdemir, “Hareket etmeyen her hasta, kısa sürede kas erimesi, dolaşım bozukluğu ve basınç yaralanması riskiyle karşı karşıya kalır. En hafif hareket bile hiç hareket etmemekten daha iyidir.” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Temiz yatak yeterli değildir, pozisyon değişimi şarttır”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Yatağın temiz olması tek başına yeterli değildir. Uzun süre aynı pozisyonda kalmak dokuların oksijenlenmesini bozar. Bilimsel kılavuzlara göre iki saatte bir pozisyon değiştirmek, basınç yaralanmalarının en etkili önleyicisidir.” diyen Akdemir, gereğinden fazla sıcak tutmanın da risk oluşturabileceğini belirtti: “‘Ayakları üşümesin’ diye kalın battaniyeye sarmak terlemeye, terleme ise cilt tahrişine ve enfeksiyonlara yol açabilir. İdeal olan, hafif ama koruyucu bir örtüdür.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Moral, temiz hava ve uyku da tedavinin bir parçasıdır”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Hastanın moraliyle beslenmenin ilgisi yok” düşüncesinin de büyük bir yanılgı olduğunu vurgulayan Akdemir, “Moral yüksekliği bağışıklığı güçlendirir, ağrı algısını azaltır. Evde hasta varsa oda tamamen kapalı olmamalıdır; temiz hava dolaşımı enfeksiyon riskini azaltır. ‘Sıvı vermeyelim, çok idrara çıkar’ anlayışı da yanlıştır; sıvı eksikliği böbrek yükünü artırır ve iyileşmeyi geciktirir.” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Doğru bilgi, iyi bir bakımın en güçlü ilacıdır”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Evde hasta bakımında küçük görünen ayrıntıların aslında iyileşmenin temel yapı taşları olduğunu belirten Akdemir, sözlerini şöyle tamamladı:“Yanlış uygulamaların yerine bilimsel doğrular yerleştirildiğinde hem hastanın yaşam kalitesi artar hem de bakım süreci daha kolay ve güvenli hâle gelir. Unutmayalım ki doğru bilgi, iyi bir bakımın en güçlü ilacıdır.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Yumurta, yoğurt, sebze püreleri, balık ve baklagiller; hem sindirimi kolay hem de besin değerleri zengindir. Lifli gıdalar, bağırsak sağlığının korunması ve kronik hastalıkların yönetiminde vazgeçilmezdir. Lifli gıdaların güvenli ve etkili kullanımı, hastanın yaşam kalitesini artırarak bakım sürecinin verimli ilerlemesine katkı sağlar.” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sıvı alımının da ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Akdemir, “Yetersiz sıvı tüketimi halsizlik, bilinç bulanıklığı ve böbrek problemlerine yol açabilir. Su ve çorba gibi sıvılar düzenli olarak verilmeli, bitki çayları ise hastanın durumuna göre hekim kontrolünde kullanılmalıdır. Bitki çayları ilaçların yerine geçmez ve bazı ilaçlarla etkileşime girebilir.” uyarısında bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Doğru yatak ve yastık kullanımının ağrı kontrolü ve dolaşımın düzenlenmesinde önemli olduğunu söyleyen Akdemir, “Fiziksel destek yalnızca bedensel değil, aynı zamanda psikolojik iyilik hâlini de güçlendirir. Hareket eden hastaların özgüveni artar, iyileşmeye dair motivasyonu yükselir.” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 16 Jan 2026 10:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2026/01/evde-hasta-bakiminda-kucuk-hatalar-buyuk-riskler-dogurabilir-1768549659.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MEVSİMSEL DUYGU DURUMU BOZUKLUĞU UYARISI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/mevsimsel-duygu-durumu-bozuklugu-uyarisi-5219</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/mevsimsel-duygu-durumu-bozuklugu-uyarisi-5219</guid>
                <description><![CDATA[Uzmanlar, kış aylarında azalan gün ışığı ve hareketsizliğin ruh sağlığı üzerinde önemli etkiler yarattığını belirtiyor. İstanbul Rumeli Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ömer Faruk Şimşek, Mevsimsel Duygu Durumu Bozukluğu’na (MDBB) karşı erken farkındalığın ve yaşam alışkanlıklarında yapılacak küçük değişikliklerin büyük fark yaratabileceğini söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Uzmanlar, kış aylarında azalan gün ışığı ve hareketsizliğin ruh sağlığı üzerinde önemli etkiler yarattığını belirtiyor. İstanbul Rumeli Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ömer Faruk Şimşek, Mevsimsel Duygu Durumu Bozukluğu’na (MDBB) karşı erken farkındalığın ve yaşam alışkanlıklarında yapılacak küçük değişikliklerin büyük fark yaratabileceğini söylüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kış mevsiminin gelişiyle birlikte gün ışığının azalması, soğuk hava koşulları ve sosyal aktivitelerdeki azalma, birçok kişide ruh hali değişikliklerine neden olabiliyor. Bu değişimlerin bazı bireylerde geçici yorgunluk ve isteksizlikle sınırlı kalmadığını belirten uzmanlar, Mevsimsel Duygu Durumu Bozukluğu (MDBB) olarak bilinen bu durumun, özellikle kış aylarında daha belirgin hâle geldiğini ifade ediyor. Yorgunluk, motivasyon kaybı, uyku düzensizliği ve günlük hayata karşı ilgide azalma, MDBB’nin en yaygın belirtileri arasında yer alıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İstanbul Rumeli Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ömer Faruk Şimşek, kış aylarında ruh sağlığının korunması konusunda önemli uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Şimşek, “Soğuk havalarla birlikte ortaya çıkan enerji kaybı ve motivasyon düşüklüğü çoğu zaman mevsimsel bir geçiş dönemi olarak değerlendirilir. Ancak bu durum, günlük yaşam kalitesini olumsuz etkilemeye başladıysa dikkate alınmalı ve gerekli önlemler alınmalıdır,” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Prof. Dr. Şimşek, bu dönemde alınabilecek basit ama etkili önlemlerin önemine değinerek, güneş ışığından daha fazla yararlanmanın ruh halini düzenleyen serotonin seviyelerini artırarak enerji ve motivasyon üzerinde olumlu etkiler yarattığını ifade etti. Düzenli egzersiz yapmanın hem fiziksel hem de zihinsel canlılığı desteklediğini belirten Şimşek, kısa yürüyüşler veya evde yapılabilecek basit hareketlerin bile stres düzeyini azaltabileceğini söyledi. Uyku düzenine dikkat etmenin biyolojik ritmin korunmasında kritik bir rol oynadığını vurgulayan Şimşek, sosyal ilişkileri sürdürmenin de mevsimsel depresyonun yol açtığı yalnızlık hissine karşı güçlü bir koruma sağladığını dile getirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Uzmanlara göre, kış aylarında ruh sağlığını korumak yalnızca bireysel farkındalıkla sınırlı kalmamalı. İş yerlerinde ve eğitim ortamlarında ışık koşullarının iyileştirilmesi, açık hava aktivitelerinin teşvik edilmesi ve toplumsal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, mevsimsel duygu durumu bozukluğunun etkilerini azaltmada önemli rol oynuyor. Bu tür düzenlemeler, bireylerin ruhsal dayanıklılığını artırarak kış aylarını daha sağlıklı ve dengeli geçirmelerine katkı sağlıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Prof. Dr. Şimşek, sözlerini şöyle tamamladı: “Erken farkındalık, kış aylarını sağlıklı ve dengeli geçirmek için en etkili yoldur. Kişinin kendisinde veya yakın çevresinde motivasyon kaybı, enerji düşüklüğü ya da sürekli isteksizlik gözlemleniyorsa, bu belirtiler göz ardı edilmemelidir. Güneş ışığı, hareket, sosyal etkileşim ve dengeli beslenme kış depresyonuna karşı en doğal koruyucu faktörlerdir. Ancak belirtiler şiddetliyse bir ruh sağlığı uzmanından profesyonel destek almak büyük önem taşır. Ruhsal dengeyi korumak yalnızca bireyin yaşam kalitesini değil, toplumun genel iyilik halini de doğrudan etkiler. Sağlıklı bir toplumun temeli, ruhsal ve fiziksel açıdan dengede bireylerden oluşur.”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 Jan 2026 12:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2026/01/mevsimsel-duygu-durumu-bozuklugu-uyarisi-1767863135.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ELEKTRONİK SİGARALAR AKCİĞER KANSERİNE NEDEN OLUYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/elektronik-sigaralar-akciger-kanserine-neden-oluyor-5214</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/elektronik-sigaralar-akciger-kanserine-neden-oluyor-5214</guid>
                <description><![CDATA[Özel Sağlık Hastanesi GöğüsHastalıkları Uzmanı Dr. Tutku Çerçi, kullanımı giderekyaygınlaşan ve masum zannedilen elektronik sigaraların, akciğerkanserine neden olduğunu ve uzak durulması gerektiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dünyada her yıl yaklaşık 2 buçukmilyon kişiye akciğer kanseri tanısı konulduğunu belirten Uzm.Dr. Tutku Çerçi, hastalığın başlıca nedenleri arasında tütünürünleri ve elektronik sigara olduğuna dikkat çekti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">ERKEN DÖNEMDE BELİRTİ VERMİYOR</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Akciğer kanserinin çoğu zaman erkendönemde belirti vermeden ilerleyebildiğini dile getiren Uzm. Dr.Tutku Çerçi, “Akciğer kanserinde erken tanı hayati önem taşır.Her yıl milyonlarca insanı etkileyen en yüksek ölüm oranınasahip bir kanser türüdür. Bilinen en önemli nedenleri arasındasigara başta olmak üzere tütün ve tütün ürünlerinin kullanımıgelir. Pasif sigara geçiciliği de akciğer kanseri için yüksekbir risk faktörüdür. Özellikle son yıllarda dünya genelindesağlığa daha az zararlı olduğu iddiasıyla kullanılanelektronik sigaralar da kanserojen maddeler içermektedir. Diğernedenler arasında çevresel faktörler, asbest maruziyeti ve genetikfaktörler sayılabilir. Ne yazık ki akciğer kanseri erkenevrelerde sessiz seyreder. Belirti ve semptomlar genellikle görülmez.Belirtiler özellikle hastalığın ileri evrelerinde ortaya çıkar”diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">ERKEN TANI, TEDAVİ BAŞARISINIARTIRIYOR</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Akciğer kanserinin başlıcabelirtileri hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Tutku Çerçi şunlarısöyledi: “Başlıca belirtiler arasında inatçı ve geçmeyenöksürük, nefes almakta zorluk, göğüs ağrısı, ağızdan kangelmesi, iştahsızlık ve kilo kaybı sayılabilir. Akciğerkanserinden korunmanın en etkili yolu ise sigara başta olmak üzeretütün ve tütün ürünlerinin bırakılmasıdır. Diğer birkorunma yöntemi ise özellikle 50 yaş üstü, 20 yıl boyunca gündebir paket sigara içen kişilerde düşük küçük doz tomografi(LDCT)dediğimiz tarama programlarınınyaygınlaştırılmasıdır. Unutmayalım ki akciğer kanseriönlenebilir. Erken teşhis edildiğinde ise tedavi edilebilir birhastalıktır. Erken tanı, tedavi başarısını artırır. Bukonuda mutlaka uzman hekime danışılması önemlidir”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 Jan 2026 11:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2026/01/elektronik-sigaralar-akciger-kanserine-neden-oluyor-1767688140.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ARKASINDA LİPÖDEM OLABİLİR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/arkasinda-lipodem-olabilir-5135</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/arkasinda-lipodem-olabilir-5135</guid>
                <description><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Karacalar Uyarıyor: Lipödem hastalığı özellikle bacak ve daha sonra kol ve kalçaları tutan ağrılı yağlanma olarak bilinir. Ancak sorunlar yağlanma ile sınırlı değildir. Özellikle başta diz olmak üzere eklem sorunları sıklıkla görülür.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Lipödemli bireylerde diz ağrısı, hareket kısıtlılığı ve eklem dejenerasyonu riski belirgin şekilde artmıştır. Lipödem tanısı ve tedavisinde geç kalınması, bu sürecin geri dönülemez noktalara taşınmasına neden olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">MEKANİK YÜK VE EKLEM HASARI</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Lipödemde bacaklarda simetrik yağ birikimi, hassasiyet ve ödemle birlikte diz eklemlerine binen mekanik yük artıyor. Lipödemli hastaların dizlerinde X leşme, içe dönme sıktır. Diz içi yağlanma bunda önemli bir neden. Ayak tabanı kemerinde giderek çökme oluşur ve yürüyüş mekaniği değişir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">"Lipödemde anabolik direnç vardır, yani kas güçlendirme daha zordur. Özellikle kuadriseps ve kalça abdüktörlerinde kas zayıflığı sıktır. Bu sorunu daha da kötüleştirir. Eklemde yanlış hizalanma kondromalazi (diz kıkırdağında yumuşama) ilerlediğinde, eklem kapsülünde sinovit (zar iltihabı) gelişir."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hastanın "lipödem diz ağrısı" hem yağ dokusu iltihabı hem de eklemin kapsülüne bağlıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Lipödem tanısı geç konulan hastalarda diz sorunları daha sık ve daha ağır seyrediyor. Erken tanı, uygun egzersiz programları, manuel lenf drenajı, kompresyon tedavileri ve kilo yönetimi diz sağlığının korunmasında kritik öneme sahip.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">KISIR DÖNGÜYE DİKKAT</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Diz ağrısı nedeniyle fiziksel aktiviteden kaçınan lipödemli bireylerde, hareketsizliğe bağlı kas zayıflığı ve kilo artışı sorunu daha da derinleştiriyor. Bu kısır döngü, hem lipödemin ilerlemesine hem de diz problemlerinin kalıcı hale gelmesine neden olabiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Farkındalık Hayat Kurtarıyor: Lipödemin erken dönemde tanınması ve diz ağrısının “normal” kabul edilmemelidir. Toplumda farkındalığın artırılmasının hem hastalığın ilerlemesini yavaşlatacak hem de uzun vadeli eklem sorunlarının önüne geçikecektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">TEDAVİ YAKLAŞIMI: İNCELT, ŞEKİLLENDİR, TAMİR ET</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Diz çevresi yağların alınması dizin doğru hizalanmasına büyük katkı sağlar, diz eklem fonksiyonlarını rahatlatır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kök hücreler verildiği yerde yeni kıkırdak üretebilir ve eklem iltihabını durdurup, eklemdeki kan akışını iyileştirir. Eklem kayganlaşmasını arttırıp, eklem fonksiyonlarını geliştirdiği saptanmıştır. Bu iki tedavi üzerine doğru kasları güçlendirme diğer önemli bir basamaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İNCELT - ŞEKİLLENDİR - TAMİR ET - GÜÇLENDİR.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">MULTİDİSİPLİNER YAKLAŞIM</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Lipödemli diz sorunlarının yönetiminde plastik cerrahi yanında başka bölümlerin de işbirliği gerekiyor. Fizik tedavi ve rehabilitasyon ve ortopedi gibi. Ancak lipödem tedavi edilmeden dize yönelik işlemler fazla başarılı olmaz ya da nüks eder. Bacak estetiği ve lipödem tedavisi sonrası dize kök hücre, kişiye özel egzersiz programları ve doğru tedavi yaklaşımlarıyla diz ağrılarının azaltılması ve yaşam kalitesinin artırılması mümkün olabiliyor.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 Dec 2025 12:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/12/arkasinda-lipodem-olabilir-1766136567.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DÜNYA GENELİNDE ARTIYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/dunya-genelinde-artiyor-5112</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/dunya-genelinde-artiyor-5112</guid>
                <description><![CDATA[Çocukluk çağının en sık görülen nöro gelişimsel bozuklukları arasında yer alan Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), erken çocukluk döneminde başlayıp çoğu zaman yetişkinlik yıllarında da etkisini sürdürüyor. Bu durum eğitim hayatından iş yaşamına, sosyal ilişkilerden günlük hayata kadar geniş bir alanda zorluklara yol açabiliyor. Erken tanı, aile desteği ve kişiye özgü terapi planlarıyla DEHB’nin yönetilebilir bir durum olduğunun altını çizen Auto Train Brain Ceo’su Dr. Günet Eroğlu, “Beyin dalgalarını takip ederek kişinin dikkat, odaklanma ve öz denetim becerilerini geliştirmeyi hedefleyen nöro geribildirim gibi yöntemler, belirtilerin yönetilmesinde olumlu bir yaklaşım sunuyor” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ders sırasında birkaç dakika içinde dikkatinin dağılıp pencerenin dışına dalması, ödevine başlamak için defalarca hatırlatma gerektirmesi, sırada beklerken sabırsızca yer değiştirmesi ya da bir anda konuşmayı kesip başka bir konuya geçmesi ebeveynlere “ilgisizlik” ya da “yaramazlık” gibi etiketlenebiliyor. Fakat bu gibi durumlar beynin dikkat ve öz denetim mekanizmalarındaki gelişimsel farklılıkların bir yansıması olarak kendini gösterebiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Son yıllarda tüm dünyada ve ülkemizde çocukluk çağının en sık görülen nöro gelişimsel bozukluklarından biri olan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun (DEHB) Türkiye’de görülme oranı Sağlık Bakanlığı verilerine göre çocukluk çağında yüzde 5–7 arasında seyrederken erkek çocuklarda, kız çocuklara göre 2-3 kat fazla tanı konuluyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dünya genelinde (DEHB) tanılarında da önemli bir artış yaşanıyor. Öyle ki Ulusal Çocuk Sağlığı Araştırması'ndan elde edilen verilere göre, DEHB şu anda Amerika Birleşik Devletleri'nde yaklaşık altı milyon çocuğu etkiliyor; bu da her 11 çocuktan birinden fazlasına denk geliyor. Avusturalya’da ise 2013'ten 2020'ye kadar DEHB teşhisi konanların sayısı iki kattan fazla arttı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Beyin Antrenmanı Nasıl Yapılıyor?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Günümüzde artan tanı oranlarının aynı zamanda etkili müdahale yöntemlerine olan ihtiyacı da beraberinde getirdiğine dikkat çeken Auto Train Brain Ceo’su Dr. Günet Eroğlu, “İlaç tedavileri ve davranışçı terapilerle birlikte, kişinin kendi beyin dalgalarını gerçek zamanlı olarak gözlemleyip öz-düzenlemeyi öğrenmesini sağlayan nörogeribildirim gibi yenilikçi yaklaşımlar, DEHB yönetiminde önemli bir destekleyici olabiliyor. Bu yöntem, bireye adeta bir ‘beyin antrenmanı’ yaptırarak, dikkati sürdürme, dürtüselliği yönetme ve odaklanma becerilerini güçlendirme imkanı sunuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kişinin anlık beyin sinyalleri, izlediği bir video veya dinlediği müzik gibi medya içeriğinin kalitesine dönüştürülerek kendisine geri bildirim olarak sunulur. Örneğin, dikkat arttıkça görüntü netleşir veya ses daha akıcı hale gelir. Beyin, bu sayede kendi aktivitesini tanımayı ve düzenlemeyi öğrenir. Düzenli ve kişiye özel yapılan bu antrenmanlarla, odaklanmadan sorumlu beyin dalgaları güçlendirilir; dürtüsellik ve dağınıklıkla ilişkili olanlar ise etkin bir şekilde yönetilir. Bu yöntem standart tedavileri destekleyici ve bütünleyici bir rol üstlenir” dedi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 Dec 2025 15:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/12/dunya-genelinde-artiyor-1765886703.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇİZME FERMUARI KAPANMAYANLAR DİKKAT</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/cizme-fermuari-kapanmayanlar-dikkat-5078</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/cizme-fermuari-kapanmayanlar-dikkat-5078</guid>
                <description><![CDATA[(İSTANBUL) – Kış aylarının gelmesiyle birlikte çizmeler vitrinleri süslerken, pek çok kadın için bu durum estetik bir hayalden çok, "fermuar kapanmama" stresine dönüşüyor. Genellikle "Benim kemiklerim kalın" veya "Genetik yapım böyle" denilerek kabullenilen kalın ayak bilekleri ve baldırların aslında tıbbi bir durumun habercisi olabileceği belirtildi. Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, bu tablonun altında genellikle "Lipödem" (Ağrılı Yağlanma Sendromu) hastalığının yattığına dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">"Kemik Değil, Hasta Bir Yağ Dokusu" Kalın bacak şikayetiyle başvuran hastalarda yapılan muayenelerde kemik yapısının genellikle normal olduğunu belirten Prof. Dr. Karacalar, toplumdaki yanlış algıyı şöyle düzeltti: "Kişiler genellikle bacaklarının kalınlığını kemik yapılarına bağlıyor. Ancak tıbbi değerlendirmede görüyoruz ki; sorun kemikte değil, cilt altında biriken, dokunulduğunda ağrı yapabilen ve diyetle gitmeyen yağ dokusundadır. Baldır ve ayak bileği çevresini saran bu doku, bacağın 'sütun' gibi görünmesine ve çizme fermuarının kapanmamasına neden olmaktadır."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">"Bilinçsiz Spor Tersi Etki Yaratabilir" Lipödem hastalarının düştüğü en büyük hataya değinen Karacalar, bilinçsiz sporun etkileri konusunda uyardı: "Lipödemli yağ dokusu, klasik kilo verme yöntemlerine karşı dirençlidir. Hastalarımız bacaklarını inceltmek umuduyla ağırlık antrenmanlarına ve bacak kaslarını zorlayan sporlara yönelebiliyor. Ancak bu çaba, dirençli yağları eritmediği gibi, alttaki kas dokusunu aşırı geliştirerek bacağın hacminin daha da artmasına (Kaslı Lipödem) neden olabiliyor. Sonuç olarak çizme giymek daha da zorlaşabiliyor."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hassas Dokuda "Koruyucu" Cerrahi Yaklaşım Lipödemli dokunun iltihabi (enflamatuar) (Bkz. https://ahmetkaracalar.com/lipodem/) süreçlere açık ve hassas olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Karacalar, tedavi protokolünü şöyle özetledi: "Bu doku hassastır. Isı veren cihazlar veya sert masajlar ödemi ve sorunu artırabilir. Cerrahi tedavide, dokuya sıvı verilmeden uygulanan, lenf koruyucu özelliği bulunan Superdry 4D liposuction gibi yöntemler, doku bütünlüğünü korumak ve iyileşme sürecini hızlandırmak amacıyla tercih edilmektedir."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Baldır şekillendirme ve inceltmede sadece yağ almanın yeterli olmayabileceğini belirten Karacalar, "Eğer kalınlıkta kasın da payı varsa, tedaviye kas inceltici uygulamalar (Botoks vb.) eklenerek baldırın form kazanması ve hastanın dilediği ayakkabıyı konforla giyebilmesi hedeflenir" ifadelerini kullandı.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Dec 2025 15:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/12/cizme-fermuari-kapanmayanlar-dikkat-1764939289.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KIŞ AYLARINDA BAĞIŞIKLIĞINIZI GÜÇLENDİRECEK 10 İPUCU</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/kis-aylarinda-bagisikliginizi-guclendirecek-10-ipucu-5056</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/kis-aylarinda-bagisikliginizi-guclendirecek-10-ipucu-5056</guid>
                <description><![CDATA[Bir Halk Sağlığı inovasyonu olarak hayata geçen Bir Adım Sağlık, kış ayları için bağışıklığınızı güçlendirecek ve hayatınızı kolaylaştıracak öneriler sunuyor. Kışı daha güçlü ve daha dengeli geçirmenize yardımcı olacak bu öneriler, sadece bağışıklığınızı değil, genel iyilik hâlinizi de destekleyecek.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bir Halk Sağlığı inovasyonu olarak hayata geçen ve koruyucu sağlık yaklaşımını yaygınlaştırmayı amaçlayan Bir Adım Sağlık, kış mevsiminde herkesin hayatını kolaylaştıracak ve bağışıklığını güçlendirecek mini öneriler sunuyor. Soğuk hava, kapalı ortamlarda geçirilen uzun saatler ve mevsimsel yorgunluk nedeniyle bağışıklık sistemimiz üzerinde daha fazla yük oluşturan kış mevsiminde, basit önerileri rutin haline getirmenizin altını çizen Bir Adım Sağlık, hayatınızı kolaylaştıracak ipuçları veriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İşte Bir Adım Sağlık’tan kışı daha güçlü ve daha dengeli geçirmenize yardımcı olacak, günlük hayata kolayca uyarlanabilir sağlıklı yaşam alışkanlıkları:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">1. Güne Ilık Su ile Canlandırıcı Bir Başlangıç Yapın</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Güne ılık bir bardak su ile başlamak, gece boyunca yavaşlayan metabolizmanızı harekete geçirerek sindirim sistemini dengeler, dolaşımı destekler ve bağışıklık hücrelerinin gün içindeki işlevselliğini artırır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">2. Besleyici Öğünlerle Sağlıklı Beslenme Rutini Kurun</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Renkli sebzeler, fermente gıdalar, tam tahıllar, sağlıklı yağlar ve kaliteli proteinler; vücudun savunma hattını besler. Kış aylarında özellikle çorba, sıcak öğünler ve lif oranı yüksek tabaklar hem enerji verir hem de direnci artırır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">3. Kapalı Alanlarda Düzenli “Temiz Hava Molaları” Verin</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Isıtılan mekânlarda hava daha hızlı kirlenir ve mikroorganizmalar yoğunlaşır, bu ortamlarda 3-5 dakikalık havalandırma yapmak toksin ve mikropların birikmesini engeller. Bu küçük rutin evde veya ofiste “kış ferahlığı” etkisi yaratarak solunum sağlığını destekler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">4. Uyku Düzenini Koruyarak Vücudu Yenileyin</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kaliteli uyku, bağışıklığın en sessiz ama en güçlü destekçisidir. Her gece 6–8 saat uyumak, bağışıklık hücrelerinin yenilenmesini sağlar ve vücudun stres yanıtını dengeler. Aynı saatlerde uyuyup uyanmak; ritmi oturtur, sabahları daha enerjik hissettirir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">5. Günlük Hayata Düzenli Hareket Ekleyin</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kısa yürüyüşler ve dozu düşük egzersizler kan dolaşımını hızlandırır, kasları güçlendirir ve bağışıklığın daha aktif çalışmasına katkı sağlar. 15–20 dakikalık mini egzersizler gün içindeki ruh halinize de katkı sağlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">6. Hijyen Rutinlerini Güçlendirerek Koruyucu Bir Kalkan Oluşturun</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Eller düzenli olarak yıkanmalı, sık temas edilen yüzeyler temizlenmeli ve kişisel eşyalar ortak kullanılmamalıdır. Bu adımlar, enfeksiyon riskini belirgin şekilde düşürür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">7. Gün Işığından Doğal Destek Alın</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Gün içinde 10–15 dakikalık gün ışığı teması D vitamini seviyelerini destekler. D vitamini ise hem bağışıklık fonksiyonunda hem de ruh hâlinde kritik rol oynar. Kısa bir ışık molası bile zihni canlandırır ve enerji verir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">8. Stresi Azaltan Mini Rutinler Oluşturun</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Gün içinde 5 dakikalık nefes egzersizi, sıcak bir içecek eşliğinde sakin bir mola, kısa bir meditasyon veya sevdiğiniz bir hobi, stres hormonlarını dengeleyerek bağışıklığı destekler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">9. Sosyal Bağları Güçlendirerek Ruhsal Dayanıklılığı Artırın</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sağlıklı sosyal ilişkiler; duygusal destek, güven ve iyi hissettiren bağlar aracılığıyla stresi azaltır ve bedenin iyileşme kapasitesini destekler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">10. Su Tüketimini Kışın da Önemseyin</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Soğuk havalarda susama hissi azalsa da vücudun su ihtiyacı devam eder. Günlük 6–8 bardak su tüketmek; metabolizmayı düzenler, cilt sağlığını korur ve bağışıklık hücrelerinin verimli çalışmasına katkı sağlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kış mevsimini daha güçlü, dengeli ve sağlıklı geçirmeniz için bu mini alışkanlıkları günlük rutininize dahil etmenizi öneren Bir Adım Sağlık, doğru, küçük ve sürdürülebilir adımlarla bağışıklığınızın destekleneceğini vurguluyor.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 02 Dec 2025 11:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/12/kis-aylarinda-bagisikliginizi-guclendirecek-10-ipucu-1764665271.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MEVSİM GEÇİŞLERİNDE ARTAN BAŞ AĞRILARINA DİKKAT</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/mevsim-gecislerinde-artan-bas-agrilarina-dikkat-4994</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/mevsim-gecislerinde-artan-bas-agrilarina-dikkat-4994</guid>
                <description><![CDATA[Mevsim geçişleri, yalnızca doğayı değil bedenimizi de etkiliyor. Atabay İlaç Medikal Direktörü ve Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Murat Yaycı mevsim geçişlerinde sık görülen baş ağrılarına karşı uyarıyor: “Vücudumuz, değişime baş ağrısı gibi sinyallerle tepki verir. Mevsim geçişlerinde bu sinyalleri doğru okumak ve yaşam alışkanlıklarını buna göre düzenlemek gerekir.”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sonbaharın gelişiyle birlikte havalar bir ısınıp bir soğuyor, rüzgâr yön değiştiriyor, günler kısalıyor. Doğa yeni dengesine kavuşurken, insan bedeni de bu değişimden etkileniyor. Bu dönemde birçok kişi kendini yorgun, halsiz ya da sık sık baş ağrısı yaşar halde buluyor. Atabay İlaç Medikal Direktörü ve Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Murat Yaycı, mevsim geçişlerinin vücudun hassas dengesini etkilediğini vurguladı. Hava basıncı, nem oranı, sıcaklık ve ışık değişiminin beyin damarları ve sinir sistemi üzerinde belirgin etkilere yol açabileceğine dikkat çeken Yaycı, “Bu dönemde artan baş ağrıları çoğu zaman migreni tetikliyor. Özellikle havanın kapalı, nemli veya rüzgarlı olduğu günlerde beyin damarlarında genişleme ve kaslarda gerginlik artışına rastlanıyor. Bu etkiler, başın farklı bölgelerinde hissedilen zonklama ya da baskı tarzında ağrılarla kendini gösterebiliyor” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mevsimler değiştikçe vücudun da tıpkı doğa gibi yeni koşullara uyum sağlamaya çalıştığına işaret eden Dr. Yaycı, “Hava basıncı düştüğünde veya nem oranı arttığında damarlar genişleyip daralır. Bu, sinirlerin daha kolay uyarılmasına neden olarak baş ağrısını tetikleyebilir. Ayrıca günlerin kısalmasıyla birlikte güneş ışığından daha az yararlandığımız için mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin düzeyi düşer. Bu durum hem ruh halini hem de ağrıya karşı dayanıklılığı etkiliyor. Uyku düzenindeki bozulmalar, öğün atlama, yetersiz su tüketimi veya aşırı kafein alımı da baş ağrısı sıklığını artıran faktörler arasında” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sinyalleri doğru okumalı</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Vücudun, değişime karşı sessiz bir alarm sistemine sahip olduğuna işaret eden Murat Yaycı şöyle konuştu: “Bu uyarıları dikkate almadığımızda, baş ağrısı gibi sinyallerle kendini hatırlatır. Mevsim geçişlerinde bu sinyalleri doğru okumak ve yaşam alışkanlıklarını buna göre düzenlemek gerekir.” Dr. Murat Yaycı, bu dönemde uygulanabilecek bazı basit ama etkili alışkanlıkları şöyle sıraladı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yeterli ve kaliteli uyku</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Düzenli ve dinlendirici uyku, sinir sisteminin yenilenmesine yardımcı olur. Kaliteli uyku, stresin etkisini azaltarak baş ağrısı sıklığını düşürebilir.”</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dengeli beslenme</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Öğün atlamamak, kan şekeri dengesini korur ve enerji düşüşlerine bağlı baş ağrılarını önler. Sebze, meyve, tam tahıl ve protein açısından zengin beslenme vücut direncini artırır.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yeterli su tüketimi</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Susuz kalmak, özellikle gerilim tipi baş ağrılarını kolayca tetikleyebilir. Gün boyunca düzenli su içmek, damar sağlığı ve beyin fonksiyonları için gereklidir.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kafein tüketiminde denge</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Kahve veya çay kısa süreli rahatlama sağlasa da aşırı tüketimi damarları etkileyerek ağrıyı artırabilir. Ölçülü tüketim, vücudun ritmini korumaya yardımcı olur.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hareketli yaşam tarzı</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Hafif egzersizler veya kısa yürüyüşler, kaslardaki gerginliği azaltır ve kan dolaşımını destekler. Düzenli hareket hem beden hem zihin sağlığı için koruyucu etki gösterir.”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Nov 2025 11:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/11/mevsim-gecislerinde-artan-bas-agrilarina-dikkat-1763540316.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DR. ELVAN GAYE ELVAN&#039;DAN CİLT SAĞLIĞINI PARLATAN ÖNERİLER</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/dr-elvan-gaye-elvandan-cilt-sagligini-parlatan-oneriler-4989</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/dr-elvan-gaye-elvandan-cilt-sagligini-parlatan-oneriler-4989</guid>
                <description><![CDATA[Kış ayları, cildin yenilenmesi ve daha sağlıklı bir görünüme kavuşması için en ideal dönemlerden biri olarak kabul edilir. Güneş ışınlarının azalması, sıcaklık değişimlerinin ciltte yarattığı matlık ve kuruluk derken birçok kişi için bu mevsim cilt bakımına ağırlık verme fırsatı olarak değerlendirilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Neden kış ayları daha uygun?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kış mevsiminde güneşin etkisinin azalması, cilt yüzeyini yenileyen veya hassaslaştıran işlemler için güvenli bir ortam oluşturur. Peelingler, lazer uygulamaları, leke tedavileri ve mezoterapi seansları sonrası güneşten korunmak kritik önem taşır. Bu nedenle işlem sonrası güneş maruziyetinin düşük olduğu kış ayları, olası yan etkileri en aza indirir ve tedavilerin daha hızlı, daha konforlu sonuç vermesine yardımcı olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kış aylarında güvenle yapılabilen medikal estetik uşlemleri: </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1.<span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">⁠</span> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">⁠</span>Lazerle cilt yenileme</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Cilt tonunu eşitlemek, lekeleri hafifletmek ve ince kırışıklıkları azaltmak için uygulanan lazer tedavileri kışın en çok tercih edilen yöntemler arasında yer alır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2.<span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">⁠</span> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">⁠</span>Kimyasal peeling</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ölü deriyi arındıran, cilt tonunu açan ve daha aydınlık bir görünüm sağlayan kimyasal peeling uygulamaları, kışın çok daha güvenlidir. İnce kırışıklıkları açma etkisi ile&nbsp; cildi gençleştirme, gözenekleri sıkılaştırmanın yanı sıra leke tedavisi, akne ve akne izlerinin tedavisinde de oldukça etkili bir yöntemdir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">3.<span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">⁠</span> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">⁠</span>Leke tedavileri:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Güneş lekeleri, akne sonrası izler ve melazma gibi pigment sorunları, kışın daha hızlı ve etkin şekilde tedavi edilir. Lazer, peeling ve mezoterapi tabanlı leke tedavileri, kışın düşük UV ışınları sayesinde daha iyi sonuç verir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">4.<span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">⁠</span> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">⁠</span>Kırışıklık tedavileri (Botulinum Toksin):</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mimik çizgilerini yumuşatan botoks uygulamaları tıbbi açıdan yılın her mevsiminde&nbsp; yapılabilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">5.<span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">⁠</span> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">⁠</span>Dolgu uygulamaları:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hacim kaybı yaşayan yanak, şakak, dudak, çene ve göz altı bölgeleri için yapılan dolgu işlemleri, volum kaybını yerine koyarken; yüz kontürünü şekillendirir. İçeriğindeki hyalüronik asitin su tutma kapasite sayesinde cilde&nbsp; nem ve canlılık da kazandırır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mezoterapi yöntemleri: Kışın cildi içeriden besleme zamanı!..</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1.<span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">⁠</span> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">⁠</span>Cilt Mezoterapisi (Vitamin kokteylleri):</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Cildin ihtiyacı olan vitamin, mineral ve aminoasitlerin doğrudan mezoderm tabakasına verilmesiyle yapılan mezoterapi, özellikle kışın kuruyan ve matlaşan cilde büyük bir canlılık kazandırır. Nem dengesini düzenler, yüzü daha taze bir görünüme kavuşturur. Sadece yüz değil boyun cildinin , göz çevresi ve ellerin de mezoterapi uygulamaları ile canlandırılıp gençleştirilebileceği unutulmamalıdır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2.<span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">⁠</span> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">⁠</span>Saç mezoterapisi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Soğuk hava ve mevsim değişimleri saç dökülmesini artırabilir. Saç köklerini güçlendiren, kan dolaşımını artıran özel kokteyller sayesinde daha güçlü ve sağlıklı saçlara kavuşmak mümkündür. Saç mezoterapisi kış aylarının popüler uygulamalarındandır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">3.<span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">⁠</span> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">⁠</span>Leke mezoterapisi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Koyu lekeleri içeriden açmayı hedefleyen mezoterapi kokteylleri, kış aylarında güneşin etkisinin azalmasıyla daha başarılı sonuçlar verir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Elbetteki bütün bu uygulamaların yanı sıra sağlıklı beslenmek,&nbsp; bol su içmek ve sigara , alkol gibi alışkanlıklardan kaçınmak cilt sağlığı için önem taşır. Kışın hava soğuk, rüzgarlı ve daha kuru olduğu için cilt bariyeri kolayca zarar görür. Bu yüzden kış için uygun bir nemlendiricinin içerikleri, hyalüronik asit, gliserin, panthenol gibi nemi cilde çekebilen, ciltte tutabilen ve seramid, squalan, niasinamid, kolloidal yulaf gibi bariyeri onaran maddelerden oluşmalıdır. Soğuk hava irritasyonunda da cilt aleo vera, allontoin, madecassol içerikli jel veya kremlerle desteklenebilir. Kışın güneş zayıf görünse de UV ışınları hâlâ cilt yaşlanmasının temel sebeplerindendir. En az SPF 30 güneş koruma bulutlu havalarda bile uygulanmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kışın dışarda soğuk, kapalı ortamlarda yanan ısıtıcılar oda havasında kuruluğa sebep olacağından içinde bulunduğumuz odanın havasını nemlendirmek önemlidir. Yine dudaklar, eller ve cilt nemlendirici kremlerle nemlendirilmelidir. C vitamini suda çözünen bir vitamin olduğundan C vitamini içeren&nbsp; cilt serumları muhakkak bir nemlendirici ile beraber kullanılmalıdır. Son yıllarda popüler olan retinoik asit serum ve kremleri doktor kontrolünde , doktorun uygun gördüğü kişiler kullanabilir. Tretinoin güçlü bir etken maddedir ve güneş ışığı ile etkileşime girdiği için yalnızca gece kullanımı uygundur. Uygun kişilerde düşük konsantrasyonlarda haftada 2-3&nbsp; gece kullanılarak başlanır. Cildin toleransına göre sıklık ve doz doktorunuz tarafından arttırılır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kış mevsimi, hem cilt hem de saç sağlığını uzun vadede destekleyen medikal estetik uygulamaları için eşsiz bir dönem sunuyor. Bu süreçte uzman bir hekimden kişiye özel planlama almak, tedavilerin hem güvenli hem de etkili olmasını sağlar. Soğuk hava dışarıda olsa da, doğru bakım yöntemleriyle cildiniz her zamankinden daha sıcak ve canlı görünebilir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Nov 2025 11:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/11/dr-elvan-gaye-elvandan-cilt-sagligini-parlatan-oneriler-1763455325.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DUYGUSAL MANİPÜLASYONLAR ÖZ SAYGIYI YOK EDİYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/duygusal-manipulasyonlar-oz-saygiyi-yok-ediyor-4988</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/duygusal-manipulasyonlar-oz-saygiyi-yok-ediyor-4988</guid>
                <description><![CDATA[İkili ilişkilerde gözlemlenen duygusal manipülasyonlar ve maruz kalan kişinin öz saygısını yok ediyor ve psikolojik problemlere neden oluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Özel Sağlık Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Gülşah Dinçer Atalay, duygusal manipülasyonların sevgi kisvesi altında geldiğini, mağdur rolüyle ya da fedakarlıkla örtülebildiğini söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Duygusal manipülasyona maruz kalan kişinin içinde bulunduğu durumu fark etmesinin zor olabildiğini dile getiren Atalay, “Duygusal manipülasyon, bir kişinin diğerini duygusal yollarla kontrol etme, yönlendirme veya etkileme çabasıdır. Ama bu etki açıkça ve doğrudan değil; gizli, örtük ve çoğu zaman fark edilmesi zor yollarla kurulur. Bu nedenle maruz kalan kişi uzun süre bunun adını koyamaz, hatta çoğu zaman kendini suçlar. Amaç genellikle; karşı tarafı suçlu, yetersiz ya da borçlu hissettirmek, kendi istek ve ihtiyaçlarını dayatmak, ilişki içindeki güç dengesini lehine çevirmektir. Bir insanla konuşurken kendinizi hatalı, eksik ya da suçlu hissediyorsanız ama neyin yanlış olduğunu tam tarif edemiyorsanız ya da bir ilişkide sürekli kendinizden ödün veriyor, karşı tarafın davranışlarını anlamaya çalışırken kendinizi ihmal ediyorsanız belki de bir duygusal manipülasyonun içindesiniz” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">AİLE İLİŞKİLERİNDE DE GÖZLENİYOR...</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Psikiyatri Uzmanı Dr. Gülşah Dinçer Atalay, şöyle devam etti: “Manipülatif kişi genellikle, doğrudan emir vermez; ama sözleriyle, suskunluğuyla, mimikleriyle ya da seçtiği zamanlamayla duygularınızı yönetmeye başlar. Asıl zarar da buradan gelir. Gerçeğin çarpıtıldığı, duyguların yönlendirildiği bir ilişkide, zamanla manipülasyona maruz kalan kişide özsaygı, benlik sınırları ve ruhsal denge bozulur. Bu durum ciddi psikiyatrik hastalıklara zemin hazırlar. Manipülasyon yalnızca romantik ilişkilerde değil; Aile içinde, anne, baba, kardeş, çocuk arasında, iş ortamında (Patron-çalışan, ekip arkadaşlığı) ve arkadaşlar arasında da olabilir. Öncelikle bu döngüyü fark etmek, ilk ve en önemli adımdır. Manipülasyonu tanımlayan güvenilir kaynakları okumak, gerekirse profesyonel destek almak önemlidir. Sağlıklı sınırlar belirlemek ve bu sınırlara sahip çıkmak, uzun vadede en etkili koruma yoludur”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">DUYGUSAL MANİPÜLASYONUN EN ÇOK BİLİNEN TÜRLERİ</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gaslighting: Kişinin algısını, hafızasını, duygularını sorgulatma</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Love Bombing: Aşırı sevgiyle bağlayıp ardından kontrol etme</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sessizlikle Cezalandırma (Silent Treatment): İletişimi keserek suçluluk yaratma</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Suç Yükleme (Blame Shifting): Kendi hatasını karşı tarafa yükleme</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Guilt-Tripping: Suçluluk hissiyle kontrol etme</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Triangulation: Üçüncü kişileri kullanarak kıyas, rekabet ya da baskı yaratma</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Projection: Kendi olumsuzluklarını karşı tarafa yansıtma</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sürekli Mağdur Rolü: Her durumda kendini haksızlığa uğramış gibi sunma</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hoovering: İlişki bittikten sonra geri çekmek için duygu sömürüsü yapma</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Nov 2025 11:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/11/duygusal-manipulasyonlar-oz-saygiyi-yok-ediyor-1763455228.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI ANNE KARNINDA BAŞLIYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/agiz-ve-dis-sagligi-anne-karninda-basliyor-4967</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/agiz-ve-dis-sagligi-anne-karninda-basliyor-4967</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul Rumeli Üniversitesi Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Melike Özlem Eken, ağız ve diş sağlığının temellerinin anne karnında atıldığını belirterek, beslenme alışkanlıklarının ve ağız bakımının yalnızca dişlerin değil, genel sağlığın da anahtarı olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İstanbul Rumeli Üniversitesi Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Melike Özlem Eken, diş gelişiminin anne karnında başladığını ve bu nedenle annenin beslenme alışkanlıklarının bebeğin diş sağlığını doğrudan etkilediğini vurguladı. Gebelik döneminde toplumda yaygın olarak bilinen “her bebeğin anneye bir diş kaybettireceği” inancının doğru olmadığını belirten Eken, doğru beslenme ve düzenli ağız bakımının hem anne hem bebek sağlığı açısından büyük önem taşıdığını söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diş Sağlığının Temeli Anne Karnında Atılır</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hormonal değişimlerin diş çürüklerine zemin hazırladığını ifade eden Eken, “Bu dönemde ağız hijyeninin korunması için dengeli bir beslenme alışkanlığı geliştirilmelidir. Protein, A, C ve D vitaminleri ile kalsiyumdan zengin gıdalar yeterli miktarda alınmalı, gerekirse vitamin takviyesi yapılmalı ve diş hekimi kontrolleri ihmal edilmemelidir.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gebelikte diş eti hastalıklarının erken doğum ve düşük doğum ağırlığı riskini artırabileceğini hatırlatan Eken, anne adaylarının bu dönemde ağız bakımına özel önem vermesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca ebeveynlerin ağız ve diş sağlığı konusundaki bilgi düzeyinin, çocuklarının diş sağlığını doğrudan etkilediğini de belirtti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ne Yiyorsak, Dişlerimiz de Onu Yansıtır</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ağız ve diş sağlığı ile beslenme arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu vurgulayan Eken, “Şekerli ve asitli gıdalar diş yüzeyine yapışarak çürük riskini artırır. Bu tür gıdalar mümkünse ana öğünlerde tüketilmeli, ara öğünlerde ise elma ve havuç gibi dişleri doğal biçimde temizleyen besinler tercih edilmelidir.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Eken, “Şekerli gıdalar tüketildikten sonra dişler hemen fırçalanamıyorsa ağız suyla çalkalanmalı veya su içilmelidir. Ayrıca peynir tüketmek, içerdiği yüksek protein sayesinde ağız içi asit dengesini düzenler. Yer fıstığı da içeriğindeki fosfat nedeniyle diş dostu bir besindir.” ifadelerini kullandı. Rafine edilmemiş hububatların ve kepekli ekmeklerin tercih edilmesinin diş sağlığı açısından daha yararlı olduğunu da ekledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İki Dakikalık Fırçalama, Bir Ömürlük Koruma</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ağız ve diş sağlığının korunmasının en temel ilkesinin diş yüzeyindeki plağın düzenli fırçalama ile uzaklaştırılması olduğunu belirten Eken, “Amerikan Diş Hekimliği Birliği, dişlerin günde iki kez, her yemekten sonra ve en az iki dakika süreyle fırçalanmasını önermektedir.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de günde iki kez diş fırçalayanların oranının yalnızca yüzde 36 olduğunu, ortalama fırçalama süresinin ise 30 saniyede kaldığını söyleyen Eken, “Bu oranlar, diş çürüğü riskinin neden bu kadar yaygın olduğunu gösteriyor.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Eken, “Fırçalama sırasında en sık yapılan hata, yalnızca ön yüzeylerin temizlenip arka ve iç yüzeylerin ihmal edilmesidir. Etkin bir temizlik için dişler günde iki kez, özellikle yatmadan önce en az iki dakika fırçalanmalıdır.” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Doğru Fırça, Doğru Macun, Doğru Alışkanlık</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye’de diş macunu kullanım oranlarının da düşük olduğuna dikkat çeken Eken, “Sağlık Bakanlığı’nın 2022 verilerine göre Almanya’da kişi başına düşen yıllık diş macunu kullanımı 457 mililitre iken, Türkiye’de bu oran yalnızca 85 mililitredir. Ayrıca evlerin yaklaşık yüzde 25’inde diş macunu düzenli olarak kullanılmamaktadır.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diş fırçası seçiminde kişisel tercihten çok etkinliğin önemli olduğunu belirten Eken, “Fırça başlığı küçük, kıllar yumuşak veya orta sertlikte olmalıdır. Fırçalar her üç ayda bir, kıllar yıprandığında ya da bir enfeksiyon sonrası mutlaka değiştirilmelidir.” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Arayüz fırçaları ve diş ipinin düzenli kullanımının ağız hijyenini tamamladığını, florlu diş macunlarının ise dişleri çürüğe karşı daha dirençli hale getirdiğini de vurguladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kontroller Kişiye Özel Olmalı</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diş hekimi muayene periyotlarının kişiye özel planlanması gerektiğini vurgulayan Eken, “FDI (Dünya Diş Hekimleri Birliği), sabit 6 ayda bir kontrol yerine kişiselleştirilmiş muayene aralıklarını önermektedir. Çocuklar, hamileler, diyabet hastaları, sigara içenler ve diş eti problemi olan bireyler daha sık kontrol edilmelidir.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sağlık Bakanlığı’nın 2022 istatistiklerine göre, Avrupa’da bir kişinin yılda ortalama beş kez diş hekimine gittiğini, Türkiye’de ise bu sayının yalnızca 0,62 olduğunu belirten Eken, düzenli muayenelerin sadece çürüklerin değil, ağız kanseri ve diş eti hastalıklarının da erken teşhisi açısından büyük önem taşıdığını söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ağız Sağlığı, Vücudun Aynasıdır</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ağız ve diş sağlığının genel sağlıkla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Eken, “Diş eti hastalıkları, bakterilerin kana karışmasına yol açarak kalp, böbrek, akciğer gibi organlarda enfeksiyonlara neden olabilir. Bu durum kalp hastalıkları, inme ve damar tıkanıklığı riskini artırabilir.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diyabetin ağız sağlığını bozduğunu, diş eti enfeksiyonlarının ise kan şekeri kontrolünü zorlaştırdığını ifade eden Eken, “Ağız sağlığı ve diyabet birbirini olumsuz etkileyen iki yönlü bir ilişkidedir. Ayrıca yapılan araştırmalar, kronik diş eti iltihaplarının Alzheimer hastalığı riskini artırabileceğini göstermektedir.” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Eksik dişlerin ve diş eti problemlerinin çiğneme fonksiyonunu bozarak beslenme ve sindirim sorunlarına yol açabileceğini belirten Eken, kötü ağız kokusu ve estetik kaygıların da bireylerin özgüvenini düşürerek psikolojik sağlığı olumsuz etkileyebileceğini söyledi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 12 Nov 2025 13:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/11/agiz-ve-dis-sagligi-anne-karninda-basliyor-1762945059.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GRİBİ HAFİFE ALMAYIN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/gribi-hafife-almayin-4935</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/gribi-hafife-almayin-4935</guid>
                <description><![CDATA[Halk arasında çoğu zaman birkaç gün içinde atlatılan basit bir hastalık gibi görülen grip, özellikle risk gruplarında ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Atabay İlaç Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, “Grip tedavi edilmediğinde ortaya çıkan zatürre; kalp ve damar sorunlarına neden olabiliyor. Ayrıca grip, beyin iltihabı, solunum yetmezliği gibi ciddi sağlık problemlerine de yol açabiliyor” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Atabay İlaç Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, gribin yalnızca kısa süreli bir rahatsızlık olmadığını, bazı durumlarda ağır tablolara neden olabileceğini söyledi. Dr. Yaycı, “Grip çoğu zaman birkaç gün içinde atlatılan basit bir hastalık gibi görülse de tedavi edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına ve hatta ölüme kadar ilerleyebilen sonuçlara yol açabiliyor” dedi. Grip virüsüne karşı etkili antiviral ilaçların bulunduğunu ve bu tedavilere hastalığın ilk günlerinde başlanmasının, iyileşme sürecini belirgin şekilde kısalttığını belirten Dr. Yaycı, tedavinin gecikmesi durumunda hastalığın seyrinin ağırlaşabileceğini vurguladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Zatürre, grip tedavi edilmemesi durumunda ortaya çıkabilen en önemli sorunlardan biri</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Grip tedavi edilmediğinde en sık görülen problemlerin başında sinüzit ve orta kulak iltihabının geldiğine işaret eden Murat Yaycı şöyle konuştu: “Özellikle bir yaş altındaki bebeklerde grip sonrası orta kulak iltihabı gelişme riski oldukça yüksek; bu yaş grubundaki vakaların yaklaşık yarısında bu tablo görülebiliyor. Grip sonrası ortaya çıkabilen en ciddi sorunlardan biri de zatürre (pnömoni). Zatürre kimi zaman doğrudan grip virüsünün etkisiyle, kimi zaman da bağışıklık sisteminin zayıflaması sonucu gelişen bakteriyel enfeksiyonların tabloya eklenmesiyle ortaya çıkabiliyor. Bu durumda hastaların çoğunun hastanede takip edilmesi gerekiyor.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Erken tedavi hayati önem taşıyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Murat Yaycı, grip sonrasında zatürre gelişen hastaların yaklaşık dörtte birinde kalp ve damar sistemine ait sorunların ortaya çıktığına işaret etti. Yaycı, gelişen kalp damar problemleri arasında kalp krizi, kalp kası iltihabı ve damar tıkanıklıklarının yer aldığını belirterek, “Ayrıca grip; beyin iltihabı (ensefalit), solunum yetmezliği gibi ciddi sağlık problemlerine de yol açabiliyor. Bu ağır komplikasyonlar özellikle bebekler, yaşlılar, hamileler, obez bireyler ve astım veya kalp hastalığı gibi kronik rahatsızlıkları bulunan kişilerde daha sık görülüyor. Bu nedenle erken tedavi hayati önem taşıyor. Grip belirtileri ortaya çıkar çıkmaz antiviral tedaviye başlanması hastalığın ilerlemesini engeller ve ölümcül sonuçların önüne geçilmesini sağlar” diye konuştu.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Nov 2025 15:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/11/gribi-hafife-almayin-1762172851.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİR ADIM SAĞLIK’TAN MEME KANSERİ FARKINDALIK AYI ÇAĞRISI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/bir-adim-sagliktan-meme-kanseri-farkindalik-ayi-cagrisi-4866</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/bir-adim-sagliktan-meme-kanseri-farkindalik-ayi-cagrisi-4866</guid>
                <description><![CDATA[Bir Halk Sağlığı inovasyonu olarak hayata geçen ve koruyucu sağlık yaklaşımını yaygınlaştırmayı amaçlayan Bir Adım Sağlık, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında kadın sağlığının en kritik başlıklarından biri olan meme kanserinde erken tanının belirleyici rolüne dikkat çekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bir Halk Sağlığı inovasyonu olarak hayata geçen ve koruyucu sağlık yaklaşımını yaygınlaştırmayı amaçlayan Bir Adım Sağlık, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında kadın sağlığının en kritik başlıklarından biri olan meme kanserinde erken tanının belirleyici rolüne dikkat çekiyor. Dünya Sağlık Örgütü Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı verilerine göre, meme kanseri her yıl yaklaşık 2,3 milyon kadının hayatını etkiliyor. Türkiye’de ise yıllık yaklaşık 27 bin kadına meme kanseri tanısı konuyor. Bu tablo, farkındalık, düzenli takip ve zamanında başvurunun önemini net biçimde ortaya koyuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında erken teşhisin hayati önemine dikkat çekerek tüm kadınları düzenli kontrole davet eden Bir Adım Sağlık Genel Müdürü Ayşe Şengel; “Kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanseri, her yıl yaklaşık 27 bin kadında görülüyor. Erken tanı, tedavinin başarısını belirleyen en kritik unsurlardan biri. Bunun için hekim kontrolleri ve yönlendirilecek taramaların yanı sıra, her kadının kendi kendine muayeneyi düzenli bir alışkanlık haline getirmesi gerekiyor” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Erken tanının hayat kurtaracağının altını çizen Şengel; “Ayna karşısında, iyi aydınlatılmış bir ortamda gözle kontrolle başlayın; boyut, simetri, renk ve ciltte değişim olup olmadığına bakın. Ardından üç parmağın yumuşak yastık kısmıyla köprücük kemiğinden başlayarak tüm memeyi, meme başını ve koltuk altını küçük dairesel hareketlerle sistematik şekilde elle kontrol edin. Herhangi bir sertlik, çekinti, akıntı ya da olağandışı bulguda vakit kaybetmeden hekiminize başvurun” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ekim ayında tüm kadınların aynı farkındalıkla hareket etmesini vurgulayan Bir Adım Sağlık, düzenli kendi kendine muayene ve hekim kontrollerini aksatmamayı öneriyor.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Oct 2025 11:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/10/bir-adim-sagliktan-meme-kanseri-farkindalik-ayi-cagrisi-1761034401.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GRİPTE ERKEN TEDAVİ HAYAT KURTARIYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/gripte-erken-tedavi-hayat-kurtariyor-4830</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/gripte-erken-tedavi-hayat-kurtariyor-4830</guid>
                <description><![CDATA[Atabay İlaç Medikal Direktörü ve Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Murat Yaycı, sonbahar ve kış aylarında artan grip vakalarına dikkat çekerek, “Grip sanıldığının aksine hafif bir hastalık değil. Hastalığın ilk günlerinde uygulanacak antiviral tedavi, özellikle risk gruplarında zatürre gibi ağır sonuçların riskini azaltıyor. Vakit kaybetmeden doktora başvurmak hem kişisel sağlığın korunması hem de çevreye bulaşmanın önlenmesi açısından kritik önemde” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Atabay İlaç Medikal Direktörü ve Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Murat Yaycı, grip hastalığıyla ilgili uyarıyor. Havaların soğumasıyla birlikte artan grip vakalarına dikkat çeken Yaycı, “Grip, sanıldığının aksine hafif geçirilen bir rahatsızlık değil, ciddi sonuçlar doğurabilen bir durum. Hastalığın başlangıcında hekim kontrolünde uygulanacak antiviral tedavi, hastalığa bağlı oluşabilecek riskleri belirgin biçimde azaltır” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Grip virüsünün, öksürük ve hapşırma sırasında çevreye yayılan milyonlarca damlacık aracılığıyla kolayca bulaştığını vurgulayan Murat Yaycı, “Özellikle sonbahar ve kış aylarında hastalık kısa sürede yayılıyor. Grip hastalığı belli risk gruplarında vücut direncini düşürerek ciddi sonuçlara neden olabilir. Her yıl dünya genelinde milyonlarca kişi grip nedeniyle hastalanıyor, binlerce kişi ise hayatını kaybediyor. Oysa erken dönemde başlanan tedavi, hastalığın etkilerini hafifletiyor, iyileşme sürecini kısaltıyor, hastalığa bağlı gözlenebilecek zatürre gibi olumsuz sonuçların önüne geçiyor” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Koruyucu önlemler tedavi kadar önemli</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Murat Yaycı, grip belirtileri ortaya çıktığında vakit kaybetmeden bir hekime başvurmak gerektiğini söyledi. Yaycı şöyle konuştu: “Solunum yolu hastalıklarına yol açan virüslerden yalnızca grip hastalığına yol açan virüse yönelik tedavi mevcut. Yani hastalığa yakalanır yakalanmaz hızlıca hekime gidilmesi durumunda, tedavisi olan bir virüs ile savaşması da o kadar kolay oluyor. Vakit kaybetmeden tedaviye başlamak hem bireysel sağlığın korunması hem de çevredeki kişilere bulaşmanın önlenmesi açısından büyük önem taşıyor. Grip belirtileri ortaya çıktığında doktora görünmek, özellikle risk grubundaki kişiler için kritik önem taşıyor. Bu grupta yer alan 5 yaşından küçük çocuklar, yaşlılar, hamileler, obez bireyler, kronik solunum yolu hastalığı olanlar ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler hastalığı diğerlerine göre daha ağır atlatıyor. 65 yaş üzerindeki kişilerde ölüm riski 6 kata kadar çıkıyor. Grip geçiren hamile kadınlarda bebek kaybı olasılığı 3,6 kat, obez bireylerde ise ölüm riski 2 kat artıyor. Bu nedenle koruyucu önlemler, tedavi kadar önemli.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Antiviral tedavi, bulaşma riskini önemli ölçüde azaltıyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Araştırmalar, tek bir hapşırığın yaklaşık 2 milyon virüs partikülünü havaya yayabildiğini gösteriyor. Gripli bir kişiden 1 metre uzaklıkta yalnızca 1 dakika boyunca aynı havayı solumak bile yüzlerce virüs partikülünün vücuda alınmasına neden olabiliyor. Bu hızlı bulaşma süreci, erken tedavinin önemini açıkça gösteriyor; hastalığın başlangıcında yapılan doğru tedavi uygulamaları, hastalığın daha hafif seyretmesini sağlarken zatürre riskini de yarıdan fazla azaltıyor. Gripli olan biriyle aynı ortamda bulunmak, özellikle risk grubundaki kişiler için ciddi bir enfeksiyon riski oluşturuyor. Uzmanlar, bu kişilerin hastalığa maruz kalmamak için koruyucu önlemleri geciktirmeden almaları gerektiğini belirtiyor. Evde veya iş yerinde gripli biriyle yakın temasta bulunan risk grubundaki bireylerin, hekim önerisiyle en az 10 gün süreyle antiviral tedavi almaları bulaşma riskini önemli ölçüde azaltabiliyor.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Oct 2025 12:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/10/gripte-erken-tedavi-hayat-kurtariyor-1760348190.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RÜZGAR VE SOĞUK HAVA GÖZ KURULUĞUNU TETİKLİYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/ruzgar-ve-soguk-hava-goz-kurulugunu-tetikliyor-4718</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/ruzgar-ve-soguk-hava-goz-kurulugunu-tetikliyor-4718</guid>
                <description><![CDATA[Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, mevsim değişimleriyle birlikte hava koşullarına bağlı olarak gözlerde kuruluk ve alerji görülebildiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sonbahar ve kış aylarında, rüzgar ile soğuk havanın vücudun hormonal dengesini değiştirdiğini ve göz kuruluğunu tetiklediğini belirten Asena, bu durumda yerine koyma tedavisi uygulandığını dile getirdi.Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, “Göz kuruluğundan kaynaklanan batma, yanma, yorgunluk, aniden sulanma gibi şikayetlerle başvuran hastalar için, suni gözyaşı, gözyaşı ritmini artırıcı damlalar ve gözyaşı kanallarına tıkaç koyma yöntemlerinden oluşan bir tedavi uyguluyoruz” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;Göz kuruluğunun yalnızca mevsimsel olarak ortaya çıkmadığını hatırlatan Asena, “Vücut kaynaklı etkenler, bilgisayar başında ofis ortamında uzun saatler geçirmenin yanı sıra; romatizmal hastalıklar, tiroid bazlı ilaçlar ve gençlerin kullandığı bazı sivilce ilaçları da kuruluk seviyesini artırabiliyor” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında görülen allerjik konjonktiviti, polen, güneş ışığı, ev tozları ve evcil hayvanlar gibi unsurların tetiklediğini kaydeden Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, bu rahatsızlık için de antihistaminik ve kortizon içeren damla tedavisi uygulandığını belirtti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gözleri su ve elleri de sabunlu suyla yıkamanın alerjinin getirdiği etkileri azalttığına dikkat çeken Asena, gözleri kaşıma ve ovuşturmanın göz sağlığı açısından doğru olmadığını da sözlerine ekledi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Sep 2025 11:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/09/ruzgar-ve-soguk-hava-goz-kurulugunu-tetikliyor-1758530819.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BOYUN VE KOLTUK ALTINDAKİ ŞİŞLİK LENFOMA BELİRTİSİ OLABİLİR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/boyun-ve-koltuk-altindaki-sislik-lenfoma-belirtisi-olabilir-4687</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/boyun-ve-koltuk-altindaki-sislik-lenfoma-belirtisi-olabilir-4687</guid>
                <description><![CDATA[Boyun ve koltuk altındaki şişliklerin, nedeni bilinmeyen kilo kaybının ve yoğun gece terlemelerinin lenfoma habercisi olabileceğini belirten Hematoloji Uzmanı Doç. Dr. Özlem Şahin Balçık, “Boyun, koltuk altı veya kasık bölgelerinde nohut, mercimek ya da fasulye büyüklüğünde şişlikler görülebilir. Lenfoma belirtilerini göz ardı etmemek ve hızlıca hekime başvurmak hastalığın ilerlemesini önleyebilir. Erken tanı, tedavi seçeneklerini artırır ve yaşam kalitesini yükseltir” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">VM Medical Park Samsun Hastanesi Hematoloji Uzmanı Doç. Dr. Özlem Şahin Balçık, lenfoma hakkında açıklamalarda bulundu. “Lenf bezlerindeki değişimlere dikkat” Lenfomanın bağışıklık sisteminin önemli bir parçası olan lenfoid hücrelerin anormal çoğalmasıyla ortaya çıktığını söyleyen Doç. Dr. Balçık, “Lenf bezleri vücudun enfeksiyonlarla mücadelesinde kritik rol oynar. Ancak bazı durumlarda bu bezlerde kanserli hücrelerin etkisiyle lenfoma gelişebilir” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Şüphe uyandıran belirtiler”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Lenfomanın bazı erken uyarı işaretleri olduğunu ifade eden Doç. Dr. Balçık, şu bilgileri verdi: “Boyun, koltuk altı veya kasık bölgelerinde nohut, mercimek ya da fasulye büyüklüğünde şişlikler görülebilir. Bu şişliklerin 4-6 hafta içinde geçmemesi ve büyümeye devam etmesi önemlidir. Son 6 ayda vücut ağırlığının yüzde 10’undan fazlasını kaybetmek, gece çarşafları ıslatacak kadar terleme yaşamak da lenfoma belirtileri arasında yer alır.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Erken teşhis tedavi başarısını artırıyor”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Lenfomanın zamanında fark edilmesinin tedavi sürecinde büyük önem taşıdığını dile getiren Doç. Dr. Balçık, “Lenfoma belirtilerini göz ardı etmemek ve hızlıca harekete geçmek hastalığın ilerlemesini önleyebilir. Erken tanı, tedavi seçeneklerini artırır ve yaşam kalitesini yükseltir” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Sağlıklı yaşam riski azaltıyor”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Lenfomadan korunmada yaşam alışkanlıklarının etkisine de değinen Doç. Dr. Balçık, “Dengeli beslenme, düzenli egzersiz, stres yönetimi ve düzenli sağlık kontrolleri bağışıklık sistemini güçlendirir. Sigara kullanımı ve aşırı alkol tüketimi ise risk faktörlerini artırır” dedi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Sep 2025 12:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/09/boyun-ve-koltuk-altindaki-sislik-lenfoma-belirtisi-olabilir-1757928970.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÖZ RENGİ DEĞİŞTİRME AMELİYATIYLA, HAYATA &#039;RENKLİ&#039; BAKIN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/goz-rengi-degistirme-ameliyatiyla-hayata-renkli-bakin-4633</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/goz-rengi-degistirme-ameliyatiyla-hayata-renkli-bakin-4633</guid>
                <description><![CDATA[Son yıllarda dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygınlaşan göz rengi değiştirme ameliyatı (Keratopigmentasyon), tıbbi nedenlerin yanında estetik bir görünüm amacıyla da tercih ediliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Göz rengi değiştirme ameliyatında önemli deneyimlere sahip olduklarını belirten Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Kurucusu Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, 10 yıldır dünyanın birçok ülkesinden hastaya bu operasyonu yaptıklarını dile getirdi. Operasyon hakkında bilgi veren Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, “Gözün rengini veren iris tabakasıdır. Bu operasyonda iris tabakasındaki renkte bir değişiklik yapılmıyor. Gözün ön saydam tabakası olan korneada görmeyi etkilemeyecek şekilde renklendirme yapılıyor. Sosyal mesafeden bakıldığında göz rengi kişinin arzu ettiği renkte olabiliyor. Göz rengi değiştirme ameliyatı FLAAK tekniğiyle gerçekleştiriliyor. Estetik amaçlı yapılan işlemde lazerle kornea içinde kanal açılıp oraya istenilen renkte özel pigmentler enjekte ediliyor. Ameliyat tecrübeli ellerde 15 - 20 dakika sürüyor. Bu kalıcı bir işlem. Bu nedenle insanların iyice düşünüp karar vermesi gerekiyor. Bu ameliyat göz çizdirme olarak bilinen lazer ameliyatına uygun herkese yapılabilir. Hastanemizde tıbbi amaçlı göz rengi değiştirme ameliyatlarını uzun süredir yapıyoruz” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">DÜNYANIN BİRÇOK ÜLKESİNDE UYGULANIYOR</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu operasyonun dünyanın birçok ülkesinde uygulandığını kaydeden Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">şöyle devam etti: “Tıbbi amaçlı olanlarda travma ve enfeksiyon gibi nedenlerle gözde beyaz lekeler olan hastaların dış görüntülerini daha hoş hale getirmek için korneayı yani gözün saydam tabakasını göze diğer yakın bir renkte renklendiriyoruz. Estetik amaçlı göz rengi değiştirmek için ameliyatlar da yapılıyor. Bu ameliyatlar Fransa, İtalya, İspanya gibi ülkelerde çok yaygın. Dünyanın birçok ülkesinde de uygulanıyor. Biz de bu konularda tecrübeli olduğumuz için arzu eden hastalara kalıcı göz rengi değiştirme operasyonları yapabiliyoruz. Bunun için dünyanın birçok ülkesinden talep alıyoruz. Göz rengi dünya popülasyonunda yüzde 10 - 12 mavi, yüzde 70 - 80 kahverengi, yüzde 2 yeşil ve kalanı da farklı tonlarda olabiliyor. Göz rengi ten rengiyle doğrudan bağlantılı. Genetik faktörler nedeniyle açık tenlilerde koyu göz rengi olabildiği gibi koyu tenlilerde açık göz rengi olması da mümkün”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 03 Sep 2025 10:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/09/goz-rengi-degistirme-ameliyatiyla-hayata-renkli-bakin-1756885223.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SICAK HAVALARDA ÇOCUKLARDA MİDE-BAĞIRSAK ENFEKSİYONU ARTABİLİR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/sicak-havalarda-cocuklarda-mide-bagirsak-enfeksiyonu-artabilir-4560</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/sicak-havalarda-cocuklarda-mide-bagirsak-enfeksiyonu-artabilir-4560</guid>
                <description><![CDATA[Sıcak havaların, çocuklarda kusma ve ishal gibi mide-bağırsak sorunlarının artmasına neden olduğunu belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Alıya Javadova, “Bu durum genellikle mide-bağırsak enfeksiyonlarının en belirgin işaretidir” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">VM Medical Park Samsun Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Alıya Javadova, çocuklarda görülen kusma ve ishal konusunda uyarılarda bulundu. Uzm. Dr. Alıya Javadova, “Sıcak havalar, çocuklarda kusma ve ishal gibi mide-bağırsak sorunlarının artmasına neden oluyor. Bu durum genellikle mide-bağırsak enfeksiyonlarının en belirgin işaretidir” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">SIVI KAYBI TEHLİKESİ</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çocuklarda en önemli riskin sıvı kaybı (dehidratasyon) olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Javadova, “Bu kayıp hızlı bir şekilde gelişebilir. Ağız kuruluğu, gözyaşında azalma, halsizlik ve idrar miktarında düşüş gibi belirtiler görüldüğünde, ailelerin acilen bir sağlık kuruluşuna başvurması gerekir” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">EBEVEYNLERE ÖNERİLER</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uzm. Dr. Javadova, ebeveynlere özel tavsiyelerini şöyle paylaştı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Taze gıda tüketimi: “Gıdaların mutlaka taze ve iyi pişmiş olarak tüketilmesi önemlidir.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Süt ve süt ürünleri: “Bu ürünlerin soğuk zincirden çıkmış halde uzun süre bekletilmemesi gerekiyor.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hijyen alışkanlıkları: “Ellerin sık sık yıkanması ve çocuklara bu alışkanlığın kazandırılması öneriliyor.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Temiz su kullanımı: “Şüpheli kaynaklardan su içirilmemesi gerektiğini unutmamak gerekir.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Oral rehidratasyon: “Kusma ya da ishal durumunda, çocuğun yaşına uygun oral rehidratasyon sıvıları kullanılması önemlidir.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uzm. Dr. Alıya Javadova, yaz aylarında çocukların enerjisinin yüksek olduğunu ancak bağışıklık sistemlerinin hâlâ hassas olduğunu belirten Uzm. Dr. Javadova, “Erken müdahale, doğru sıvı desteği sağlamak ve gecikmeden hekime başvurmak, bu süreçte kritik öneme ahiptir” ifadelerini kullandı.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 Aug 2025 14:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/08/sicak-havalarda-cocuklarda-mide-bagirsak-enfeksiyonu-artabilir-1755863890.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SADE YAĞ HEM SİNDİRİM DOSTUDUR HEM DE TOKLUĞU ARTIRIR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/sade-yag-hem-sindirim-dostudur-hem-de-toklugu-artirir-4534</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/sade-yag-hem-sindirim-dostudur-hem-de-toklugu-artirir-4534</guid>
                <description><![CDATA[Sade yağın faydaları konusunda bilgilendirmede bulunan Diyetisyen Sena Pekşen, “Orta zincirli yağ asitleri içeren sade yağ, hızlı enerji sağlamanın yanı sıra uzun süre tokluk hissi de oluşturur. Ayrıca, yemeklere hafif kavrulmuş bir aroma katarak lezzet artırıcı bir rol oynar” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sağlıklı beslenme konusunda yapılan araştırmalar, sade yağın (ghee) önemini arttığına dikkat çekiyor. Konu hakkında açıklamalarda bulunan VM Medical Park Samsun Hastanesi Beslenme ve Diyet Kliniği’nden Dyt. Sena Pekşen, sade yağın sindirim sistemi için faydalı bir yağ olduğunun altını çizdi. “Sade yağ, yüksek ısıya dayanıklıdır” Tereyağının su ve süt katılarından ayrıştırılmasıyla elde edilen sade yağın, hem sağlıklı bir pişirme yağı olduğunu hem de yüksek besin değeri sunan bir enerji kaynağı olarak mutfaklarda yer aldığının altını çizen Diyetisyen Pekşen, “Sade yağın dumanlanma noktasının yüksektir. Kızartma ve kavurma işlemleri için ideal bir yağdır. Normal tereyağı gibi yanmaz ve trans yağ oluşumunu engeller” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Sindirim dostu bir seçenek”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sade yağın laktoz ve süt proteinlerinden arındırılmış olmasının, onu süt alerjisi veya hassas mideye sahip kişiler için uygun bir alternatif haline getirdiğini dile getiren Pekşen, “Sade yağ asitleri, bağırsak florasını dengeleyerek sindirim sistemini destekler ve bağırsak sağlığını iyileştirir” ifadesini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Vitamin ve antioksidan kaynağı”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sade yağın, A, D, E ve K vitaminleri içerdiğini belirten Pekşen, “Antioksidan özelliği sayesinde hücreleri serbest radikallere karşı korumaya yardımcı olur” açıklamasında bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Enerji verici ve tokluk sağlayıcı”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Orta zincirli yağ asitleri içeren sade yağ, hızlı enerji sağlamanın yanı sıra uzun süre tokluk hissi de oluşturduğuna dikkat çeken Pekşen, yemeklere hafif kavrulmuş bir aroma katarak lezzet artırıcı bir rol oynadığını vurguladı. Pekşen, sade yağın sos ve çorbalarda da kullanılabileceğini belirtti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Uzun süre dayanır”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sade yağın saklanması da oldukça pratik olduğunu söyleyen Pekşen, “Oda sıcaklığında aylarca bozulmadan saklanabilen sade yağ, buzdolabında ise daha uzun süre tazeliğini korur” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Nasıl yapılır?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Pekşen, sade yağın nasıl yapıldığını ise şu şekilde açıkladı: “Tuzsuz tereyağını kısık ateşte eritin. Yavaşça kaynamaya bırakın; yüzeyde köpükler oluşacaktır. Köpükleri kaşıkla alın. Süt katıları dibe çökecek. Altı hafif kahverengileşen katıları ayırın; üstte kalan sarı berrak yağ sade yağdır. Cam kavanoza alın ve serin, kuru bir yerde saklayın. Sade yağ, düzenli ve ölçülü kullanıldığında yemeklerin lezzetini artırırken sağlık açısından davpek çok fayda sağlar.”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 Aug 2025 12:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/08/sade-yag-hem-sindirim-dostudur-hem-de-toklugu-artirir-1755510320.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>OKULLAR AÇILMADAN ÇOCUKLARIN GÖZ MUAYENELERİNİ YAPTIRIN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/okullar-acilmadan-cocuklarin-goz-muayenelerini-yaptirin-4505</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/okullar-acilmadan-cocuklarin-goz-muayenelerini-yaptirin-4505</guid>
                <description><![CDATA[Yaz tatilinin bitmesine az bir süre kaldığını hatırlatan Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, ailelerin yaz tatilini fırsat bilerek çocuklarının göz muayenelerini yaptırmalarında fayda olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Göz hastalıkları arasında yer alan miyop, astigmat ve hipermetropun, aileler tarafından fark edilemediğinde, çocukların okuldaki ders başarısının düştüğünü kaydeden Asena, “Bu rahatsızlıklar, ders çalışırken çocukların motivasyonunu da olumsuz yönde etkiliyor” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Çocuğum tembel, ders çalışmayı sevmiyor” gibi düşünen ebeveynlerin aklına göz hastalıkları gelmeli diyen Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, düzenli göz muayenesinin erken tanı ve tedavide büyük rol oynadığını vurguladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Göz rahatsızlığı yaşayan çocukların, genelde görüntüyü odaklamak için başını yan tutarak veya gözlerini kısarak baktıklarını kaydeden Asena, bu gibi davranışların yanı sıra; çocukların baş ve göz ağrısı da hissedebileceklerine dikkat çekti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Okul öncesinde 5 - 6 yaştan erken dönemde, bebek ve çocuklarda taramaların yapılmasının hastalıkların erken tespitinde gerekli olduğunu belirten Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, şu bilgileri verdi: “Özellikle bu dönemde göz tembelliği yönünden çocuklar mutlaka göz muayenesinden geçirilmelidir. Her sağlıklı çocuk bile her yıl düzenli göz muayenesi olmalıdır. Göz sağlığı, okuldaki başarıyı doğrudan etkiliyor. Gözde bir rahatsızlık olup olmadığı konusunda aileler çok bilinçli hareket etmelidir. Bu konuda öğretmenlere de büyük görev düşüyor”</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 Aug 2025 11:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/08/okullar-acilmadan-cocuklarin-goz-muayenelerini-yaptirin-1755160778.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BODRUM’DA LÜKS VE GÜZELLİK BULUŞMASI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/bodrumda-luks-ve-guzellik-bulusmasi-4502</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/bodrumda-luks-ve-guzellik-bulusmasi-4502</guid>
                <description><![CDATA[Lüks cilt bakımının öncüsü La Prairie, ikonik Skin Caviar Koleksiyonunun yeni formülünü ve dokusunu Bodrum’un gözde destinasyonlarından Maxx Royal Bodrum Resort’ta özel bir davetle tanıttı. Arcon Kozmetik ve Projehane çatısı altında Bilge Kuru ev sahipliğinde gerçekleşen etkinlik, seçkin konukların yoğun ilgisiyle karşılandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Konuklar, eşsiz Ege manzarası eşliğinde La Prairie’nin havyar ile zenginleştirilmiş, cildi toparlama ve sıkılaştırma özelliğiyle bilinen Skin Caviar Koleksiyonu’nun yenilenen dokusunu keşfetti. Davetliler aynı zamanda Skin Caviar Collection ailesinin ince yapılı ama güçlü örtücülüğe sahip sıkılaştırıcı fondöten serisi olan SKIN CAVIAR CONCEALER FOUNDATION SPF15’in renklerini de deneyimleme şansını yakaladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1987’den Beri Havyarın Onarıcı Gücü</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">La Prairie, 1987 yılından bu yana havyarın besleyici ve kolajen sentezini destekleyen eşsiz faydalarını cilt bakımına taşıyor. Skin Caviar Koleksiyonu; cildi besleyen, toparlayan ve gençleştiren etkisiyle marka tarihinin en ikonik serilerinden biri olarak öne çıkıyor. Yeni geliştirilen hafif dokusu ise lüks cilt bakımında konfor ve etkiyi bir araya getirerek, koleksiyona çağdaş bir yorum katıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Davetliler hem La Prairie’nin zamansız lüksünü deneyimledi hem de markanın cilt bakımındaki yenilikçi vizyonunu yakından tanıma fırsatı buldu.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 Aug 2025 10:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/08/bodrumda-luks-ve-guzellik-bulusmasi-1755156613.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAZ SICAKLARINDA BAŞ AĞRISI VE BİTKİNLİĞE DİKKAT</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/yaz-sicaklarinda-bas-agrisi-ve-bitkinlige-dikkat-4499</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/yaz-sicaklarinda-bas-agrisi-ve-bitkinlige-dikkat-4499</guid>
                <description><![CDATA[Atabay Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, yaz aylarında sıcağa bağlı halsizlik ile baş ağrısının bu dönemde göz ardı edilen ama ciddi sağlık tehditleri oluşturan vakalar olduğuna dikkat çekerek, “Sıcağa bağlı baş ağrısını hafife almayın” uyarısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yaz sıcakları, sadece yorgunluk değil, vücut dengesinin bozulmasına ve sıcağa bağlı baş ağrısı ve halsizlik gibi durumlara da neden olabiliyor. Böyle anlarda müdahale edilmemesi halinde ciddi sağlık sorunlarının hayati risk oluşturabileceğini ifade eden Atabay Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, sıcak nedenli baş ağrılarından korunma konusunda neler yapılması gerektiğine dikkat çekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yaz aylarında yüksek sıcaklarda açık havada uzun süre yürümek, spor yapmak, çalışmak ya da doğrudan güneş altında kalmak gibi durumlar, vücudun aşırı ısıya maruz kalmasına neden oluyor. Aşırı ısının vücut dengesinin bozulmasına ve aynı zamanda baş ağrısı ve migren sıklığının artmasına neden olabileceğini vurgulayan Uzman Dr. Yaycı, “Vücudumuz, ısıya maruz kaldığı sırada sıvı kaybı da yaşar. Bu süreçte terleme yoluyla kaybedilen sodyum, potasyum ve magnezyum gibi mineraller, sinir sistemi ve damar dengesini etkileyerek baş ağrısını tetikleyebilir. Aynı zamanda sıcaklık değişimleri, beyindeki serotonin düzeylerini dalgalandırarak migren ataklarını kolaylaştırabilir. Bu tür baş ağrıları genellikle şakaklarda zonklayıcı tarzda hissedilir; halsizlik, ışığa hassasiyet, ağız kuruluğu ve yoğun susuzluk hissi gibi belirtilerle birlikte olabilir. Eğer bu tabloya yüksek ateş, bulantı, kusma, bilinç bulanıklığı veya soluk ve soğuk cilt gibi bulgular eşlik ediyorsa, bu durum sıcak çarpması anlamına gelebilir ve acil tıbbi müdahale gerektirir” diyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sıcağa bağlı baş ağrısından korunmak için neler yapılmalı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sıcağa bağlı baş ağrısından korunmak için neler yapılması gerektiğine de değinen Uzman Dr. Yaycı, söz konusu belirtiler sonrasında serin bir ortama geçilmesini, fazla giysilerin çıkarılmasını ve su ya da elektrolit içeren sıvılar tüketilmesini öneriyor. Uzman Dr. Yaycı, baş ağrısının şiddetinin azalmaması veya mide bulantısı, yüksek ateş ile bilinç değişikliği gibi durumların devam etmesi halinde mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğinin altını çiziyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uzman Dr. Yaycı, sıcaklardan korunabilmenin yöntemlerini ise şöyle sıralıyor: “Öncelikle gün içinde yeterli miktarda su ve elektrolit tüketin. Fiziksel aktiviteleri serin saatlere planlayın. Güneşli ortamlarda şapka ve güneş gözlüğü kullanın. Vücudu saran, hava geçirmez giysilerden kaçının. Belirtiler başladığında dinlenmekten çekinmeyin. Baş ağrınız giderek şiddetleniyorsa veya aldığınız önlemlere rağmen iyileşmiyorsa doktorunuza danışarak uygun ağrı kesicilerle tedavinizi destekleyiniz.”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 Aug 2025 10:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/08/yaz-sicaklarinda-bas-agrisi-ve-bitkinlige-dikkat-1755156353.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALS HASTALIĞINDA ERKEN TANI VE TEDAVİ ÖNEMLİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/als-hastaliginda-erken-tani-ve-tedavi-onemli-4412</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/als-hastaliginda-erken-tani-ve-tedavi-onemli-4412</guid>
                <description><![CDATA[Özel Sağlık Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Atilla Kara, beyin ve omurilik sistemini etkileyen ALS hastalığında erken tanının hastalığın seyrini yavaşlatmak ve yaşam kalitesini artırmak adına kritik öneme sahip olduğunu vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">ALS (Amyotrofik Lateral Skleroz) hastalığının kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini kaydeden Kara, kas güçsüzlüğü, konuşma ve yutma zorlukları gibi sinsi belirtilerin hastalığın ilk işaretleri arasında olduğuna dikkat çekti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hastalığın 40 ila 60 yaş aralığında daha çok görüldüğünü dile getiren Uzm. Dr. Atilla Kara, “ALS hastalığı merkezi sinir sisteminin yıkıcı dejeneratif bir hastalığıdır. Bu hastalık beyin ve omurilik sistemini tutuyor. İlk bulguları fasikülasyon (seyirme) kas incelmesi ve kayıpları, güçsüzlük, konuşma ve yutma bozukluğu şeklinde görülebiliyor. ALS'nin başlangıç belirtileri farklı hastalarda farklı şekillerde kendini gösteriyor. Tipik olarak kademeli bir şekilde ilerleyen bir hastalık. Fasikülasyon uzun sürüyorsa o zaman ALS araştırılması yapılmalıdır” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">TEDAVİDE MULTİDİSİPLİNER YAKLAŞIM</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hastalığın tanı ve tedavi süreçleri hakkında bilgi veren Kara, sözlerine şöyle devam etti: “ALS'nin tanısı genellikle EMG ile konulur; bu yöntemle büyük oranda tanı belirlenebilir. Hastalığın durdurulması çok mümkün olmasa da yavaşlatılması mümkündür. Hastanın yaşam konforunu artırmak açısından bir takım tedaviler yapılması gerekir. Eğer güçsüzlük özellikle seyirme, yutkunma güçlüğü, konuşma bozukluğu ve kaslarda incelme varsa erken dönemde nörolojik olarak araştırılması ve tedavinin uygulanmasında yarar vardır. Tedavi için birçok alanda uzmanlaşan multidisipliner bir hekim grubuna ihtiyaç vardır. Tedavi süreci hayatta kalma süresini uzatabilir ve yaşam kalitesini artırabilir. Tedavide çeşitli ilaçlar, fizik tedavi ve rehabilitasyon, konuşma terapisi, beslenme takviyeleri, psikolojik ve sosyal destek tedavileri gibi yöntemler kullanılmaktadır”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 29 Jul 2025 11:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/07/als-hastaliginda-erken-tani-ve-tedavi-onemli-1753776396.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KLİMA KULLANIRKEN ALERJİ RİSKİNİ AZALTMANIN 5 YOLU</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/klima-kullanirken-alerji-riskini-azaltmanin-5-yolu-4381</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/klima-kullanirken-alerji-riskini-azaltmanin-5-yolu-4381</guid>
                <description><![CDATA[Serinlemek isterken sağlığınızdan olmayın! Yaz aylarında klimaların yanlış kullanımı, özellikle alerjisi olanlar için ciddi risk oluşturuyor. Ancak alınacak bazı basit önlemlerle bu riskler büyük oranda önlenebiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Üçay Mühendislik Operasyon Direktörü Zafer Çüman, klima kullanımında alerji riskini azaltmak için herkesin rahatlıkla uygulayabileceği 5 önemli tavsiyede bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Termometreler rekor kırıyor, klimalar tam kapasite çalışıyor. Türkiye’yi etkisi altına alan sıcak hava dalgası, yaşam alanlarında serinleme ihtiyacını artırırken; yanlış klima kullanımı, alerji ve solunum sorunları gibi ciddi sağlık risklerini beraberinde getiriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yanlış klima kullanımının doğurabileceği risklere dikkat çeken Üçay Mühendislik Operasyon Direktörü Zafer Çüman, şu değerlendirmelerde bulundu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Yaz sıcakları bunaltmaya devam ederken, klimalar evlerde ve iş yerlerinde serin kalmanın en pratik yolu olarak görülüyor. Ancak yanlış klima kullanımı alerji ve nefes darlığı gibi ciddi sağlık sorunlarına davetiye çıkarabiliyor. Oysa alınacak birkaç basit önlemle bu sorunların önüne geçmek mümkün.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">FİLTRE TEMİZLİĞİNİ İHMAL ETMEYİN</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu kapsamda öncelikle filtre temizliğine dikkat etmek büyük önem taşıyor; çünkü klimaların filtreleri zamanla toz, polen ve bakteri birikimi nedeniyle tıkanabiliyor. Filtrelerin ayda bir temizlenmesi ve yılda en az bir kez uzman bakımı yapılması, alerji riskini azaltıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">KLİMAYI UYGUN SICAKLIK AYARINDA TUTUN</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ayrıca, dış ortam ile klima sıcaklığı arasında 6-8°C’den fazla fark olmaması gerekiyor; aksi takdirde ani sıcaklık değişimleri bağışıklık sistemini zorlayarak hastalıklara yol açabiliyor. Bu nedenle konforlu bir ortam yaratmak için yaz aylarında klima set sıcaklığının 24-26°C arasında tutulmasını tavsiye ediyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">NEM DENGESİNE DİKKAT EDİN</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Klima kullanırken ortamın nem dengesine de özen göstermek gerekiyor, çünkü klimalar havayı kurutabiliyor ve bu durum burun tıkanıklığı, boğaz kuruluğu gibi şikâyetlere sebep olabiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">HAVA AKIMINI DOĞRUDAN ÜZERİNİZE YÖNLENDİRMEYİN</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bununla birlikte, soğuk havanın doğrudan vücuda yönlendirilmemesi de oldukça önemli; zira doğrudan temas; kas spazmı, baş ağrısı ve sinüzit gibi problemleri beraberinde getiriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">ORTAMI DÜZENLİ OLARAK HAVALANDIRIN</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Son olarak, gün içinde pencereleri açarak ortamı düzenli olarak havalandırmak gerekiyor; çünkü sürekli kapalı kalan mekânlarda klima kullanımı, hava kalitesinin düşmesine ve dolayısıyla sağlık sorunlarının artmasına yol açıyor” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Zafer Çüman, sözlerini şöyle tamamladı: “Üçay Mühendislik olarak, yalnızca klima sistemleri kurmuyor, aynı zamanda kullanıcıların cihazları en verimli ve sağlıklı şekilde kullanmaları için bilgilendirme faaliyetleri de yürütüyoruz.Unutulmamalıdır ki, klimalarla konfor şartlarını sağlayabilmek, ancak bilinçli kullanım ile mümkündür.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">ÜÇAY MÜHENDİSLİK ENERJİ VE İKLİMLENDİRME TEKNOLOJİLERİ A.Ş.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2000 yılında mühendislik alanında faaliyet göstermeye başlayan Üçay Mühendislik, bugün; iklimlendirme, elektrik-mekanik taahhüt ve güneş enerjisi sistemleri alanlarında uzmanlaşarak, sektörde öncü konuma gelmiştir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2019 yılından itibaren E-Mobilite sektörüne de giriş yapan Üçay Mühendislik, 11.08.2022 tarihinde T.C. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’ndan (EPDK) şarj ağı işletmeciliği lisansı almıştır. ELARİS markası ile şarj ağıişletmecisi olarak hizmet vermektedir.niz sahillerinde güneş çarpması riskinin arttığı belirtildi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Jul 2025 13:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/07/klima-kullanirken-alerji-riskini-azaltmanin-5-yolu-1753179534.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAZ TATİLİ ÖĞRENME KAYBI OLMASIN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/yaz-tatili-ogrenme-kaybi-olmasin-4372</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/yaz-tatili-ogrenme-kaybi-olmasin-4372</guid>
                <description><![CDATA[Yaz tatili, dinlenmek ve eğlenmek için harika bir fırsat olsa da özellikle disleksi, DEHB gibi öğrenme güçlükleri yaşayan çocuklar için "yaz tatili öğrenme kaybı" riskini ortaya çıkarabiliyor. Çünkü bu dönemde aileler ya memleketlerine ya da tatile gittikleri için eğitim kesintiye uğrayabiliyor. Oysaki bu kişilerin beynindeki öğrenme süreçleri farklı işlediği için, bilgilerin pekiştirilmesi ve yeni becerilerin kazanılmasında süreklilik ve düzen büyük önem taşıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Öğrenme güçlükleri, çocukların okuma, yazma, matematiksel işlemler, dikkat ve motor koordinasyon gibi temel becerilerde zorlanmasına yol açıyor. Bu zorluklar, okul döneminde özel eğitim ve düzenli tekrarlarla aşılmaya çalışılsa da yaz tatili gibi uzun aralarda eğitime ara verilmesi, kazanımların gerilemesine neden olabiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Özellikle disleksisi olan çocuklar, okuma ve yazma becerilerini korumak için sık tekrara ihtiyaç duyarken, DEHB'li çocuklar dikkat ve odaklanma becerilerini sürdürmek için yapılandırılmış aktivitelere gereksinim duyuyor. Eğitimde süreklilik sağlanamadığında ise aylarca emek verilerek elde edilen gelişimlerde kayıplar yaşanabiliyor. Bu da hem çocukların motivasyonunu düşürüyor hem de aileler için endişe kaynağı oluyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tatilde Dinlenirken Öğrenmeyi Unutmayın</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Beyin plastisitesi yani beynin kendini yenileme sürecinin yaz döneminde de aktif olduğunu belirten Auto Train Brain Ceo’su Günet Eroğlu, “Öğrenme kaybı, her öğrenciyi etkileyebilirken öğrenme güçlüğü çocuklar için bu durumun derinliği ve sonuçları çok daha ciddi olabilir. Bu kişilerin beyinleri, bilgiyi farklı yollarla işliyor ve pekiştiriyor. Bu nedenle, bilgilerin kalıcı hale gelmesi ve yeni becerilerin kazanılması için kesintisiz ve sistematik bir eğitime çok daha fazla ihtiyaçları var.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu kapsamda Nörogeribildirim teknolojisi ile çoklu duyu öğrenme metodunu birleştirilerek, çocukların tatilde bile eğitimlerine devam etmesi sağlanıyor. Uygulama, beyin sinyallerini analiz ederek kişiye özel egzersizler sunuyor ve böylece okuma, yazma ve anlama becerilerinin gelişimini destekliyor. Çocukların eğitimini sahilde, tatilde ya da evde kolayca sürdürebiliyor. Bu sayede tatil planları ertelenmeden, öğrenme sürekliliği korunmuş oluyor. Örneğin, günde 30 dakika nörogeribildirim egzersizi, okul dönemindeki 1 saatlik gelişime eşdeğer etki sağlanabiliyor “dedi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 21 Jul 2025 14:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/07/yaz-tatili-ogrenme-kaybi-olmasin-1753098438.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAZ AYLARINDA ARTAN FİZİKSEL AKTİVİTELERE DİKKAT</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/yaz-aylarinda-artan-fiziksel-aktivitelere-dikkat-4343</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/yaz-aylarinda-artan-fiziksel-aktivitelere-dikkat-4343</guid>
                <description><![CDATA[Yaz mevsimiyle birlikte artan fiziksel işler, bel ve sırt sağlığını tehdit ediyor. Atabay İlaç Medikal Direktörü Uzm. Dr. Murat Yaycı, özellikle tarım ve bahçe işleriyle uğraşanlara önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yaz mevsiminin gelişiyle birlikte hem kırsal kesimde hem de şehir yaşamında fiziksel işler artıyor. Bahçede çalışmak, taşımacılık, tarla ya da bağ işlerinde uzun saatler geçirmek gibi eylemler bel ve sırt sağlığını tehdit edebiliyor. Ağır yüklerin taşınması, sık tekrar eden eğilme ve dönme hareketleri ya da dengesiz vücut pozisyonları, zamanla ciddi bel ve sırt problemlerine yol açabiliyor. Atabay İlaç Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, bahçe ve tarım işleriyle ilgilenen kişilerin bel ve sırt ağrıları açısından hangi riskler altında olduğu ve karşılaşılan zorluklarla başa çıkma yöntemleri hakkında önemli bilgiler verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yük kaldırırken dizleri bükmek ve yükü gövdeye yakın tutmak önemli</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Murat Yaycı, bahçede çalışırken diz bükmeden, belden eğilerek yapılan eylemlerin ciddi sakatlıklara yol açabildiğini söyledi. Yaycı şöyle konuştu: “Ağır yüklerin kaldırılması sırasında hem uygulanan kuvvet hem de vücut pozisyonu, omurga sağlığı açısından kritik rol oynar. Taşınması zor nesneler vücudu dengesiz pozisyonlara sokar ve yükü gövdeden uzak taşımaya neden olur. Bu durum kişiyi 5 kat daha fazla zorlar. Bu yüzden yük kaldırırken dizleri bükmek, yükü gövdeye yakın tutmak ve mümkünse mekanik destek kullanmak büyük önem taşır.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ağır yükler parçalara bölünerek taşınmalı</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bahçe işleri sırasında taşınan eşyaların büyük ve ağır olmasının da ağrılara sebebiyet verebilecek önemli etkenlerden olduğuna dikkat çeken Murat Yaycı, “Bu yükleri tek parça halinde kaldırmak yerine mümkünse daha küçük parçalara bölmeli ya da taşıma sırasında yardımcı ekipmanlardan faydalanılmalı. Ayrıca ağır yükler taşınırken çekme yöntemi değil, itme yöntemi kullanılmalıdır” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tekrarlayan eğilme ve dönme hareketleri çeşitli ağrılara sebep oluyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yanlış vücut pozisyonları kadar, tekrarlayan eğilme ve dönme hareketlerinin de omurgada aşırı baskı yarattığını ve çeşitli ağrılara sebebiyet verdiğini vurgulayan Murat Yaycı, “Görevlerin dönüşümlü yapılması ve molalarla desteklenmesi bu riski azaltır. Ayrıca fiziksel olarak zorlayıcı işlerin aralıksız yapılması vücutta yorgunluk oluşturur ve yaralanma riskini artırır. Bu sebeple dinlenme araları dengeli şekilde iş gününe dağıtılmalıdır” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Doğru çalışma teknikleri ve ekipman kullanımı sırt sağlığını korur</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uzman Dr. Murat Yaycı, ağır iş yapan herkesin sırt sağlığını korumak için doğru çalışma teknikleri ve ekipman kullanmasının çok önemli olduğunu belirtti. Uzun vadede sağlıklı kalmanın yolunun bilinçli çalışma ve erken müdahale olduğunu vurgulayan Dr. Yaycı, tüm önlemlere rağmen devam eden veya şiddetlenen ağrılar için şu önerilerde bulundu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ağrı belirtileri başladıktan sonra aşırı hareketten kaçınılmalı, hafif yürüyüş gibi aktivitelerle hareket kabiliyeti korunmalı ve ağrıyı artıran hareketlerden uzak durulmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İlk birkaç gün buz kompresiyle şişlik ve yangılar azaltılır, ardından kasları gevşetmek için sıcak uygulama yapılır. Uygulamalar 15-20 dakikayı geçmemeli ve cilde direkt temas ettirilmemelidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ağrıların mevcudiyeti durumunda doktor tavsiyesiyle uygun dozda ağrı kesiciler kullanılabilir. Kas spazmı varsa, doktorun önerdiği kas gevşeticiler alınabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ağrıların hayat kalitesini çok düşürmesi durumunda, doktor ve fizyoterapist eşliğinde fizik tedaviye başlanabilir. Egzersizler, kasları güçlendirir, esnekliği artırır ve doğru duruşu sağlar. Ayrıca, yanlış hareket alışkanlıklarını düzeltmeyi öğreterek, günlük işlerin daha rahat ve ağrısız yapılmasına yardımcı olur.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Jul 2025 11:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/07/yaz-aylarinda-artan-fiziksel-aktivitelere-dikkat-1752568421.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HER 8 KADINDAN BİRİ MEME KANSERİ RİSKİ TAŞIYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/her-8-kadindan-biri-meme-kanseri-riski-tasiyor-4297</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/her-8-kadindan-biri-meme-kanseri-riski-tasiyor-4297</guid>
                <description><![CDATA[Özel Sağlık Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yaman, kadınlarda en sık görülen tür olan meme kanserinde erken tanı ve tedavinin önemine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dünyada ikinci en sık ölüm nedeni olan kanserlerin yüzde 30-40’ının aslında önlenebildiğini dile getiren Doç. Dr. Yaman, Meme kanserinin de bu önlenebilir kanserler içerisinde en sık görüleni olduğunu söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">GÖRÜLME SIKLIĞI GİDEREK ARTIYOR</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Meme kanserinin kadınlarda görülen kanserlerin yüzde 30’unu oluşturduğunu belirten Doç. Dr. İsmail Yaman, “Meme kanseri maalesef giderek artış göstermektedir. 1960’lı yıllarda çalışmalarda her 20 kadından birinde meme kanseri görülürken günümüzde her sekiz kadından birinde meme kanseri gelişmektedir. Meme kanseri hastalarının yüzde 78’i 50 yaş üzerindedir. Ailede meme ya da yumurtalık kanseri görülmesi riski artırır. Özellikle ailedeki kişi anne tarafından birinci derece akraba ise risk daha yüksektir. Bu kişi premenopozal dönemde meme kanserine yakalanmışsa risk daha da artar. Buradan ailesinde meme kanseri bulunmayanlarda meme kanseri gelişme riski düşüktür gibi bir sonuç çıkmamalıdır. Meme kanseri gelişen kadınların yüzde 75’inin ailesinde meme kanseri hikayesi yoktur” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">20 YAŞINDAN İTİBAREN KENDİNİZİ MUAYENE EDİN</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Meme kanserinin belirtileri hakkında bilgi veren Doç. Dr. İsmail Yaman, “Başlıca belirtiler arasında memede kitle, meme derisinde kızarıklık, ülser, ödem, koltuk altında kitle, meme başının içe çekilmesi, iyileşmeyen yara olması ya da meme başından akıntı gelmektedir. Memede kitle meme kanserinin en sık belirtisidir ve meme kanseri hastalarının yüzde 90’ı memede kitle şikayeti ile başvururlar. Sert, düzensiz, hareket ettirilemeyen, hızlı büyüme gösteren, ağrısız kitlelerde risk daha yüksektir. Kendi kendine muayene meme kanserini tespit etmek için etkili bir yöntemdir. Kendi kendine muayene; gözle ayna karşısında, ayakta iken elle ve yatarken elle olmak üzere 3 aşamada yapılır. 20 yaşından itibaren her kadın ayda bir defa adet bitiminden bir hafta sonra mutlaka kendi kendine muayene yapmalıdır” ifadelerini kullandı</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 08 Jul 2025 11:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/07/her-8-kadindan-biri-meme-kanseri-riski-tasiyor-1751963278.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MİGREN SADECE BASİT BİR BAŞ AĞRISI DEĞİL</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/migren-sadece-basit-bir-bas-agrisi-degil-4292</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/migren-sadece-basit-bir-bas-agrisi-degil-4292</guid>
                <description><![CDATA[Dünya genelinde 1 milyardan fazla insanı etkileyen migren, yalnızca bir baş ağrısı olmanın çok ötesinde, yaşam kalitesini düşüren ve günlük hayatı sekteye uğratan ciddi bir nörolojik hastalık. Türkiye’de ise her 100 kişiden 16 ila 21’i migren hastası. Özellikle kadınları erkeklere oranla daha fazla etkileyen bu hastalık, toplumda hâlâ yeterince ciddiye alınmıyor. Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Meliha Aydın, migrenin belirtilerinden korunma yollarına, doğru bilinen yanlışlardan tedavi seçeneklerine kadar uzanan konulara dikkat çekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Moodist Psikyatri ve Nöroloji Hastanesi, Nöoroloji Uzmanı Dr. Meliha Aydın; “Migren; başın bir tarafında yoğun, zonklayıcı ağrılarla kendini gösteren, bulantı, kusma,görme sorunları, konuşmada bozukluk, denge kaybı, ışık ve sese hassasiyet gibi belirtilerin eşlik ettiği nörolojik bir hastalıktır. Migren hastalığı çocukluk döneminde başlayabileceği gibi erken yetişkinlik dönemine kadar hiç belirti vermeyebilir de. Ailede migren hastalığının varlığı, migren hastalığının ortaya çıkmasında önemli bir risk faktörüdür. Kadınlarda daha sık görülür ve yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilir. 72 saatten fazla süren migren atakları ise acil tıbbi müdaheleyi gerektirir. Araştırmalar gösteriyor ki, her iki yetişkinden biri baş ağrısı şikâyeti yaşıyor. Türkiye’de ise bu oran daha da dikkat çekici: Türkiye Migren Epidemiyoloji Araştırmalarına göre her 100 kişiden 16 ila 21’i migren hastası.Görülme sıklığı kadınlarda %25-30’lardayken, erkeklerde bu oran % 10 – 12 civarında. Ancak birçok hasta yaşadığı baş ağrısını migrenle ilişkilendirmiyor, bu da erken tanı ve etkin tedaviyi geciktiriyor.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İş Gücü Kaybı, Sosyal İzolasyon ve Yanlış İlaç Kullanımı</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dr. Aydın, migrenin sadece bireysel değil, toplumsal bir sağlık sorunu olduğunu vurguluyor:“Migren hastaları, günlük yaşamlarında ve iş hayatlarında ciddi zorluklar yaşar. Nadir görülse de migren ataklarının migren enfarktüsü adı verilen önemli komplikasyonlara neden olduğu da görülmüştür. Bu durumda, sinir dokularının kan dolaşımından sorumlu damarları tıkayarak inme geçirmesine neden olabilir. Birçok kişi sadece ağrı kesici ile geçici çözüm ararken, bu durum hem yanlış ilaç kullanımına hem de kronikleşmeye neden olabilir.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Migreni tetikleyen bazı yaygın faktörler:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hormonal değişiklikler</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aşırı alkol ve kafein tüketimi,</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tuzlu gıdalar</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aşırı egzersiz</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ani hava değişimleri</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yoğun ortam kokuları</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uykusuzluk</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aç kalmak</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bazı yiyecekler (örneğin çikolata, peynir)</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Parlak ışıklar ve yoğun stres</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Tetikleyicilerin tanınması ve yaşam tarzı değişiklikleri, migrenle mücadelede önemli bir adımdır. Bireylerin migren günlüğü tutması farkındalığı arttırarak atakları azaltabilir.” Migren tedavisinin kişiye özel olması gerektiğine dikkat çeken Dr. Meliha Aydın, “ezbere alınan ağrı kesiciler geçici çözüm sağlarken, durumun kronikleşmesine de zemin oluşturduğunu, önleyici tedavilerle yaşam kalitesini arttırmanın ve atakları azaltmanın mümkün olduğuna dikkat çekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dr. Meliha Aydın : “Her Baş Ağrısı Migren Değildir”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Toplumda hâlâ yaygın olan yanlış bilgiler, migrenin teşhisini zorlaştırıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dikkat edilmesi gereken noktalar şunlardır:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Migren yalnızca ağrı kesiciyle geçiştirilemez.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Stres, açlık, uykusuzluk gibi etkenler atakları tetikleyebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Migren tanısı, uzman hekim tarafından konulmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sürekli baş ağrısı yaşayan bireyler mutlaka nörolojik değerlendirme almalıdır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 07 Jul 2025 15:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/07/migren-sadece-basit-bir-bas-agrisi-degil-1751892874.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YEME BOZUKLUĞU OLANLAR UZMAN HEKİMLERE DANIŞMALI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/yeme-bozuklugu-olanlar-uzman-hekimlere-danismali-4264</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/yeme-bozuklugu-olanlar-uzman-hekimlere-danismali-4264</guid>
                <description><![CDATA[Son zamanlarda gündeme gelen Anoreksiya Nervoza (yeme bozukluğu) hastalığı, uzman hekimler gözetiminde tedavi edilmediği takdirde organ yetmezliği hatta ölüme neden olabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Anoreksiya Nervoza'nın en sık 12-25 yaş arası genç kadınlarda görüldüğünü belirten Özel Sağlık Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Gülşah Dinçer Atalay, ülkemizde de bu vakaların görülme sıklığının arttığını söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sosyal medyanın özellikle kadınlar üzerinde yarattığı güzellik algısının bu hastalığı tetiklediğini de vurgulayan Atalay, “Anoreksiya Nervoza kişinin aşırı zayıf olmasına rağmen kendini kilolu olarak hissettiği ve bu nedenle yeme davranışını aşırı şekilde kısıtladığı ciddi bir yeme bozukluğudur. Kişide bir beden algısı bozukluğu bulunmaktadır ve hayatı üzerindeki kontrol ihtiyacını istemediği duygularını yeme davranışı üzerinden yönetmeye çalışır. Son dönemde sosyal medya, özellikle gençlere 'zayıf insanlar başarılı ve güzeldir' algısını oluşturacak şekilde mesajlar veriyor. Dolayısıyla gençler fit görünme takıntısı içine girebiliyor. Bu da anoreksiyaya yatkınlığa neden olan düşünce ve davranışları tetikleyebiliyor” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">ÖLÜM ORANI EN YÜKSEK PSİKİYATRİK HASTALIK</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Anoreksiya Nervoza'nın ölüm oranına en yüksek Psikiyatrik hastalık olduğunu vurgulayan Psikiyatri Uzmanı Dr. Gülşah Dinçer Atalay, şunları söyledi: “ Anoreksiya Nervoza nedeniyle vücuttaki kaslar ve yağ dokusu zamanla erir, elektrolit dengesizlikleri oluşur. Kalp kası da etkilendiği için ani kalp durmasına neden olabilir, çeşitli organ yetmezlikleri oluşabilir. Bunun yanında kişiler hastalıklarını kabul etmedikleri için tedaviye oldukça geç başvururlar. Bu da tedavinin başarısız olmasına neden olan faktörlerden bir tanesidir. Anoreksiya Nervoza tanılı kişilerde depresyon çok sık görülür ve bu durum intihar riskini de artırır. En sık 12-25 yaş arası genç kadınlarda görülmekle birlikte erkeklerde ve çocuklarda da görülebilmektedir. Özellikle mükemmeliyetçi, kontrol odaklı ve dış onaya duyarlı bireyler risk altındadır. Kişi aynaya baktığında gerçek halini değil zihnindeki çarpıtılmış görüntüyü görür. Tedavide de kişinin sadece kilosunu normale getirmek değil, bu beden algısındaki bozukluğu da düzeltilmesi gerekir”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 02 Jul 2025 13:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/07/yeme-bozuklugu-olanlar-uzman-hekimlere-danismali-1751451171.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YÜZÜNÜZ GENÇ GÖRÜNEBİLİR AMA ELLER GERÇEKLERİ SÖYLÜYOR OLABİLİR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/yuzunuz-genc-gorunebilir-ama-eller-gercekleri-soyluyor-olabilir-4228</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/yuzunuz-genc-gorunebilir-ama-eller-gercekleri-soyluyor-olabilir-4228</guid>
                <description><![CDATA[Yüz bölgesine yapılan bakım ve gençleştirme işlemleriyle daha dinç bir görünüm elde etmek mümkün. Ancak bu bakım elleri kapsamadığında, zamanla dikkat çeken bir uyumsuzluk ortaya çıkabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Aslı Tokmak, ellerin yaşlanma sürecindeki rolüne ve bu süreci yavaşlatmak için alınabilecek önlemlere dikkat çekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">"Eller, zamanın en sessiz tanığıdır"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Günlük hayatta sürekli kullandığımız ve doğrudan dış etkilere maruz kalan eller, zamanla yaşın en belirgin izlerini taşır,” diyen Dr. Aslı Tokmak, bu bölgedeki cilt yapısının özellikle hassas olduğunu vurguluyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“El derisi yüz derisine göre daha incedir ve yağ dokusu azdır. Bu nedenle güneş, su, kimyasallar ve hava değişimlerinden daha fazla etkilenir. Zamanla hacim kaybı, damarların belirginleşmesi ve lekelenmeler görülebilir.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Menopoz da etkiliyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dr. Tokmak, ellerdeki yaşlanmayı sadece çevresel etkilere bağlamamak gerektiğini belirtiyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Hormonal değişiklikler, özellikle menopoz sonrası dönemde östrojen seviyelerinin azalması, ciltte incelme ve kemik dokusunda değişikliklere yol açarak el görünümünü olumsuz etkileyebilir.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Görünümde bütünlük önemli</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yüz gençleştirme işlemlerinden sonra ellerdeki yaşlılık belirtilerinin daha da belirginleştiğini aktaran Dr. Tokmak, bu durumu şöyle özetliyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Yüzde sağlanan gençlik etkisi ellerle desteklenmediğinde, yaş farkı daha dikkat çekici bir hal alabiliyor. Bu da kişinin genel görünümünde bir uyumsuzluk hissi yaratabiliyor.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Sadece yüz değil, eller de bakım ister”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">El yaşlanmasının önüne geçmek için uygulanabilecek yöntemlerin çeşitlendiğini belirten Dr. Aslı Tokmak, günümüzde hyaluronik asit ve kalsiyum bazlı dolgu maddeleri, lazer tedavileri, kimyasal peeling işlemleri ve otolog yağ enjeksiyonlarının kullanıldığını aktarıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Ancak el derisi, uygulamalara karşı daha hassas olduğundan bu işlemler mutlaka hekim kontrolünde ve dikkatli bir şekilde planlanmalı.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Korunma ve bakım bir arada olmalı</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Günlük bakımın da en az işlemler kadar önemli olduğunu vurgulayan Dr. Tokmak, önerilerini şöyle sıralıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Ellerinizi güneşten koruyun, düzenli olarak nemlendirin, kimyasal maddelerle teması mümkün olduğunca azaltın. Bu basit alışkanlıklar, yaşlanma belirtilerini geciktirmede oldukça etkili.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dr. Aslı Tokmak, sözlerini şöyle tamamlıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Eller sadece dokunmak için değil; yılların izlerini de taşır. Yüzünüze gösterdiğiniz özenin bir benzerini ellerinize de göstermek, daha dengeli ve sağlıklı bir dış görünüm sağlar.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;Yüzünüz Genç Görünebilir Ama Eller Gerçekleri Söylüyor Olabilir</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">"Yüzdeki gençleşme etkisi ellerle desteklenmediğinde yaş farkı daha da belirgin hale gelebiliyor" – Dr. Aslı Tokmak</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yüz bölgesine yapılan bakım ve gençleştirme işlemleriyle daha dinç bir görünüm elde etmek mümkün. Ancak bu bakım elleri kapsamadığında, zamanla dikkat çeken bir uyumsuzluk ortaya çıkabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Aslı Tokmak, ellerin yaşlanma sürecindeki rolüne ve bu süreci yavaşlatmak için alınabilecek önlemlere dikkat çekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">"Eller, zamanın en sessiz tanığıdır"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Günlük hayatta sürekli kullandığımız ve doğrudan dış etkilere maruz kalan eller, zamanla yaşın en belirgin izlerini taşır,” diyen Dr. Aslı Tokmak, bu bölgedeki cilt yapısının özellikle hassas olduğunu vurguluyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“El derisi yüz derisine göre daha incedir ve yağ dokusu azdır. Bu nedenle güneş, su, kimyasallar ve hava değişimlerinden daha fazla etkilenir. Zamanla hacim kaybı, damarların belirginleşmesi ve lekelenmeler görülebilir.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Menopoz da etkiliyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dr. Tokmak, ellerdeki yaşlanmayı sadece çevresel etkilere bağlamamak gerektiğini belirtiyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Hormonal değişiklikler, özellikle menopoz sonrası dönemde östrojen seviyelerinin azalması, ciltte incelme ve kemik dokusunda değişikliklere yol açarak el görünümünü olumsuz etkileyebilir.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Görünümde bütünlük önemli</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yüz gençleştirme işlemlerinden sonra ellerdeki yaşlılık belirtilerinin daha da belirginleştiğini aktaran Dr. Tokmak, bu durumu şöyle özetliyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Yüzde sağlanan gençlik etkisi ellerle desteklenmediğinde, yaş farkı daha dikkat çekici bir hal alabiliyor. Bu da kişinin genel görünümünde bir uyumsuzluk hissi yaratabiliyor.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Sadece yüz değil, eller de bakım ister”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">El yaşlanmasının önüne geçmek için uygulanabilecek yöntemlerin çeşitlendiğini belirten Dr. Aslı Tokmak, günümüzde hyaluronik asit ve kalsiyum bazlı dolgu maddeleri, lazer tedavileri, kimyasal peeling işlemleri ve otolog yağ enjeksiyonlarının kullanıldığını aktarıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Ancak el derisi, uygulamalara karşı daha hassas olduğundan bu işlemler mutlaka hekim kontrolünde ve dikkatli bir şekilde planlanmalı.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Korunma ve bakım bir arada olmalı</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Günlük bakımın da en az işlemler kadar önemli olduğunu vurgulayan Dr. Tokmak, önerilerini şöyle sıralıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Ellerinizi güneşten koruyun, düzenli olarak nemlendirin, kimyasal maddelerle teması mümkün olduğunca azaltın. Bu basit alışkanlıklar, yaşlanma belirtilerini geciktirmede oldukça etkili.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dr. Aslı Tokmak, sözlerini şöyle tamamlıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Eller sadece dokunmak için değil; yılların izlerini de taşır. Yüzünüze gösterdiğiniz özenin bir benzerini ellerinize de göstermek, daha dengeli ve sağlıklı bir dış görünüm sağlar.”.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Jun 2025 14:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/06/yuzunuz-genc-gorunebilir-ama-eller-gercekleri-soyluyor-olabilir-1750937032.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KLİMA KAYNAKLI BAŞ AĞRILARINA DİKKAT</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/klima-kaynakli-bas-agrilarina-dikkat-4203</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/klima-kaynakli-bas-agrilarina-dikkat-4203</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarında yaygın olarak kullanılan klimalar, baş ağrılarına yol açabiliyor. Uzman Dr. Murat Yaycı, klima kaynaklı baş ağrılarını önlemek için alınması gereken önlemleri paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yaz sıcaklarında serinlemek için sıkça başvurulan klimalar, yanlış kullanıldığında sağlığı olumsuz etkileyebilir. Bu etkilerden biri de sık görülen klima kaynaklı baş ağrıları.Atabay İlaç Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, özellikle yaz aylarında hem evlerde hem de araçlarda yaygın olarak kullanılan klimaların, ortam havasını sürekli döndürerek çalıştığını ve bu durumun çeşitli rahatsızlıklara zemin hazırlayabileceğini belirtti. Dr. Yaycı, klimaların neden olduğu baş ağrılarının ardında yatan temel faktörleri ve alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Vücuttaki Sıvı Kaybı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Klimalar çalıştıkça ortamdaki nemi alarak vücudun sıvı kaybetmesine neden olur. Yeterince su tüketilmediğinde, bu durum baş ağrılarına ve çeşitli hastalıklara yol açabilir. Bu nedenle klima kullanırken su içmek hayati önem taşır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Klimanın Sebep Olduğu Soğuk Hava:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Soğuk hava, damarları daraltarak baş ağrısına sebep olabilir. Klimanın derecesini çok düşürmemek ve zaman zaman kapatarak oda sıcaklığını dengelemekle bu durumun önüne geçilebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Klima Filtresinin Temizlenmemesi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Klimanın düzenli olarak temizlenmemesi; ortamdaki toz akarların, evcil hayvan tüylerinin, küf sporlarının ve çeşitli alerjen maddelerin klima filtrelerine yapışmasına ve tekrar ortama yayılmasına neden olur. Bu durum, şiddetli baş ağrılarının yanı sıra sinüs tıkanıklıkları, alerji ve tahriş gibi sorunlara da yol açabilir. Düzenli filtre temizliği ve bakımı, bu riskleri ortadan kaldırır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hava Yoluyla Bulaşan Hastalıklar:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Klimalar iç ortam havasını sirküle ederek çalıştığı için, özellikle grip başta olmak üzere hava yoluyla bulaşabilen solunum yolu hastalıklarına sahip kişiler hastalıklarını diğer kişilere daha kolay bulaştırabilirler. Bu yüzden söz konusu hastalıkları olan kişilerle aynı ortamda klima çalıştırılmamalıdır. Klima sistemleri hava yoluyla bulaşan virüslerin yayılmasında önemli rol oynar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Baş ağrısı şiddetleniyorsa doktora danışarak uygun ağrı kesicilerle tedavi desteklenmeli”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uzman Dr. Murat Yaycı, klima çarpması sonucu oluşan baş ağrısını önleyebilmek ve tedavi edebilmek amacıyla çeşitli tavsiyelerde bulundu. Yaycı; “Klima ünitesinin temizliğinden emin olun. Bu sayede hem şiddetli baş ağrılarının hem de alerji gibi meydana gelebilecek diğer hastalıkların oluşmasını engellemiş oluruz. Klima kullanımında yeterli su tüketimine dikkat etmeyi unutmayın. Baş ağrısı giderek şiddetleniyorsa veya alınan önlemlere rağmen iyileşmiyorsa doktora danışarak uygun ağrı kesicilerle tedavi desteklenmeli. Klimalar sıcak havalarda kurtarıcımız olsa da bilinçsiz ve dikkatsiz kullanımda hayat kalitemizi düşüren baş ağrıları kaçınılmaz bir sonuçtur” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Jun 2025 14:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/06/klima-kaynakli-bas-agrilarina-dikkat-1750678473.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RUH SAĞLIĞI ÜZERİNDEKİ YANSIMALARI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/ruh-sagligi-uzerindeki-yansimalari-4189</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/ruh-sagligi-uzerindeki-yansimalari-4189</guid>
                <description><![CDATA[Sanal kumar bağımlılığının genellikle anksiyete, depresyon, sosyal izolasyon ve dürtüsellik gibi psikolojik belirtilerle birlikte görüldüğünü söyleyen Uzm. Dr. Akal, “Bu durum, bilişsel işlevlerde bozulma, duygudurum dalgalanmaları ve intihar riskinde artışla ilişkilendirilmiştir. Bağımlı bireylerde kendini suçlu ve değersiz hissetme yaygın olup, bu olumsuz duyguların tekrar kumara yönelimi tetikleyebildiği bilinmektedir” diye konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tanı ve tedavi yöntemleri</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sanal kumar bağımlılığının etkin tedavisi için öncelikle doğru tanının konulmasının gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Akal, “Klinik değerlendirme sürecinde bireyin davranışları, düşünce kalıpları ve bağımlılığın günlük yaşam üzerindeki etkileri detaylı şekilde incelenir. Tedavi sürecinde ise çeşitli psikoterapi yöntemleri, destek grupları ve gerektiğinde ilaç tedavisi kullanılır” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bilişsel Davranışçı Terapinin (BDT), zararlı düşünce kalıplarını tanıtarak, yeniden yapılandırma, tetikleyici faktörlerle başa çıkma stratejileri geliştirdiğini belirten Uzm. Dr. Akal, “Aile terapisi ve grup desteği, sosyal destek aracılığıyla yalnızlık ve suçluluk duygusunu azaltır. İlaç tedavisi, antidepresanlar, ruh halini düzeltebilir; opioid antagonistleri ise dürtü kontrolüne katkı sağlayabilir. İnternet temelli terapi uygulamaları, online BDT destekli metotlar, erişimi kolaylaştırarak terapinin sürdürülebilirliğini destekler” ifadelerine yer verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Tedavi gecikirse etkisi büyüyor”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bir davranışsal bağımlılık olarak sanal kumarın bireyin sosyal bağlarını zayıflattığını, finansal sorunları tetiklediğini ve ruh sağlığını olumsuz etkilediğini söyleyen Uzm. Dr. Akal, “Erken teşhis edilmeyen olgular zamanla hem kişinin psikiyatrik desteğe ihtiyacına yol açar hem de toplumda çevresel ve ekonomik yük oluşturur” dedi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Jun 2025 11:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/06/ruh-sagligi-uzerindeki-yansimalari-1750409286.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BAYRAMDA YİYECEKLERİNİZE DİKKAT EDİN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/bayramda-yiyeceklerinize-dikkat-edin-4100</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/bayramda-yiyeceklerinize-dikkat-edin-4100</guid>
                <description><![CDATA[Özel Egepol Hastaneleri Uzman Diyetisyeni Cansu Kahraman, Kurban Bayramı'nda aşırı et ve tatlı tüketilmemesine dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kurban Bayramı’nda aşırı et ve tatlı tüketiminin ciddi kilo alımlarına ve önemli rahatsızlıklara zemin hazırlayabileceğini dile getiren Kahraman, bayramda doğru beslenme konusunda ipuçları verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bayram sabahı güne hafif bir kahvaltı ile başlanması gerektiğini belirten Diyetisyen Cansu Kahraman, “Bayram haftası ve özellikle bayramın ilk günü hafif bir kahvaltıyla başlamak çok önemlidir. Çünkü hafif bir kahvaltı ile başlandığı zaman gün içerisinde yapılacak olan et tüketimlerinin sindirimi daha kolay olacaktır. Kesilen kurban etleri de mümkünse bir gün dinlendirildikten sonra tüketilmelidir. Bunun nedeni ise ilk kesildiği zaman etin sert olması ve sindirimini daha zor olmasıdır. Hemen tüketilmeyecek etler -18 derecede 3 ay saklanabilir” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">HAŞLAMA VEYA KAVURMA TERCİH EDİN</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kurban etlerinin pişirilme şeklinin de önemli olduğunu vurgulayan Kahraman, “Kesilen etler öğle ya da akşam yemeğinde haşlama, ızgara ya da kavurma şeklinde kullanılabilir. Eğer etler kebap şeklinde tüketilecekse, etleri ateşe ve mangala çok yakın tutmamak gerekiyor. Kebap şeklinde tüketirken de etteki kuyruk yağlarını çok fazla kullanmamak gerekiyor. Çünkü bunlar kolesterol seviyelerini yükseltir. Haşlama yapılırken de yağlı et suyunu biraz dondurduktan sonra üzerinde biriken yağ tabakasını biraz alıp altta kalan et kısmını tüketmeyi tercih edin. Kavurma yaparken de etleri iç yağlarla kavurmamak gerekir. Eti kendi içerisindeki yağla kavurmak yeterlidir. Yani ekstra iç yağ ya da zeytinyağı ilave etmeye gerek yoktur” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">ÖĞÜN BAŞINA 150 GRAM ET TÜKETİN</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bayram süresince öğün başına en fazla 100-150 gr(yaklaşık 3-4 köfte büyüklüğünde) et tüketilmesini öneren Uzman Diyetisyen Cansu Kahraman ”Kurban bayramı boyunca kolesterol seviyeleri ciddi şekilde yükselebilir. Bu yüzden bu süre içinde 100-150 gramdan fazla et tüketilmesini tavsiye etmiyoruz. Yani örneğin öğle öğününde kırmızı et tüketildiyse eğer akşam öğününde sebze ve salata ağırlıklı beslenilmelisiniz. Et tüketirken yanında çok fazla ayran tüketilmemeli. Çünkü et ile yoğurt, ayran tüketimi aynı zamanda ödem oluşmasına sebep olabilir ve çok fazla ayran tüketimi demir emilimini engelleyebilir. Bunun yerine su tercih edilmeli. Etlerin yanında bol bol salata tüketilmeli, mevsimlik yeşilliklerinden tercih edilmeli. Bu da hem demir emilimini hem de C vitamini takviyesini olumlu etkiler” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bayram süresince özelikle şerbetli tatlı tüketimlerinde aşırıya kaçılmamasının da önemli olduğunun altını çizen Kahraman, şöyle devam etti: “ Bayram ziyaretlerinizde şekerli yiyeceklerden uzak durmanız gerekir. Şerbetli tatlılardan ziyade daha çok sütlü tatlılar tercih edilmelidir. Misafirliğe gidilirken ya da misafir ağırlanırken daha çok kuru meyvelerden hurma ve kuru yemişlerden ceviz/badem ve sağlıklı kan şekerini hızlı yükseltmeyecek tatlılar tercih edilmelidir”</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Jun 2025 12:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/06/bayramda-yiyeceklerinize-dikkat-edin-1748854994.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇAĞIN SESSİZ ÇIĞLIĞI ‘UYKUSUZLUK’</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/cagin-sessiz-cigligi-uykusuzluk-4018</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/cagin-sessiz-cigligi-uykusuzluk-4018</guid>
                <description><![CDATA[Son yılların yükselen trendi “İyi yaş alma” veya “Sağlıklı yaşlanma” konuları denilince akla sağlıklı beslenme ve egzersiz gelse de kaliteli uyku tam da bu ikilinin ortasında yer alıyor. Öyle ki, uyku problemleri tek başına hem ruh sağlığı etkiliyor hem de günlük hayatta akla gelebilecek pek çok hastalığın habercisi olabiliyor. Eskilerin ‘uyusun da büyüsün’ sözü bir dönem unutulmuş olsa da günümüzde hem çocuklar hem yetişkinler hem de ileri yaş bireyler için yaşam kalitesi adına uykunun önemini tekrar gün yüzüne çıkarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Dr. Meliha Aydın, yeterli ve kaliteli uyku hakkında ‘sağlıklı yaşam için vazgeçilmez unsurların başında gelir’ yorumunu yapıyor. Uyku sağlığı ve bozuklukları hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Meliha Aydın; “Uyku hem bağışıklık sisteminin düzgün çalışabilmesi hem de başta beyin ve sinir dokuları olmak üzere, vücudun geri kalanında uyumlu ve düzenli bir fizyolojik ortam sağlanabilmesi için hayati bir ihtiyaçtır. Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) verilerine göre insomnia yani uykusuzluk, toplumda en sık görülen uyku bozukluğudur. Buna göre tüm yetişkinlerin üçte birinde uykusuzluk belirtilerinin izlendiği yapılan bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir. Bu, yetişkinlerin yüzde 6 ila 10’unda ise ‘uykusuzluk’ tanısı alacak derecede şiddetli belirtiler izlenir. “diyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">TEDAVİ EDİLMEYEN UYKUSUZLUK CİDDİ HASTALIKLARA YOL AÇIYOR</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tedavi edilmeyen uyku bozukluklarının günlük hayatı giderek zorlaştırdığına değinen Nöroloji Uzmanı Dr. Meliha Aydın; “Uyku problemleri, sosyal hayatın etkilenmesi, sabah yorgunluğu, sabah baş ağrısı, dikkati toplamada bozukluk, unutkanlık, işte başarısızlık, trafik kazalarında artış, kalp sorunları, hipertansiyon, sinirlilik, mide yanması, bazı reflü çeşitleri de dahil olmak üzere mide ve bağırsak hastalıkları, obezite, depresyon, cinsel isteksizlik, kan hastalıkları ve geceleri idrar sorunları gibi yaşam kalitesini olumsuz etkileyen pek çok rahatsızlığa yol açabilir. Günlük yeterli ve kaliteli uyku uyuyamayan kişilerde hayatı tehdit edebilecek düzeyde sağlık problemleri ortaya çıkabilir. Bu açıdan uykusuzluğun tedavi edilmemesi, yetersiz ve kalitesiz uykuya yol açarak birçok komplikasyonun gelişmesine olanak verir:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Obezite ile birlikte kalp-damar sağlığının bozulması</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diyabet, yüksek tansiyon gibi kronik rahatsızlıklar</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bağışıklık sisteminin zayıflaması ve buna bağlı sık enfeksiyon hastalığı gelişmesi</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İnme gibi beyin-damar hastalıkları ile buna bağlı epilepsi gelişmesi</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Astım gibi bağışıklık sistemi ile alakalı akciğer problemleri</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Anksiyete, depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklar</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Konsantrasyon düşüklüğüne bağlı trafik kazası gibi günlük yaşamda hayatı tehdit edebilecek durumların gelişmesi</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Okul veya iş performansında ciddi düşüş ve buna bağlı sosyal sorunlar</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hafızanın zayıflaması</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Cinsel fonksiyon bozuklukları</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">TEŞHİS İÇİN İLK ADIM: UYKU TESTİ (POLİSOMNOGRAFİ)</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Dr. Meliha Aydın; “Polisomnografi (PSG) yani uyku testi, uyku ile ilgili hastalıkların tanısında sıklıkla başvurulan bir yöntem. Bu içerikte; hastanın gece uykusu sırasında beyin dalgaları, solunum düzeni, kas aktiviteleri, kanındaki oksijen düzeyi, göz hareketleri gibi yaşamsal faaliyetleri kayıt altına alınır. Ayrıca hastanın uyku esnasındaki görüntüsü de kaydedilerek ileriki değerlendirmeler için saklanır. Polisomnografi ile elde edilen tüm bu bilgiler ışığında hastada uyku apnesi tanısı olup olmadığına karar verilir. Uyku apnesi durumunda multidisipliner bir yaklaşım ile onun üzerine eğilmek faydalı olacaktır. Bu süreçte hastaya yaklaşım, sadece tedavi değil aynı zamanda önemli “yaşam tavsiyeleri” vermektir. İnsomnia rahatsızlığında kişiler yakınları tarafından desteklenmesi de son derece önemlidir. Hasta yakınlarının doğru ve yeterli düzeyde bilgilendirilmesi, hastaların günlük yaşam pratiğinde yaşadıkları sorunlar hakkında farkındalıklarının arttırılması da tedavi sürecinde önemli bir destek olacaktır. Hastaların uyku kalitesinin arttırılmasına yönelik tedbirlerde aile bireyleri aktif rol üstlenmeli, hastaların yeterli ve kaliteli uyku alabilmeleri için gerekli hassasiyeti göstermelidirler” diyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">PSİKİYATRİK HASTALIKLARIN SESSİZ ORTAĞI: UYKU BOZUKLUKLARI</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uyku bozuklukları ve psikiyatrik hastalıklar hakkında konuşan Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi’nden Psikiyatrist Uzm. Dr. Pelin Taş ise iyi bir ruh haline sahip olabilmek için sağlıklı bir uyku rutinin önemine dikkat çekiyor. Psikiyatrist Uzm. Dr. Pelin Taş; “Uyku bozuklukları psikiyatrik hastalıkların hem sonucu hem de sebebi olarak karşımıza çıkabiliyor. Ruhsal hastalığı olan bireylerin yaklaşık %50-80’inde uyku sorunu bulunmakla birlikte, uyku sorunu olan hastaların da yaklaşık %50’si psikiyatrik tanı almaktadır. Uyku sorunları birçok psikiyatrik hastalık için tanı ölçütlerinin bir parçasıdır. Depresyonda, anksiyete bozukluklarında, duygudurum bozukluklarında, bağımlılıklarda ve bilişsel bozukluklarda sıklıkla uyku bozuklukları görülebiliyor.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Psikiyatrist Uzm. Dr. Pelin Taş, psikiyatrik hastalıkların tedavisinde yalnızca ilaç ve terapi değil, uyku hijyeninin de düzeltilmesi öneriyor. Bu anlamda yapılması gerekenler ise:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Her gün aynı saatte yatılmalı ve sabahları aynı saatte kalkılmalıdır. Eğer aynı saatte yatıp uykuya dalamıyorsanız bile sabah kalkış saatiniz mutlaka aynı olmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uykunuz gelmeden yatağa girmemeli, yattıktan sonra yarım saatten daha fazla süre uyuyamaması halinden yataktan kalkıp loş ışıkta kitap okuma, sakin bir belgesel izleme veya dinlendirici bir enstrümantal müzik dinleme gibi rahatlatan etkinliklerde bulunulmalı. Uyku geldiğinde ise yeniden yatağa dönülmeli.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gündüz uyuklamalarından kaçınılmalı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yatak odasının karanlık ve sessiz olması sağlanmalı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yatak odası sadece uyumak ve cinsel yaşam için kullanılmalı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Haftada en az üç gün ortalama 30-40 dk düzenli egzersiz yapılmalı. Ancak yatma saatine yakın ağır egzersizler yapılmamalı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yatağa girmeden bir saat önce elektronik cihazlardan uzaklaşılmalı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yatma saatine 2 saat kala yemek yeme eylemi sonlandırılmalı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Akşam saatlerinde kafeinli gıdalardan (çay, kahve, çikolata, kola gibi), alkollü içeceklerden ve tütün kullanımından kaçınılmalı.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 15 May 2025 11:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/05/cagin-sessiz-cigligi-uykusuzluk-1747297868.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AĞRILARDAN NASIL KURTULURSUNUZ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/agrilardan-nasil-kurtulursunuz-3927</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/agrilardan-nasil-kurtulursunuz-3927</guid>
                <description><![CDATA[Nöroloji ve Algoloji uzmanı Uzmanı. Dr. Meltem Mutlucan “Algoloji” ağrı bilimi hakkında çarpıcı açıklamalara imza attı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Nöroloji ve Algoloji uzmanı Uzm. Dr. Meltem Mutlucan Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Nöroloji dalında uzman olan Mutlucan daha sonra yan dal olarak “Algoloji” bölümünü seçerek bu branşta hastalarına hizmet vermeye başladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uzm. Dr. Meltem Mutlucan tıp dilinde “Algoloji” olarak bilinen Ağrı Bilimi hakkında yaptığı açıklamada “Sebebi belli olsun veya olmasın kronik, uzun süren ağrıların tedavisi ile ilgilenen bir bilim dalıdır. Algoloji uzmanı olabilmek için öncelikle Nöroloji, Fizik-Tedavi ve Rehabilitasyon, Anestezi veya Reanimasyon dallarından uzmanlık eğitimi alması gerekmektedir. Ve bunların sonrasında bir yan dal uzmanlık sınavından sonra alınacak iyi bir derece ile “Algoloji” uzmanı olarak hizmet vermeye başlanıyor. Bakıldığında uzun ve zorlu bir süreç.” dedi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uzm. Dr. Meltem Mutlucan “Örnek vermek gerekirse kronik bel ve boyun ağrıları, migren ve baş ağrıları, kansere bağlı ağrılar, geçirdiği ameliyat sonrası ağrılar yaşayan, yüz siniri geçirmiş ve bundan dolayı ağrı çeken herkesin mutlaka bir Argoloji uzmanına danışmasını tavsiye ederim. Tedavi yöntemi olarak ilaç tedavileri ve bu tedavileri destekleyen girişimsel işlemler uyguluyoruz. Girişimsel işlemler dediğimiz eklem enjeksiyonları, sinir blokları, radyo frekans, migren için yapılan bir takım sinir blokları uyguluyoruz. Bu işlemler hem iğnelerle yapılıyor hem bazı cerrahi yöntemler hastaya uygulanarak yaşadığı ağrıyı tedavi etmeye çalışıyoruz.” diyerek sözlerini tamamladı.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 26 Apr 2025 11:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/04/agrilardan-nasil-kurtulursunuz-1745656139.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YİRMİLİK DİŞLER İHMALE GELMİYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/yirmilik-disler-ihmale-gelmiyor-3925</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/yirmilik-disler-ihmale-gelmiyor-3925</guid>
                <description><![CDATA[Uzman Diş Hekimi Dr. Ümit Sait Yavuz, yirmilik dişlerin zamanında çekilmemesi halinde diğer dişlerin formunu bozabileceği ve gülüş estetiğini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. Özellikle diş teli tedavisi görmüş hastaların bu konuda daha dikkatli olması gerektiğini belirten Yavuz, BravoDent'in uzman kadrosu ve Avrupa standartlarındaki kliniğiyle hastalarına en iyi hizmeti sunduğunu vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">YİRMİLİK DİŞLER İHMALE GELMİYOR! UZMANI UYARDI: GÜLÜŞÜNÜZ BOZULABİLİR</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uzman Diş Hekimi Dr. Ümit Sait Yavuz, yirmilik dişlerin zamanında çekilmemesi halinde diğer dişlerin formunu bozabileceği ve gülüş estetiğini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. Özellikle diş teli tedavisi görmüş hastaların bu konuda daha dikkatli olması gerektiğini belirten Yavuz, BravoDent'in uzman kadrosu ve Avrupa standartlarındaki kliniğiyle hastalarına en iyi hizmeti sunduğunu vurguladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yirmilik dişlerin çene yapısına sığmadığı durumlarda diğer dişlere baskı yaparak onların pozisyonunu bozabileceğini belirten Dr. Ümit Sait Yavuz, "Yirmilik dişler zamanında çekilmezse dışarı çıkabilmek için yaptığı baskıyla diğer dişlerin formunu bozabilir. Bu durum, özellikle diş teli tedavisi görmüş hastalar için daha da riskli. Çünkü diş teli tedavisiyle düzeltilen dişlerin yeniden bozulmasına neden olabilir. Güzel bir gülümseme, inci gibi dişler için yıllarca verilen emek boşa gidebilir" dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">"GÜLÜŞ ESTETİĞİ BOZULABİLİR"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yirmilik dişlerin sadece diş sağlığını değil, gülüş estetiğini de olumsuz etkileyebileceğini ifade eden Yavuz, "Yirmilik dişlerin neden olduğu baskı, diğer dişlerin yamuk veya çarpık olmasına yol açabilir. Bu durum gülüş estetiğini bozar ve kişinin özgüvenini olumsuz etkiler" şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yirmilik dişlerle ilgili sorunların erken teşhis ve tedavi edilmesinin önemine dikkat çeken Yavuz, "Hastalarımızın düzenli olarak diş hekimi kontrolüne gitmelerini ve yirmilik dişlerle ilgili herhangi bir sorun yaşadıklarında vakit kaybetmeden bize başvurmalarını öneriyoruz" ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">"BRAVODENT UZMAN KADROSUYLA HİZMETİNİZDE"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">BravoDent'in uzman kadrosu ve Avrupa standartlarındaki kliniğiyle hastalarına en iyi hizmeti sunduğunu belirten Yavuz, "BravoDent olarak, hastalarımızın sağlığı ve memnuniyeti bizim için en önemli öncelik. Yirmilik dişlerle ilgili sorun yaşayan hastalarımıza uzman kadromuzla en iyi tedaviyi sunuyoruz. Kliniğimiz, Avrupa standartlarındaki teknolojik donanımıyla hastalarımıza konforlu bir tedavi süreci yaşatıyor" dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">DR. ÜMİT SAİT YAVUZ KİMDİR?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden mezun olan Ümit Sait Yavuz, Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde Periodontoloji alanında uzmanlık eğitimini tamamladı. Birçok uluslararası hakemli dergide makale ve çalışmaları yayınlanan Yavuz, 25 yılı aşkın mesleki tecrübesiyle hastalarına en iyi hizmeti sunmayı amaçlıyor.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Apr 2025 11:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/04/yirmilik-disler-ihmale-gelmiyor-1745568887.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>UZMANINDAN CİLT KANSERİ UYARISI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/uzmanindan-cilt-kanseri-uyarisi-3819</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/uzmanindan-cilt-kanseri-uyarisi-3819</guid>
                <description><![CDATA[Bazal hücreli karsinom (BHK) hakkında bilgi veren Dermatoloji Uzmanı Dr. Enkhjargal (Egi) Losol, “Ciltte en sık rastlanan kanser türüdür. Genellikle ilk belirtisi, ciltte hafif şeffaf bir kabarıklık olarak gözlemlenir ve çoğunlukla baş, boyun, kulak ve ense gibi güneşe maruz kalan bölgelerde gelişir” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">VM Medical Park Samsun Hastanesi Dermatoloji (Cildiye) Uzmanı Dr. Enkhjargal (Egi) Losol, bazal hücreli karsinom (BHK) hakkında bilgilendirmede bulundu. Uzm. Dr. Losol, “Ciltte en sık rastlanan kanser türüdür. Bu kanser türü, ciltteki eskimiş hücrelerin yerini alacak yeni hücreleri üreten bazal hücre tabakasının kanserleşmesi sonucu ortaya çıkar. Genellikle ilk belirtisi, ciltte hafif şeffaf bir kabarıklık olarak gözlemlenir ve çoğunlukla baş, boyun, kulak ve ense gibi güneşe maruz kalan bölgelerde gelişir. Bazal hücreli karsinom, uzun süreli ultraviyole (UV) ışınlarına maruz kalmak, kontrolsüz güneş yanıkları ya da solaryum kullanımı sonucu gelişir. Güneşten korunmak ve uygun bir güneş koruyucu krem kullanmak, bu kanser türünden korunmaya yardımcı olabilir” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Belirtiler göz ardı edilmemeli” BHK’nın, genellikle güneşe maruz kalan bölgelerde ortaya çıkmakla birlikte nadiren gölgede kalan bölgelerde de gelişebileceğini belirten Uzm. Dr. Losol, “En yaygın belirtiler yüzde oluşan ince damarlanmalı, inci beyazı, pembe ya da şeffaf bir şişlik olarak karşımıza çıkar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Daha koyu ten rengine sahip bireylerde bu lezyonlar genellikle daha koyu renkte olabilir. Şeffaf olmasına rağmen kabarık kenarları, pulsu ve kırmızı alanlarıyla dikkat çeken lezyonlarda kahverengi, siyah ya da mavi renge çalan koyu noktaların bulunması da risk taşır. Yeni ortaya çıkan ya da iyileşmeyen yaraların mutlaka bir dermatolog tarafından</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">değerlendirilmesi gerekir” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Risk faktörleri”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">BHK’nın, epidermisin alt tabakasındaki bazal hücrelerin DNA’sında meydana gelen mutasyonlarla geliştiğini söyleyen Uzm. Dr. Losol, “Güneşe uzun süre maruz kalma, solaryum kullanımı, ciddi güneş yanıkları, açık ten rengi, renkli gözler, ailede deri kanseri geçmişi ve bağışıklığı baskılayan hastalıklar gibi faktörler riski artırır” ifadelerine yer verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Tedavi sonrası hekim muayenesi önemli” BHK’nın, tedavi edildikten sonra dahi sıkça tekrarlayabildiğini belirten Uzm. Dr. Losol, “Bu durum, bireyin başka deri kanserlerine yakalanma riskini de artırıyor. Tedavi edilmediği</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">durumlarda nadiren de olsa diğer organlara yayılma riski bulunur. Bu nedenle tedavi sonrası</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">düzenli dermatolog muayenesi önem taşıyor” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Korunma yolları”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Güneşten korunmanın önemine vurgu yapan Uzm. Dr. Losol, “Güneşin yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkmamak, en az 30 SPF’lik güneş koruyucular kullanmak ve bu koruyucuları 2-3 saatte bir yenilemek korunmada etkili adımlar olarak gösterilir. Ayrıca, solaryumdan uzak durmak ve ciltteki değişiklikleri düzenli olarak kontrol etmek büyük önem taşır” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Tanı ve tedavi”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">BHK tanısının, dermatologlar tarafından yapılan ayrıntılı dermatoskopik muayene ve deri biyopsisi ile konulduğunu belirten Uzm. Dr. Losol, “Tedavide ise kanserli dokunun tamamen çıkarılması amaçlanır. Cerrahi yöntemler, kriyoterapi, elektrokoter, radyoterapi, kemoterapi ya da lokalize krem tedavisi gibi alternatifler kullanılır. Tedavi seçenekleri, kanserin türüne ve evresine bağlı olarak değişiklik gösterebilir” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Tedavi sonrası hastaların yarısında 2 yıl sonra tekrar nükseder”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tedavi sonrası hastaların yüzde 33’ünde ilk yılda, yüzde 50’sinde ikinci yılda ve yüzde 66’sında üçüncü yılda nüks gözlemlenebildiğini söyleyen Uzm. Dr. Losol, “Bu yüzden ilk 5 yıl boyunca 6 aylık aralıklarla kontrol önerilir. Sağlığınızı korumak için erken tanı ve düzenli kontrollerin önemini unutmayın. Güneşe karşı alınacak basit önlemlerle bazal hücreli karsinomdan korunabilirsiniz” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 04 Apr 2025 14:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/04/uzmanindan-cilt-kanseri-uyarisi-1743766353.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BAYRAMDA TATLI TÜKETİMİNE DİKKAT</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/bayramda-tatli-tuketimine-dikkat-3793</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/bayramda-tatli-tuketimine-dikkat-3793</guid>
                <description><![CDATA[Diş sağlığına dair önemli uyarılarda bulunan Uzman Doktor Sonay Öztan Gökhan, bayramda artan şeker ve tatlı tüketiminin ağız ve diş sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti. Gökhan, “Diş fırçalayarak ve diş ipi kullanarak bu zararları azaltabilirsiniz” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bayramlarda ikram edilen lokum gibi tatlıların dişler arasında uzun süre kalabildiğini ve temizlenmediği takdirde ağızda bakteri üremesine yol açtığını belirten Gökhan, bakterilerin asit oluşturarak çürüğe neden olduğunu ifade etti. Aynı şekilde tatlı meyve suları ve asitli içeceklerin de diş minesine zarar verdiğini vurguladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bayramlarda şekerli ve karbonhidratlı yiyeceklerin tüketiminin arttığını söyleyen Gökhan, bu durumun ağız ve diş sağlığı başta olmak üzere genel sağlık üzerinde de olumsuz etkiler yaratabileceğini dile getirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Özellikle şekerli gıdalar tüketildikten sonra diş fırçalama imkanı yoksa, bol su ya da süt içilerek ağızın alkalin dengesinin sağlanması gerektiğini belirten Gökhan, şekersiz sakız çiğnemenin de faydalı olabileceğini ekledi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Mar 2025 13:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/03/bayramda-tatli-tuketimine-dikkat-1742985347.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇOCUKLARA VE GENÇLERE RAMAZAN İÇİN SAĞLIKLI BESLENME ÖNERİLERİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/cocuklara-ve-genclere-ramazan-icin-saglikli-beslenme-onerileri-3776</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/cocuklara-ve-genclere-ramazan-icin-saglikli-beslenme-onerileri-3776</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayında oruç tutan çocuklar ve gençler için sağlıklı ve dengeli beslenmenin büyük önem ve dengesiz beslenme, gün boyu halsizlik, odaklanma problemleri ve ders veriminde düşüşlere yol açabilir” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">VM Medical Park Samsun Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Tuğçe Yılmaz, oruç tutan gençlere beslenme önerilerinde bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Sahur, gün boyu enerjinin anahtarıdır”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İlk olarak sahuru atlamamanın büyük önem taşıdığını söyleyen Dyt. Yılmaz, “Sahur, gün boyu enerjinizi korumanızı sağlar. Sahurda, yumurta, peynir, yoğurt ve süt gibi protein içeren gıdalar tercih edilmelidir çünkü bunlar tokluk süresini uzatır. Ayrıca, tam buğday ekmeği, yulaf gibi kompleks karbonhidratlar, vücudun enerji ihtiyacını karşılamak için faydalıdır. Sağlıklı yağlar, ceviz, badem, fındık ve avokado gibi seçenekler de enerjinizi destekler. Sahurda, vücudun susuz kalmaması için en az iki bardak su içilmelidir. Burada içilen suyun iftar ile sahur arasında dengeli bir şekilde yayılması önemlidir. Bu süreçte salam, sosis, cips gibi tuzlu ve işlenmiş gıdalardan hızlı susatabileceği için kaçınılmalı, şekerli gıdalar ise kan şekerinin hızla yükselip düşmesine yol açabileceği için sınırlı tüketilmelidir” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“İftara hafif besinlerle başlayın”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İftarda ise gün boyu kaybedilen enerjiyi sağlıklı bir şekilde yerine koymak için dengeli bir beslenme tercih edilmesi gerektiğini belirten Dyt. Yılmaz, “İftara bir bardak su ile başlanmalı, ardından hafif bir çorbayla mide hazırlığa sokulmalıdır. Çorbaların fazla unlu, şehriye veya yarma gibi yoğun karbonhidratlı olmamasına dikkat edilmelidir. Ana yemekte ise kas kaybı yaşamamak adına mutlaka et, tavuk, balık ya da kuru baklagiller gibi bir protein kaynağı tercih edilmelidir. Pilav veya makarna yerine, tam tahıllı ekmek ya da bulgur gibi daha sağlıklı karbonhidratlar seçilmelidir. İftarda, sebze yemekleri ve salatalar da sindirimi destekleyici ve vitamin kaynağı olarak sofrada yer almalıdır” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Meyve Tüketmeyi İhmal Etmeyin”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ara öğünlerde ise meyve ve çiğ kavrulmamış kuruyemiş kombinasyonunu öneren Dyt. Yılmaz, ”Ayrıca haftada iki kez güllaç, sütlaç veya kazandibi gibi sütlü tatlılar da tercih edilebilir. Ramazan ayında meyve tüketimi azalabileceği için bu dönemde bir porsiyon meyve tüketmeye özen gösterilmelidir” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Yetersiz sıvı tüketimi yorgunluğa yol açabilir”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Su tüketiminin Ramazan boyunca genellikle azaldığını dile getiren Dyt. Yılmaz, “Ancak günlük ortalama iki litre su içmeye özen gösterilmelidir. Özellikle çocuklar gün boyunca aktif olup terleyebilecekleri için ekstra su kaybı yaşayabilirler. Bu yüzden günde bir şişe maden suyu içilebilir, içine limon ve çok az tuz eklenerek kaybedilen elektrolitler yerine konabilir. Bu önerilere dikkat edilerek, oruç tutan çocuklar ve gençler sağlıklı bir şekilde Ramazan ayını geçirebilir ve gün boyu enerjik hissedebilirler” dedi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 22 Mar 2025 11:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/03/cocuklara-ve-genclere-ramazan-icin-saglikli-beslenme-onerileri-1742632404.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YUTULABİLİR MİDE BALONUYLA GÜVENİLİR ZAYIFLAMA</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/yutulabilir-mide-balonuyla-guvenilir-zayiflama-3754</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/yutulabilir-mide-balonuyla-guvenilir-zayiflama-3754</guid>
                <description><![CDATA[Allurion Mide Balonu, ameliyat, endoskopi veya anestezi gerektirmeyen, yutulabilir bir mide balonu olup, yaklaşık 15-20 dakikalık bir işlemle, kapsül formunda yutulur ve midede sıvı ile doldurulur.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yaklaşık 16 hafta sonra balon kendiliğinden sönerek doğal yollarla vücuttan atılma yöntemiyle sonuçlanır. Yutulabilir mide balonu uygulamasını 2,5 yıldır yapan Prof Dr. Hasan Altun, kontroller yapıldığı taktirde risksiz bir zayıflama yöntemi olduğunu dile getirdi. İş ve sanat dünyasından birçok hastalarının olduğunu dile getiren Prof Dr. Hasan Altun, Diyafram kullanmayı gerektiren mesleklere hiçbir zararı olmadığını, ayrıca her türlü spor aktivitesine de bir engel taşımadığını sözlerine ekledi. Obezitenin artık ülkemiz dışında tüm dünyanın sorunu olduğunu dile getiren Prof Dr. Hasan Altun, görsellik isteyen sanatlarla ilgili sanatını icra eden birçok kişiden talep gördükleri vurgusunu da yaptı.&nbsp; İşlem sonrası iş ve sosyal hayata dönüş süreci 48 saat olduğunu sözlerine ekleyen Prof Dr. Hasan Altun, bunu tercih edilmenin risksizlik yanında en önemli sebep olarak gösterdi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Mar 2025 10:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/03/yutulabilir-mide-balonuyla-guvenilir-zayiflama-1742284882.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GELECEĞİN SAĞLIK TARAMA MODELİ: RUH SAĞLIĞI CHECK-UP</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/gelecegin-saglik-tarama-modeli-ruh-sagligi-check-up-3751</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/gelecegin-saglik-tarama-modeli-ruh-sagligi-check-up-3751</guid>
                <description><![CDATA[MOODİST PSİKİYATRİ VE NÖROLOJİ HASTANESİ TARAFINDAN GELİŞTİRİLEN Ruh Sağlığı Check-Up Programları Bütüncül bir yaklaşımla çok yönlü değerlendirme yaparak doğru tedavi planlamasına ışık tutuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Geleneksel sağlık taramalarında fiziksel hastalıkların tespiti ön planda tutulurken, ruh sağlığının göz ardı edilmesi günümüz sağlık anlayışında önemli bir eksiklik olarak karşımıza çıkıyor. Çoğu zaman metabolik hastalıkların ruhsal sıkıntılar doğurması beden ve ruh sağlığının birlikte ele alınmasını kaçınılmaz kılıyor. Bu noktadan hareket eden Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi, bireylerin zihinsel ve duygusal sağlığını bütüncül bir perspektifle ele alarak kapsamlı ruh sağlığı check-up programları geliştirdi. Bu programlar, bireyin psikolojik, nörolojik ve biyokimyasal verilerini bir araya getirerek çok yönlü bir değerlendirme sağlıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Klasik Check-Up’tan Farkı Nedir? Ruh sağlığı check-up programları, geleneksel taramalardan farklı olarak yalnızca fiziksel belirtileri değil, bireyin ruhsal, bilişsel ve biyokimyasal durumunu da göz önünde bulunduruyor. Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Erhan Yüksek’e göre, “Ruh sağlığının değerlendirilmesi çok hassas bir konudur. Çoğu insan kendi yaşamında derinden hissettiği ve düşündüğü şeyleri kendince değerlendirir ve bunları nereye koyacaklarını bilemezler. Bu tür programlar, bir profesyonel ile ilk teması sağlaması açısından büyük önem taşır.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu program sayesinde birey, ruhsal bir sorunundan habersiz yıllarca geçen sürecin önüne geçebilir ve profesyonel destek alma fırsatı yakalayabilir. Bizim programımızda ruh sağlığı, ayrıca hafıza, beslenme ve biyokimya testleri bir araya getirilerek bireyin genel sağlık durumu, çok daha geniş bir perspektiften ele alınır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Beyin Haritalama ve Bilişsel Testlerin Önemi Ruh sağlığı check-up programlarında kullanılan QEEG (Beyin Haritalama) ve CNS Vital Signs testleri, bireylerin zihinsel ve duygusal sağlığını objektif verilerle değerlendirme fırsatı sunuyor. Dr. Yüksek, “QEEG ile beyin dalgalarının frekans ve yoğunluk dağılımı analiz edilerek bilişsel süreçler, ilaç faydasının olup olmayacağı ve ayırıcı tanı da umut vadediyor. CNS Vital Signs ise bellek, yürütücü işlevler, dikkat ve işlem hızı gibi alanları değerlendiren kapsamlı bir nöropsikolojik test bataryasıdır” diye belirtiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Geleneksel yöntemlerden farklı olarak bu testler, tanı koyma sürecinde sübjektif hata payını azaltabilir psikiyatrik ve nörolojik rahatsızlıkların daha erken teşhis edilmesini sağlayabilir. Örneğin, depresyon, anksiyete veya DEHB tanısı konulurken yalnızca klinik gözlemler değil, beyin aktivitesine dair objektif bulgular da değerlendirmeye alınıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Biyokimya Testleri ve Ruh Sağlığı Kan testleri, ruh sağlığını belirleyen en önemli unsurlardan biri. Yapılan biyokimyasal analizlerle vitamin ve mineral eksiklikleri, hormonal dengesizlikler ve metabolik süreçler hakkında detaylı bilgi elde ediliyor. B12 vitamini eksikliğinin unutkanlık ve depresyon belirtileriyle ilişkili olduğu, D vitamini seviyesinin düşük olmasının ise anksiyete riskini artırdığına dair kanıtlar var. Dr. Yüksek, “ Bazı hastalarda Kan değerlerindeki değişiklikler sayesinde yönlendirilen tedavi süreçlerinde belirgin iyileşmeler gözlemledik. B12 ve D vitamini eksikliği giderildiğinde depresyon belirtileri azaldı, hipotiroidi tedavi edildiğinde ise bilişsel yavaşlama büyük ölçüde düzeldi,” diyerek biyokimya testlerinin önemine dikkat çekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Erken Teşhis ve Önleyici Sağlık Hizmetleri Psikiyatrik hastalıkların büyük bir kısmı yıllar içinde gelişiyor ve çoğu hasta, belirtiler dayanılmaz hale gelene kadar profesyonel yardım almaktan kaçınıyor. Oysa, erken teşhis edilen psikiyatrik ve nörolojik hastalıkların tedavi süreci çok daha başarılı oluyor. Örneğin, Alzheimer hastalığının erken dönemde tespit edilmesi, hastalığın ilerlemesini yavaşlatan önlemlerin daha erken alınmasını sağlıyor. Aynı şekilde, depresyonun ilk evrelerinde başlanan tedaviler, ilerleyen aşamalara göre çok daha etkili sonuçlar veriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Psikoloğu Mert Kaya; “RİTA ((Ruhsal Sorunlar Riski Tarama Aracı), ruhsal sağlık sorunlarının erken teşhisinde önemli bir rol oynar. Bu araç, bireylerin ruhsal sağlık durumu hakkında detaylı bilgi edinmek, risk faktörlerini belirlemek ve olası psikolojik sorunların erken belirtilerini tespit etmek için kullanılan sistematik bir yöntemdir. Ruhsal sağlık sorunlarının erken teşhisi, tedavi sürecini hızlandırarak, olası ruhsal bozuklukların önlenmesine veya şiddetinin azaltılmasına yardımcı olabilir. Ayrıca bu tür araçların güvenilirliği ve etkinliği çeşitli bilimsel kriterlere ve araştırma yöntemlerine dayanarak değerlendirilir.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Multidisipliner Yaklaşım ve Gelecek Planları Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi, check-up programlarında psikiyatristler, psikologlar, nörologlar ve diyetisyenlerin ortak çalıştığı multidisipliner bir yaklaşım benimsiyor. Diyetisyenler, beslenme ve ruh sağlığı arasındaki bağlantıyı değerlendirerek kişiselleştirilmiş öneriler sunarken, nörologlar ise nörolojik hastalıkların erken teşhisinde kritik bir rol üstleniyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gelecekte bu programlara genetik testlerin eklenmesi, bağırsak mikrobiyotası analizlerinin entegre edilmesi ve dijital sağlık teknolojilerinin kullanımıyla bireylerin ruhsal ve bilişsel sağlığını sürekli takip edebileceği sistemlerin geliştirilmesi planlanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ruh sağlığı check-up programları, bireyin sadece anlık şikayetlerine değil, uzun vadeli ruhsal ve bilişsel sağlığına da odaklanarak kapsamlı bir değerlendirme sunuyor. Erken teşhis ve kişiselleştirilmiş sağlık hizmetleri sayesinde bireylerin yaşam kalitesi artırılabiliyor ve ileride oluşabilecek psikiyatrik ya da nörolojik hastalıklar önlenebiliyor. Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi’nin sunduğu bu bütüncül yaklaşım, gelecekte sağlık taramalarının standart bir parçası olmaya aday görünüyor.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Mar 2025 14:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/03/gelecegin-saglik-tarama-modeli-ruh-sagligi-check-up-1742209780.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BESLENME ALIŞKANLIKLARI VE YAŞAM BİÇİMİ KRİTİK ROL OYNUYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/beslenme-aliskanliklari-ve-yasam-bicimi-kritik-rol-oynuyor-3738</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/beslenme-aliskanliklari-ve-yasam-bicimi-kritik-rol-oynuyor-3738</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye'de yaklaşık olarak 68 binin üzerinde hasta, son dönem böbrek yetersizliği nedeniyle diyaliz tedavisi görüyor. Daviva Healthcare Medikal Direktörü Prof. Dr. Zerrin Bicik Bahçebaşı, beslenme alışkanlıkları ve sosyoekonomik düzeyin bu artışta etkili olduğunu dile getiriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tüm dünyada böbrek hastalığı nedenlerinin ilk sıralarında diyabetin ve hipertansiyonun geldiğini söyleyen Daviva Healthcare Medikal Direktörü Prof. Dr. Zerrin Bicik Bahçebaşı, her iki sağlık probleminin de beslenme ve yaşam biçimi alışkanlıkları ile yakından ilişkili olduğunu aktardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Küresel ısınma, böbrekleri olumsuz etkiliyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Prof. Dr. Zerrin Bicik Bahçebaşı, “Dünya Böbrek Günü” dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Diyabet ve hipertansiyona ilave olarak özellikle sosyoekonomik düzeyi düşük toplumlarda yeterli hijyen koşullarının sağlanamaması, tedaviye ulaşma zorlukları enfeksiyon ilişkili böbrek hastalıklarını artırıyor. Son zamanlarda etkilerini daha şiddetle hissettiğimiz küresel ısınmaya paralel olarak temiz su kaynaklarına ulaşma zorluklarının da bu artışa katkı sağladığı araştırmalara yansıyor” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Günlük yaşamdaki değişiklikler büyük fark yaratıyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Diyabet ve hipertansiyonu kontrol edebilmek amacıyla dengeli beslenme, tuz tüketimini azaltma ve günlük yaşamın içine yerleştireceğimiz bedensel aktivite böbrek hastalığının en sık iki sebebini kontrol etme imkânı verir” değerlendirmesinde bulunan Daviva Healthcare Medikal Direktörü Prof. Dr. Zerrin Bicik Bahçebaşı, sıvı tüketiminin böbrek hastalığından korunmak için son derece önemli olduğunu ve günlük tüketim miktarının kişinin yaş, cinsiyet, yaşam biçimi gibi gerekliliklerine göre belirlenmesi gerektiğini aktardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Böbrek yetmezliği evresine gelen hastaların diyaliz ve böbrek nakli olmak üzere temel olarak iki seçeneği bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Zerrin Bicik Bahçebaşı, “Böbrek nakli canlı organ vericisi olan hastalar için doğru seçim yapıldığında bilinen en iyi tedavi seçeneğidir” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Verimli diyaliz tedavisi için hasta, doktor ve başhemşire ilişkisi çok önemli</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diyaliz tedavisinin evde veya bir diyaliz merkezinde olmak üzere iki şekilde uygulanabildiğine dikkat çeken Daviva Healthcare Medikal Direktörü Prof. Dr. Zerrin Bicik Bahçebaşı, diyalize ilişkin şu önemli noktalara değindi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Evde uygulanan diyaliz, merkezde uygulamaya göre daha uzun süreli ve hasta konforunu daha fazla sağlayan bir tedavi modelini oluşturuyor. Kadavra kaynaklı böbrek nakillerine yakın veya eşdeğer sağlık sonuçları olduğunu bildiren çalışmalar mevcut. Diyaliz tedavisinin yeterli ve verimli olabilmesi için doktor ve diyaliz hemşiresinin kişiye özel olarak planladığı diyet programına ve ilaç tedavisine uyumu çok önemli. Aynı şekilde hastanın yaşam kalitesi, kendisinin tedavi planına uyumu ile çok yakından ilişkili. Düzenli yürüyüş, kas esneklik ve gücünü artırıcı egzersizler böbrek hastalığına bağlı olarak gelişebilecek kas ve kemik problemlerini önleyen unsurlardır.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ev hemodiyalizi daha çok konfor sağlıyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Prof. Dr. Zerrin Bicik Bahçebaşı, böbrek hastalığının bireyin yanında aileleri de etkilediğini belirterek, “Aile bireylerinin kendi aralarındaki dayanışma; örneğin diyet planına uygun yemekler yapılması, diyaliz programını aksatmayacak seyahat ve iş planlamaları, hastanın yaşam kalitesi açısından çok önemli. Tüm ailenin etkilendiği bu durumda, gerek görülürse psikolojik destek almaktan kaçınılmamalı. Çalışma, okul gibi aktif yaşamın içinde olan hastalar için tedavi saatlerini düzenleme özgürlüğü olduğundan ev diyalizi modelini seçmek daha doğru olabilir” ifadelerini kullandı.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 14 Mar 2025 12:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/03/beslenme-aliskanliklari-ve-yasam-bicimi-kritik-rol-oynuyor-1741944984.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GRİP DEYİP GEÇMEYİN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/grip-deyip-gecmeyin-3681</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/grip-deyip-gecmeyin-3681</guid>
                <description><![CDATA[Grip, tedavi edilmediğinde ciddi sağlık problemlerine sebep olabilir. Atabay İlaç Medikal Direktörü Uzm. Dr. Murat Yaycı, “Grip, hızlı başlanan tedavi ve bir takım basit önlemlerle kontrol altına alınabilir. Gripte antiviral tedavi mevcut. İlk 48 saat içinde antiviral tedaviye başlanmalı” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Grip hastalığını, alınacak hızlı önlemlerle hafif atlatmak mümkün. Özellikle bazı risk grupları için daha ağır seyredebilen grip, zamanında müdahale edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Atabay İlaç Medikal Direktörü Uzm. Dr. Murat Yaycı, belirtiler ortaya çıkar çıkmaz önlem almanın büyük önem taşıdığına dikkat çekti. Yaycı, “Grip hızlı başlanan tedavi ve birtakım basit önlemlerle kontrol altına alınabilecekken, yeterince önemsenmemesi durumunda zatürre, menenjit ve hatta kalp rahatsızlıkları gibi ciddi sağlık problemlerine sebep olabilir. Özellikle 5 yaşından küçük çocuklar, 65 yaş üstü bireyler, hamileler, obez bireyler ve bağışıklık sistemi zayıflamış kişiler için grip daha ağır seyredebilir” diye konuştu.Dr. Yaycı, grip hastalığının erken dönemde kontrol altına alınmasının hayati önem taşıdığını, ilk 48 saat içinde başlanan antiviral tedavinin kritik olduğunu vurguladı. “Grip belirtileri başladığında vakit kaybetmeden tedaviye başlamak gerekiyor” uyarısında bulunan Yaycı, grip olunduğunda yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hızlı bir şekilde hekime başvurulmalı</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Grip tedavi edilebilir bir hastalıktır. Özellikle risk grubundaysanız, belirtilerin ortaya çıkmasıyla birlikte bir doktora danışmalısınız. Grip virüsüne yönelik spesifik antiviral ilaçlar mevcuttur ve erken dönemde başlanan tedavi, hastalık süresini azaltmanın yanında belirtileri de hafifletir. Hatta zatürre gibi komplikasyonları önleme oranı %50’nin üzerindedir.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İstirahat önemli</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Grip virüsü, belirtiler başlamadan bir gün önce bulaşıcılık göstermeye başlar ve hastalık süresince bulaşıcılığı devam eder. Bu nedenle dinlenmek hem iyileşme sürecinizi hızlandırır hem de çevrenizdeki kişileri korumanıza yardımcı olur. Ateşiniz düştükten bir gün sonra işinize veya okulunuza dönebilirsiniz.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sıvı tüketimine dikkat!</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Vücudunuzu susuz bırakmayın. Su, iyileşme sürecini hızlandırır. Su, portakal suyu, ıhlamur ve limonlu çaylar gibi sıvılar solunum yollarındaki mukusu yumuşatarak balgamın daha kolay atılmasını sağlar. Balgamın birikmesi hastalığın daha ağır seyretmesine neden olabileceğinden, bol sıvı tüketmek öksürüğü hafifletmenin en doğal yollarından biridir.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Beslenmeye özen gösterilmeli</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için C vitamini açısından zengin besinler tüketin. Turunçgiller, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve tavuk suyu çorbası gibi besinler vücut direncinizi artırarak iyileşmenize yardımcı olacaktır.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ateş ve ağrı için önlem alınmalı</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Ateş, vücudun virüsle savaştığının bir işaretidir. Ancak yüksek ateş ve ağrı sizi rahatsız ediyorsa, hekiminizin önerdiği ateş düşürücü ve ağrı kesici ilaçlarla daha rahat bir iyileşme süreci geçirebilirsiniz.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Burun temizliği için tuzlu su</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Burun tıkanıklığını hafifletmek için tuzlu su ile burun temizliği yapabilirsiniz. Bunun için 1 bardak kaynatılmış ve soğutulmuş suya 1 çay kaşığı tuz ekleyerek doğal bir burun spreyi hazırlayıp bu sprey ile burnunuzu temizleyebilirsiniz. Ayrıca sıcak duş almak veya mentollü buhar solumak da burun ve bronşları rahatlatarak tıkanıklığı gidermeye yardımcı olur.”</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Mar 2025 11:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/03/grip-deyip-gecmeyin-1740992247.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>UZMANINDAN RAMAZAN İÇİN BESLENME ÖNERİLERİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/uzmanindan-ramazan-icin-beslenme-onerileri-3676</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/uzmanindan-ramazan-icin-beslenme-onerileri-3676</guid>
                <description><![CDATA[Sahur ve iftar öğünlerinde yapılan beslenme hatalarının, oruç tutan kişilerin sağlıklarını ciddi şekilde etkileyebileceğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Sena Pekşen, “Bu hataları önlemek için dengeli, hafif, sağlıklı ve sindirimi kolay gıdalar tercih edilmeli, aşırı tuz, şeker ve yağ alımından kaçınılmalıdır” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">VM Medical Park Samsun Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Sena Pekşen, Ramazan ayına özel beslenme önerilerinde bulundu. Dyt. Pekşen, “Sahurda dengeli bir öğün, özellikle protein ve lif açısından zengin gıdalar (yumurta, yoğurt, peynir, tam tahıllı ekmek) tüketmek, enerjiyi artırır. Yağlı ve sindirimi zor yiyecekler (kızartmalar, fast food) mideyi yorar ve şişkinlik yaratabilir. Sindirimi kolay, hafif gıdalar (yoğurt, yulaf, sebzeler, meyveler) tercih edilmelidir. Aşırı tuzlu yiyecekler (tuzlu peynir, salam, zeytin) susuzluk hissine yol açar, bu yüzden tuzlu gıdalardan kaçınılmalı ve bol su içilmelidir” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İFTARDA ÇOK HIZLI YEMEK YEMENİN ZARARLARI</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İftar sonrası oruç açılınca genellikle büyük bir açlık hissiyle hızlıca yemek yenildiğini belirten Dyt. Pekşen, “Bu, sindirim sistemini aşırı zorlar ve mideyi aşırı doldurur. Ayrıca, hızlı yemek yemek, beyne doygunluk sinyallerinin geç ulaşmasına neden olur, bu da fazla yemek yemeye yol açar. Fazla yemek, mide ağrısı, şişkinlik ve sindirim problemleri yaratabilir. İftara önce birkaç yudum su içtikten sonra hurma ve çorba gibi hafif yiyeceklerle başlayıp daha sonrasında 5-10 dakika mola verebilirsiniz” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">SÜTLÜ TATLILAR TERCİH EDİLEBİLİR</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İftar sofrasında tüketilen tatlı ve şekerli içeceklerin, kan şekerinde ani dalgalanmalara neden olduğuna değinen Dyt. Pekşen, “Bu durumda halsizlik, yorgunluk gibi olumsuz etkiler oluşabilir. Ayrıca, yüksek kalori içerikleri nedeniyle kilo alımına yol açabilir. Şekerli içecekler yerine su, ayran veya taze sıkılmış meyve suları tüketilmelidir. Ağır tatlılar yerine sütlü tatlı, meyve tüketebilirsiniz” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">AĞIR YEMEKLERDEN KAÇINILMALI</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dyt. Pekşen, “İftar sofralarındaki kızartmalar, yağlı ve ağır et yemekleri sindirimi zorlaştırır. Mideyi yoran bu besinler kilo alımına ve kolesterol artışına yol açabilir. Yağlı yemeklerden kaçınılmalı, bunun yerine ızgara, haşlama veya buharda pişirilmiş yemekler tercih edilmelidir” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">SU TÜKETİMİ DENGELİ OLMALI</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Oruç tutarken su kaybı yaşanabileceğini, ancak iftarda fazla su içmenin mideyi rahatsız edebileceğini söyleyen Dyt. Pekşen, “Gün boyunca yetersiz su içmek ise dehidrasyona, baş ağrısı, halsizlik ve mide problemlerine yol açabilir. İftardan sonra, suyu yavaş yavaş ve düzenli aralıklarla içmek önemlidir. İftarla sahur arasındaki sürede su tüketimini dengeli bir şekilde yaymak gerekir” şeklinde konuştu.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Mar 2025 13:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/03/uzmanindan-ramazan-icin-beslenme-onerileri-1740823332.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇOCUKLUK ÇAĞI KANSERLERİ NASIL FARK EDİLİR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/cocukluk-cagi-kanserleri-nasil-fark-edilir-3519</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/cocukluk-cagi-kanserleri-nasil-fark-edilir-3519</guid>
                <description><![CDATA[Çocuklarda kanser erişkinlere oranla 100 kat daha az görülür. Türkiye’de ve dünyada her 1 milyon çocuktan 110-150’sinde kansere rastlanıyor. Çocuk çağı kanserlerine dikkat çeken Liv Hospital Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Tülin Tiraje Celkan, tüm kanserlerin sadece yüzde 2-4’ünün çocuklarda görüldüğünü belirterek, “Her yıl 1 milyon çocuktan 110-150’sinde kanser gelişiyor. Çocukluk çağı kanserleri en sık ilk 5 yaşta ve 10-15 yaş döneminde ortaya çıkıyor. Tedavi başarısının yüksek olması ve çocukların önündeki beklenen yaşam süresinin uzunluğu, erken tanı ve tedavinin önemini ortaya koyuyor. Gelişmiş ülkelerde çocuklar arasında en sık ölüm nedenlerinde 2’nci sırada olan kanserler, ülkemizde enfeksiyonlar, kazalar, kalp hastalıklarından sonra 4’üncü sırada yer alıyor. Nüfusumuzun yüzde 26,3’ü 0-14 yaş arasında bulunuyor. Ülke nüfusumuzu 84 milyon olarak kabul edersek 21 milyon çocuk için yıllık beklenen yeni kanserli çocuk olgu sayısı 2 bin 500 ile 3 bin arasındadır” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Çocukluk çağı kanserlerinde lösemi başı çekiyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Türkiye’de ve dünyada çocukluk çağında görülen kanserlerin yüzde 30’unu lösemi oluşturuyor. Ülkemizde ikinci sırada lenf bezi kanserleri (Hodgkin ve Hodgkin-dışı lenfoma) yer alıyor. Bunları sırasıyla sinir sistemi tümörleri, nöroblastoma, Wilms tümörü ve yumuşak doku sarkomaları (rabdomiyosarkoma) izliyor. Kemik, deri, göz ve karaciğer tümörleri ise çocuklarda daha nadirdir. Çocukluk çağında tümörlerin çoğu embriyonel kaynaklı, erişkin kanserlerinin çoğu ise karsinomlardır. Genetik nedenler, erişkin kanserlerinden çok daha sık saptanıyor. Ailevi yatkınlık, doğumsal hastalıklar, doğumsal anomaliler, gen bozuklukları, immün yetmezlikler ve nörofibromatozis gibi genetik hastalıklar kansere yatkınlık yaratıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İyileşme oranları yüzde 5’ten 80’e çıktı</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Çocuk kanserlerinin özelliklerinden biri, çok hızlı çoğalan ve büyüyen kanserler olmalarıdır. Hızlı büyüdükleri için de ilaç tedavisi (kemoterapi) ve ışın tedavisine (radyoterapi) duyarlı oluyorlar. Çocuk kanserlerinde genellikle cerrahi, ışın ve ilaç tedavileri birlikte kullanılıyor. Işın geç yan etkileri fazla olduğu için giderek çocukluk çağı kanser tedavilerinde daha az sıklıkla ve azalan doz ve süreler ile yer alıyor. Genellikle tedavinin kesilmesinden sonra 5 yıl geçmiş ve kanser tekrarlamamışsa hasta tamamen kür olmuş deniliyor. 1960’lı yıllarda yüzde 5’i iyileşen çocukluk çağı lösemilerinin günümüzde yüzde 75-80’i şifa buluyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hangi belirtilerde çocukluk çağı kanserlerinden şüphelenilmeli?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Çocukta beze, kansızlık, karın şişliği, herhangi bir dokuda anormal bir büyüme fark edildiğinde derhal hekime başvurmalı ve nedeni araştırılmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hastada solukluk, deride nokta kanamalar veya morluklar, halsizlik, yorgunluk, kemik ağrısı gibi belirtiler varsa; dalağı ve karaciğeri, bezeleri büyümüşse akla öncelikle lösemi gelmelidir. Bu durumda hemen bir kan tetkiki ve kesin tanı için gerekiyorsa kemik iliği tetkiki yapılır. Lenf bezi büyümelerine ateş, gece terlemeleri, halsizlik, kilo kaybı, kaşıntı gibi belirtiler eşlik ediyorsa, Hodgkin hastalığı düşünülmelidir. Tanıya, lenf bezinden biyopsi yapılarak gidilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Küçük çocuklarda ağrısız bir karın kitlesi, deri altında küçük şişlikler (nodül), öksürük veya ateş, solukluk, gözlerin tek veya çift taraflı öne fırlaması ve göz çevresinde morluk gibi belirtiler, kemik ağrıları varsa “nöroblastoma” adı verilen böbreküstü bezinden veya sempatik sinir sisteminden kaynaklanan bir tümör akla gelir. Tanıya biyopsi veya kemik iliği tetkiki, tümör belirteçleri (NSE testi) ile gidilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ağrısız karın kitlesi veya nadiren karın ağrısı ve karında şişlik, idrarda kan, gözün renkli tabakası irisin yokluğu gibi belirtiler küçük bir çocukta böbrek tümörünü (Wilms tümörü) düşündürmelidir. Tanı, görüntüleme yöntemleri (MR veya BT) ve biyopsi ile konur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Karaciğer bölgesinde şişlik, sarılık, bulantı, kusma, kilo kaybı gibi belirtiler ise karaciğer tümörünü akla getirmelidir. Bu durumda kanda alfa-fetoprotein (ALP) denen tümör belirteci yükselmiş olarak saptanacaktır. Tanı biyopsi ile konur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tedavide farklı yöntemler uygulanıyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Çocuk kanserlerinde cerrahi yöntemler genellikle tümör kaynaklandığı organ içinde sınırlı ise tümörün çıkarılması şeklindedir. Ancak tümör çıkarılamayacak büyüklükte ise veya başka dokulara yayılma yapmış ise (metastaz) bu durumda tümörden biyopsi almakla yetinilir ve öncelikle kemoterapi uygulanarak tümör ve/veya metastazları bu yol ile yok edilmeye çalışılır. Tümör küçülüp, metastazlar kaybolduktan sonra tümör kalıntısı cerrahi olarak çıkarılabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kemoterapi, belirli aralıklarla kemoterapi ilaçlarının ağız veya damar yolu ile verilmesiyle yapılır. Lösemi tedavisi sırasında ilaçlar beyin-omurilik sıvısı içine de verilebilir; buna “intratekal tedavi” denir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kemoterapi süreleri, uygulanan tedavi şemalarına göre farklılıklar gösterir. 2-3 günden 7-8 güne değişen sürelerde, blok halinde genellikle 21-28 günde bir ilaçların birlikte kullanımı söz konusudur. Kemoterapinin süresi genellikle 6 ay ile 2 yıl arasında değişir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kemoterapide kullanılan ilaçların bazı yan etkileri olur ancak bu etkilerin çoğu geçicidir ve birtakım ilaçlarla başarılı bir şekilde önlenebilir. Kemoterapi döneminde çocuk oldukça halsiz olur, ayrıca bulantı, kusma, kemik ağrıları görülebilir. Kemoterapinin dıştan fark edilen en belirgin yan etkisi ise saçların dökülmesidir. Tedavileri biter bitmez saçlar hemen çıkmaya başlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kemoterapinin bir etkisi olarak enfeksiyon riski arttığından bu dönemde hijyen çok önem kazanır. Genellikle okul çağı çocukların bir süreliğine okuldan uzak kalmasında yarar vardır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Radyoterapi ise tümörün bulunduğu alana doğrudan ışın verilmesi şeklinde uygulanan tedavi şeklidir. Radyoterapi çocuklarda mümkün olduğu kadar az kullanılır, özellikle büyüyen vücutlarda gelişme bozukluklarına yol açabileceğinden zorunlu durumlar dışında ilk tercih edilen tedavi değildir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Jan 2025 12:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/01/cocukluk-cagi-kanserleri-nasil-fark-edilir-1738228482.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SAĞLIKLI YAŞAMIN ANAHTARLARI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/saglikli-yasamin-anahtarlari-3505</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/saglikli-yasamin-anahtarlari-3505</guid>
                <description><![CDATA[Kanser, çevresel faktörler ve genetik etmenlerin etkisiyle hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalması sonucu ortaya çıkan, dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen ciddi bir hastalıktır. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2023 yılı verilerine göre, ülkemizde kanser, hastalığa bağlı ölüm nedenleri arasında %15,2 oranıyla ilk sırada yer almaktadır. Bu oran, kanserle mücadelede bilinçlenmenin ve erken teşhisin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir. Ayrıca, uzmanların tahminlerine göre, dünya genelindeki kanser vakalarının 2040 yılına kadar %47 oranında artarak 28,4 milyona ulaşması beklenmektedir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu korkutucu tabloya rağmen, kanserin erken teşhis edilmesi ve önlenmesi konusunda bireylerin bilinçlendirilmesiyle hastalığın etkileri azaltılabilir. İstanbul Rumeli Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Şule İnci, kanserin görülme sıklığının bireyin cinsiyeti, yaşı gibi sosyodemografik özelliklere, genetik faktörlere ve yaşam alışkanlıklarına bağlı olarak değişiklik gösterdiğini ifade etti. İnci, “Kanser riskini artıran en önemli faktörler arasında obezite, hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, enfeksiyonlar, radyasyon, toksin alımı ve hormonal dengesizlikler yer almaktadır,” diyerek sağlıklı bir yaşam tarzının önemine vurgu yaptı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sağlıksız Beslenme Kanser Riskini Artırıyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dr. Şule İnci’nin açıklamalarına göre, tütsülenmiş ve kızartılmış gıdalar, yanlış pişirme yöntemleri, işlenmiş gıdalar ve ağır metal içeren yiyecekler, kanserin gelişiminde önemli bir rol oynuyor. Bu tür beslenme alışkanlıkları, sadece kanser riskini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda bağışıklık sistemini de zayıflatarak vücudu diğer hastalıklara karşı savunmasız hale getiriyor. İnci, “Sağlıklı bir diyetle beslenmek, sadece kanserin önlenmesi açısından değil, genel sağlığın korunması için de büyük önem taşır. Doğal ve sağlıklı gıdalarla beslenmek, kanserin gelişimini engellemede kritik bir rol oynuyor,” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Erken Teşhis Hayat Kurtarır</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Teknolojideki gelişmeler, özellikle onkoloji alanında tedavi yöntemlerinin daha etkili hale gelmesini sağlamaktadır. Erken teşhis için geliştirilen yenilikçi yöntemler, kanser tedavisinde başarılı sonuçlar alınmasını kolaylaştırmaktadır. Dr. Şule İnci, bu konuda şu değerlendirmelerde bulundu: “Kanserin erken teşhis edilmesi, tedaviye erken başlanmasını ve böylece hastaların iyileşme şansının artmasını sağlar. Erken teşhis edilen her hastalık, tedaviye açık hale gelir ve hastalığın seyri olumlu yönde değişebilir. Bu nedenle farkındalığın artırılması büyük önem taşımaktadır.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kanserle Mücadelede Farkındalık ve Bilinçlenme Şart</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kanserle mücadelede bireysel farkındalığın yanı sıra toplumsal bilinçlenmenin de kritik bir öneme sahip olduğunu ifade eden Dr. İnci, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının bir yaşam biçimi haline getirilmesi gerektiğini belirtti. Sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, tütün ürünlerinden uzak durma ve düzenli sağlık kontrollerinin kansere karşı alınabilecek en etkili önlemler olduğunu vurgulayan İnci, bireylerin bu konuda bilinçlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dr. Şule İnci, açıklamalarını şu sözlerle tamamladı: “Kanserin erken teşhis edilmesi ve tedavinin zamanında başlatılması, bireylerin yaşam kalitesini artıran en önemli faktörlerden biridir. Ancak kanserle mücadelede en etkili yol, hastalığın önlenebilir nedenlerini ortadan kaldırmak ve sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemektir. Bu konuda toplumun tüm kesimlerinin bilinçlendirilmesi ve doğru bilgiye erişimi sağlanmalıdır.”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jan 2025 15:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/01/saglikli-yasamin-anahtarlari-1737981162.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>2025&#039;TE BİTKİ BAZLI BESLENECEĞİZ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/2025te-bitki-bazli-beslenecegiz-3500</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/2025te-bitki-bazli-beslenecegiz-3500</guid>
                <description><![CDATA[Sürdürülebilirlik ve iyi yaşam odaklı yaklaşımların damga vurduğu bir yılın ardından, 2025’in beslenme trendleri belli oldu. Sofra/Compass Group Türkiye Ülke Diyetisyeni Emel Terzioğlu Arslan’a göre, 2025, bitki bazlı diyetlerden kişiselleştirilmiş beslenme rehberliğine; hem bireysel sağlığımızı hem de gezegenimizin geleceğini iyileştiren bir dizi yeniliğin sofralara taşındığı bir yıl olacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Beslenme trendleri, her yıl bilimsel araştırmalardan kültürel değişimlere kadar birçok faktörden etkilenerek yeniden gelişiyor. 2025 yılı da hem bireylerin sağlık ihtiyaçlarını hem de gezegenimizin sürdürülebilir geleceğini ön planda tutan beslenme trendleriyle şekilleniyor. Bitki bazlı beslenme, fermente gıdalar, kişiselleştirilmiş beslenme rehberliğinin 2025’e damgasını vuracağını belirten Sofra/Compass Group Türkiye Ülke Diyetisyeni Emel Terzioğlu Arslan, bu trendlere ayak uydurmanın, yalnızca daha sağlıklı olmakla kalmayıp, daha bilinçli bir yaşam sürdürmek için kritik olduğunu vurguluyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bitki bazlı beslenme ön planda</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bitki bazlı diyetler, 2025 yılında da popülaritesini artırıyor. Daha fazla insan, çevresel etkileri azaltmak ve sağlıklarını desteklemek için et tüketimini azaltarak sebze, baklagil ve tahıl ağırlıklı beslenmeye yöneliyor. Bitki bazlı “et” ve “peynir” alternatiflerinin çeşitliliği artarken, bu ürünler lezzet ve besin değeri açısından da gelişim gösteriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Fermente gıdalara ilgi artıyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bağırsak sağlığının genel sağlık üzerindeki etkisinin daha iyi anlaşılmasıyla birlikte, fermente gıdalara olan talep artıyor. Kombucha, kefir, kimchi ve yoğurt gibi probiyotik zengini gıdalar, bağışıklık sistemini desteklemek ve sindirimi düzenlemek için sofraların vazgeçilmezi haline geliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kişiselleştirilmiş beslenme rehberliği</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Teknolojinin sağlıklı yaşam alanında yaygınlaşması, bireylerin genetik yapısına ve biyolojik ihtiyaçlarına uygun beslenme planlarını mümkün kılıyor. DNA testleri, mikrobiyom analizleri ve giyilebilir sağlık cihazlarıyla desteklenen kişiselleştirilmiş beslenme, bu yılın yükselen trendleri arasında.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Alternatif unlar ve tahıllar</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">2025’te mutfaklarda daha fazla alternatif un ve tahıl çeşitleri göreceğiz. Karabuğday, kinoa, teff ve sorgum gibi besleyici tahıllar, hem glütensiz beslenmeyi tercih edenler hem de besin çeşitliliğini artırmak isteyenler için popüler hale geliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sürdürülebilir beslenme bir yaşama biçimi olma yolunda</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Gezegenimizin geleceğini düşünerek yapılan sürdürülebilir beslenme seçimleri, artık bir trend olmaktan çıkarak bir yaşam biçimi haline geliyor. Mevsiminde üretilmiş yerel gıdaların tercih edilmesi, gıda israfının azaltılması ve çevre dostu ambalaj kullanımı, 2025’te sağlıklı beslenme anlayışının bir parçası.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yeterli ve kaliteli protein tüketimi</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Protein tüketimi konusunda da yeni bir yaklaşım benimseniyor. İnsanlar artık daha yüksek proteinli diyetlerden uzaklaşıp yeterli ve daha kaliteli protein kaynaklarına yöneliyor. Serbest dolaşan hayvanlardan elde edilen et ve yumurta, organik süt ürünleri ve yenilikçi protein alternatifleri tercih edilenler arasında.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Akıllı mutfaklar ve teknoloji destekli beslenme</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Akıllı mutfak cihazları ve beslenme uygulamaları, yemek planlamayı ve hazırlamayı daha kolay ve sağlıklı hale getiriyor. Gıda tarayıcıları, yiyeceklerin besin içeriğini analiz ederken, akıllı tarif uygulamaları bireylere özel menüler öneriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Mental sağlık odaklı beslenme</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Beslenmenin yalnızca fiziksel değil, mental sağlığı da etkilediği gerçeğiyle, ruh halini destekleyen gıdalar bu yıl daha fazla gündemde. Omega-3 yağ asitleri, magnezyum ve antioksidanlar açısından zengin besinler, stresle başa çıkmak ve zihinsel dengeyi sağlamak için ön planda.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jan 2025 10:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/01/2025te-bitki-bazli-beslenecegiz-1737964486.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BÜYÜK GÖĞÜSLER, BÜYÜK SORUNLAR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/buyuk-gogusler-buyuk-sorunlar-3469</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/buyuk-gogusler-buyuk-sorunlar-3469</guid>
                <description><![CDATA[Sırt, boyun ve omuz ağrıları, duruş bozuklukları, sutyen askılarının ciltte yarattığı tahrişler ve hatta nefes almada zorluk gibi sorunlarla karşılaşan kadınlar, meme küçültme ameliyatını bir çözüm olarak değerlendirebilir. Peki, kimler bu operasyon için uygun adaydır? Kimler için risk teşkil eder? Meme küçültme ile sarkıklık aynı anda giderilebilir mi? OP.DR Candan Mezili tüm merak edilenlerle ilgili açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Büyük göğüslere sahip olmak dışarıdan bakıldığında bir avantaj gibi görünebilir. Ancak bunun ardında çoğu insanın fark etmediği bir gerçek yatıyor: Günlük hayatı zorlaştıran fiziksel rahatsızlıklar ve duygusal yükler... Sürekli sırt ve omuz ağrıları, boyun tutulmaları, duruş bozuklukları ve sutyen askılarının omuzlarda bıraktığı acı veren izler, meme altında tekrarlayan pişikler büyük göğüslü kadınların sıkça karşılaştığı sorunlardan sadece birkaçıdır. Giydiğiniz kıyafetlerin üzerinizde istediğiniz gibi durmaması, sevdiğiniz sporları rahatça yapamamak ve her adımınızda üzerinizde fazladan bir yük taşımak zorunda olmak sosyal zorluklardan bazılarıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">OP.DR Candan Mezili, “Toplum içinde maruz kalınan bakışlar, istenmeyen yorumlar ve hatta kimi zaman utanç hissi, bu durumu daha da zorlaştırabilir. Kendi bedeninizle barışık yaşamak yerine, dikkat çekmemek için kıyafet seçimlerinizi kısıtlamak zorunda kalabilirsiniz. Oysa bir kadın olarak bedeninizle özgür hissetmek en doğal hakkınızdır. İşte bu yüzden meme küçültme ameliyatı, sadece estetik bir müdahale değil, aynı zamanda konforlu, ağrısız ve özgüvenli yaşamın kapısını aralayan önemli bir adımdır”dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kimlere yapılabilir?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Meme küçültme ameliyatı, büyük ve ağır göğüsleri nedeniyle günlük hayatı olumsuz etkilenen kadınlar için ideal bir seçenektir. Genellikle şu durumlarda önerilir:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kronik sırt, boyun ve omuz ağrısı çekenler,</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Büyük göğüsleri nedeniyle fiziksel aktivitelerde zorlananlar,</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sutyen askılarının omuzlarında derin izler ve tahrişler oluşturduğu kişiler,</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Göğüs altı bölgesinde sık sık pişik veya mantar enfeksiyonları yaşayanlar,</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Göğüs büyüklüğünden dolayı özgüven kaybı yaşayanlar,</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Meme gelişimini tamamlamış olan genç yetişkinler ve yetişkin kadınlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kimlere önerilmez?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Her cerrahi müdahalede olduğu gibi, meme küçültme ameliyatı da herkese uygun değildir. Ameliyatın önerilmediği bazı durumlar şunlardır:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hamilelik veya emzirme sürecinde olanlar: Ameliyat süt kanallarına zarar verebileceği için, emzirme sürecini tamamlayan kadınlar için daha uygun bir zamana ertelenmesi önerilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kronik hastalıkları kontrol altında olmayanlar: Diyabet, kalp hastalıkları veya iyileşme sürecini etkileyebilecek diğer sağlık sorunları olan bireyler öncelikle doktorlarına danışmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sigara kullananlar: Sigara, doku iyileşmesini olumsuz etkileyerek komplikasyon riskini artırabilir. Bu nedenle ameliyat öncesinde sigarayı bırakmak önerilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Beklentileri gerçekçi olmayanlar: Ameliyat, göğüslerin şeklini ve boyutunu küçültür ancak her hastanın anatomisine bağlı olarak farklı sonuçlar elde edilebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Meme küçültme ile sarkma aynı anda giderilebilir mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Evet! Meme küçültme ameliyatı genellikle aynı anda meme dikleştirme (mastopeksi) işlemi ile birlikte yapılır. Büyük göğüslerde zamanla sarkma oluştuğu için sadece küçültme işlemi yapmak estetik açıdan yeterli olmayabilir. Bu nedenle cerrah, fazla dokuyu çıkarırken meme başını daha yukarı konumlandırarak daha dik ve doğal bir görünüm sağlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Meme küçültme ameliyatı zor bir ameliyat mı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Meme küçültme ameliyatı, plastik cerrahinin sık uygulanan operasyonlarından biridir. Genel anestezi altında yapılan bu işlem, memenin boyutuna ve tercih edilen cerrahi tekniğe bağlı olarak 2 ile 3saat arasında sürebilir. Ameliyat sırasında fazla meme dokusu ve deri alınarak göğüs daha küçük ve dik bir form kazandırılır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Operasyon sonrası hastalar genellikle 1gün hastanede kalır ve yaklaşık 1 hafta içinde günlük hayatlarına dönebilirler. Ancak tamamen iyileşme süreci kişiden kişiye değişmekle birlikte bir ayı bulabilir. Modern cerrahi teknikler sayesinde iyileşme süreci geçmişe göre çok daha konforlu hale gelmiştir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Meme küçültme ameliyatı yöntemleri:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Meme küçültme izli bir ameliyat mıdır?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Meme küçültme ameliyatları izli ameliyatlardır. Bu izler bikini içinde kalacak şekilde planlanır ve izin kalitesinin daha iyi olması için estetik dikiş uygulanır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Lolipop tekniği olarak bilinen yöntemde, kesi miktarı daha az olduğu için ameliyat izleri genellikle daha küçük ve fark edilmez olur. Kesinin meme başı çevresinden aşağı doğru inerek lolipop şeklinde görünür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ters T tekniğinde ise daha büyük bir kesi yapılır. Meme başından aşağı doğru inen dikey iz, zamanla cilt tonuna uyum sağlayarak daha az dikkat çeker. Memenin katlantı noktasında oluşan yatay iz ise doğrudan karşıdan bakıldığında görülmez.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ameliyat sonrası izlerin görünürlüğü, memenin sarkma derecesine ve ne kadar küçültüldüğüne bağlı olarak kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. Ancak uygun cerrahi teknikler ve düzenli bakım ile izler zaman içinde daha az belirgin hale gelir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ameliyat sonrası nelere dikkat edilmeli?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İlk birkaç gün istirahat etmek ve ağır kaldırmaktan kaçınmak gerekir. Ameliyat sonrası doktorun önerdiği özel sutyeni düzenli kullanmak iyileşmeyi destekler. Enfeksiyon riskini önlemek için hijyene dikkat edilmeli ve pansumanlar düzenli yapılmalıdır. Sigara ve alkol tüketiminden kaçınarak iyileşme sürecini hızlandırabilirsiniz. İlk birkaç hafta ağır egzersizlerden uzak durulmalı, cerrahın onayı olmadan spor yapılmamalıdır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Jan 2025 14:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/01/buyuk-gogusler-buyuk-sorunlar-1737458964.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BEL VE BOYUN AĞRILARI ARTIK KADERİNİZ OLMASIN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/bel-ve-boyun-agrilari-artik-kaderiniz-olmasin-3450</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/bel-ve-boyun-agrilari-artik-kaderiniz-olmasin-3450</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde her 10 kişiden 8’i hayatlarının bir döneminde bel veya boyun ağrısından şikâyet ediyor. Özellikle masa başı çalışanlar ve akıllı telefon bağımlılığı, bu ağrıların toplumda yaygınlaşmasının ana sebeplerinden biri. Ancak bu sorunların üstesinden gelmek için fizyoterapi dünyası, kişiye özel çözümler sunuyor. Peki, bel ve boyun ağrılarınızı hayatınızdan nasıl çıkartabilirsiniz? Fizyoterapist Cemre Ayça Bay açıkladı:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Neden Bu Kadar Yaygın?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Duruş Bozuklukları: Gün boyu masa başında yanlış oturma veya telefon ekranına eğilerek bakma gibi kötü alışkanlıklar. Hareketsizlik: Düzenli egzersiz yapılmaması kas zayıflığına yol açarak ağrıları artırabilir. Stres ve Kas Gerginliği: Günlük stres, omuz ve boyun bölgesinde kronik bir gerilime neden olur. Fizyoterapinin Tedavi ve Önleme Gücü Ağrı Yönetimi: Manuel terapi, derin doku masajları ve germe egzersizleriyle ağrılar azaltılabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Duruş Eğitimleri: Kişiye özel egzersizlerle doğru oturma ve ayakta durma alışkanlıkları kazandırılır. Ergonomik Tavsiyeler: Çalışma alanında yapılacak küçük değişikliklerle (örneğin, masa ve sandalye yüksekliği) büyük sonuçlar elde edilebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Günlük Hayatta Neler Yapabilirsiniz?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Mikro Hareketler: Her saat başı kısa esneme hareketleriyle kaslarınızı aktif tutun. Telefon Kullanımına Dikkat: Telefonu göz hizasına kaldırarak boyun eğilimini azaltın. Sırt ve Karın Kaslarını Güçlendirin: Bu kas grupları, omurgayı desteklemede kilit rol oynar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bel ve boyun ağrılarınızı görmezden gelmek yerine harekete geçin! Bir fizyoterapist yardımıyla hem ağrılarınızı hafifletebilir hem de uzun vadede yaşam kalitenizi artırabilirsiniz. Unutmayın, sağlıklı bir omurga, sağlıklı bir yaşamın anahtarıdır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jan 2025 12:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/01/bel-ve-boyun-agrilari-artik-kaderiniz-olmasin-1737021588.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KALP SAĞLIĞI İÇİN HAFTADA 2 KEZ BALIK TÜKETİN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/kalp-sagligi-icin-haftada-2-kez-balik-tuketin-3425</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/kalp-sagligi-icin-haftada-2-kez-balik-tuketin-3425</guid>
                <description><![CDATA[Talatpaşa Laboratuvarlar Grubu Biyokimya Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Var, kalp sağlığını destekleyen yağların başında gelen omega-3 için haftada iki kez balık tüketilmesinin önemine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Omega-3'ün en iyi kaynağının balık olduğunu dile getiren Var, balık tüketmek istemeyenlerin ise bitkilerden ve bazı takviyelerden omega-3 alabileceğini söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Balıkların omega-3 içeriğinin değişkenlik gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. Ahmet Var, “Bilinen omega-3 türleri arasında deniz ürünlerinde bulunan DHA ve EPA ile bitkilerde bulunan ALA yer alır. Somon, uskumru, ton balığı, ringa balığı ve sardalya gibi soğuk suda yaşayan yağlı balıklar yüksek miktarda omega-3 içerir. Levrek, çipura ve morina gibi balıklar ve kabuklu deniz ürünleri daha düşük omega-3 kaynaklarıdır. Balık alerjisi olanlar veya vejetaryenler omega-3’ü bitki bazlı kaynaklardan veya alternatif olarak takviyelerden sağlayabilir. Bitki bazlı omega-3 kaynakları arasında kuruyemişler ve keten tohumu, chia tohumu ve ceviz gibi tohumlar ile keten tohumu yağı, soya fasulyesi yağı ve kanola yağı gibi bitkisel yağlar yer alır” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">OMEGA-3 YAĞ ASİTLERİ KALP VE DAMAR SAĞLIĞI İÇİN FAYDALI</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Omega-3 yağ asitlerinin kalp ve damar sağlığı için birçok faydası bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Var, “Omega-3'ler vücutta hücreleri çevreleyen zarların önemli bileşenleri olup tüm hücrelerin yapısal bütünlüğünün sağlanmasında ve hücreler arasındaki etkileşimleri desteklemeye yardımcı olur. Omega-3 yağ asitlerinin kalp ve damar sağlığı için birçok potansiyel faydası vardır. Önemli faydalarından biri, trigliserit seviyelerinizi düşürmeye yardımcı olmalarıdır. Kalp hastalığı olanlarda, balık yağı takviyeleri, doktor tavsiyesi altında uygun dozaj ile kullanıldığında miyokard infarktüsü, felç ve ani ölüm gibi riskleri azaltacaktır. Omega-3'ler kalp sağlığının ötesinde, alzheimer hastalığı, bunama, yaşa bağlı makula dejenerasyonunun önlenmesinde, bebek sağlığı ve nörolojik gelişiminde ve kanserden korunmada da faydalıdır” ifadesini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">HAFTADA 2 KEZ BALIK TÜKETİN</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Omega-3 yağ asitlerinin sağlığa faydalı olduğunun artık kesin olarak bilindiğini hatırlatan Prof. Dr. Ahmet Var sözlerini şöyle sürdürdü: "Amerikan Kalp Derneği, konjestif kalp yetmezliği, koroner kalp hastalığı, inme/felç ve kalpten kaynaklanan ani ölüm riskini azaltmak için haftada iki porsiyon balık yemeyi önermektedir. Ancak bu mümkün değilse balık yağı takviyeleri alınması düşünülmelidir. Özellikle koroner kalp hastalığı veya kalp yetmezliği olan kişilerin günlük olarak EPA ve DHA içeren omega-3 takviyeleri alması kardiyoloji dernekleri tarafından önerilmektedir. Hamilelerin ve emziren annelerin yeterli miktarda omega-3 ve özellikle DHA alması bebeğin sağlığı için çok önemlidir. Aynı şekilde büyüme çağındaki çocukların da haftada 1-2 porsiyon balık tüketmeleri gelişimleri açısından çok değerlidir”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Jan 2025 12:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/01/kalp-sagligi-icin-haftada-2-kez-balik-tuketin-1736587653.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YÜZÜNÜZÜ AMELİYATSIZ GENÇLEŞTİRMENİZ MÜMKÜN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/yuzunuzu-ameliyatsiz-genclestirmeniz-mumkun-3421</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/yuzunuzu-ameliyatsiz-genclestirmeniz-mumkun-3421</guid>
                <description><![CDATA[Ameliyat olmadan, sosyal hayattan kopmadan, yaşlanma belirtilerini ortadan kaldıran, gıdı ve yüz sarkmalarını tedavi eden birçok yöntem bulunuyor. Minimal invaziv olmaları, hızlı iyileşme süreleri ve genellikle daha uygun maliyetleriyle dikkat çeken bu yöntemleri “İğneli radyofrekans, fokus ultrason, ip uygulamaları, likid yani sıvı yüz germe” olarak sıralayan Liv Hospital Dermatoloji Uzmanı Dr. Günay Mammadova, problemlerin farklı yöntemlerle çözülmesi gerektiğinin altını çizdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yıllar içerisinde cildimiz güneş, yerçekimi ve çevre kirliliği gibi etkenler sebebiyle esnekliğini kaybeder, özellikle yüz ovalinde cilt sarkmaya, hacmini kaybetmeye başlar ve kırışıklıklar oluşur. Bu sorunun çözümü olarak karşımıza çoğu zaman cerrahi müdahaleler çıksa da son yıllarda ameliyatsız yüz gerdirme, süreci cerrahi seçeneklere çok daha kolay hale getirmesinden dolayı sıkça tercih edilen bir yöntem haline geldi. Hastanın beklentilerine ve uygulanacağı bölgeye göre farklılık gösteren yüz gençleştirme yöntemleri arasında; iğneli radyofrekans, fokus ultrason, ip uygulamaları, likid yani sıvı yüz germe bulunuyor ve bu noktada cilt problemi dikkate alınarak kişiye özgü yöntemler uygulanıyor. “Cildi gençleştirmek için kişinin yaşını ve cilt yapısını göz önünde bulundurarak hangi yöntemle maksimum derecede ciltte toparlanma sağlayabiliriz, aynı zamanda kolajenleri de uyararak hastanın cildine nasıl yatırım yapabiliriz sorularının cevabını arıyor ve aldığımız sonuçlara göre de kişiye özel yöntemler kullanıyoruz” şeklinde konuşan Liv Hospital Dermatoloji Uzmanı Dr. Günay Mammadova farklı problemlerin farklı yöntemlerle çözülmesi gerektiğinin altını çizdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kolajen üretimini uyarıyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">45 yaş altı için genellikle fokus ultrason, sıvı yüz germe gibi yöntemlerin ön planda olduğunu belirten Dr. Günay Mammodova, bu yöntemin daha çok kalın ve yağlı deriye sahip kişilerde kullanıldığını belirtiyor. Gözenek problemleri olan birinde ise önceliklerinin iğneli radyofrekans yöntemi olduğunu ifade eden Dr. Günay Mammodova, “Altın iğne, cildin alt katmanlarına mikro iğnelerle ince ve küçük delikler açarak doğal iyileşme sürecini tetikleyen ve kolajenlerin uyarılmasını hedefleyen bir tedavi yöntemi. Bu yöntemle cilt mikro travmalarla uyarılıyor, yeni hücrelerin üretimi artıyor ve derin kırışıklıklar, ince çizgiler gibi yaşlanma belirtileri azalıyor. Özetle aslında kolajen üretimini uyararak cildin daha genç, daha sıkı, daha pürüzsüz ve daha ışıltılı görünmesini sağlıyor. Tedavi sonrası ciltteki sıkılaşma, gerginlik genellikle birkaç hafta içerisinde belirginleşmeye başlıyor” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Cilt yaşını yıllar önceki cilt yaşına geri çevirmeyi amaçlıyoruz”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İğneli radyofrekansı sadece yüz germe için değil akne izleri ve cilt lekelerinde de kullandıklarını belirten Dr. Mammodova sözlerine şöyle devam etti: “Sarkmadan farklı olarak kombine kullandığımız mezoterapi içerikleri değişiyor. Örneğin kuru ya da ince cilde sahipseniz bunu hyaluronik asit içeren mezoterapi ya da gençlik aşıları ile kombine tedavi şeklinde planlayarak uyguluyoruz. Özellikle yaş aldıkça yerçekiminin de etkisiyle, çene hattındaki ‘bulldog sarkmaları’nı tedavi ediyor, sarkmış göz kapaklarını düzeltiyor bunun haricinde gıdı toparlanması, çene hattının dolgu enjeksiyonu olmadan belirginleşmesini sağlayarak kişinin cilt yaşını yıllar önceki haline geri çevirmeyi amaçlıyoruz.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dr. Mammodova, ameliyatsız yüz germe tekniklerini ve uygulama yöntemlerini şöyle sıraladı;</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Örümcek ağı ve ip tedavisi: Ortalama 30 dakika sürüyor. İşlem sırasında anesteziye gerek olmuyor ve uygulama lokalanestezik kremlerle, genellikle 35 ile 70 yaş arası gruba yapılıyor. Ancak yöntem 25’li yaşlarda da uygulanabiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İğneli radyofrekans: Fraksiyonel radyo frekans cihazının altın iğne uçları ile sorunlu bölgedeki cilt altına yüksek radyo dalgaları verilmesiyle yapılıyor. Uygulama; ihtiyaca göre 35-40 dakika boyunca devam ediyor. Cildin durumuna göre ortalama 3 seans sonunda etki gösteriyor, ortalama 2-4 hafta ara ile yapılıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Fokus ultrason: Tek seanslık bir uygulama olan fokus ultrason, hafif ve orta derecede cilt gevşekliği olan kişilerde tek seans da bile sonuç veriyor. Klinik gözlemlere göre 1,5-2 sene kadar etkisini sürdüren bu uygulamada asıl sonuçlar vücudun doğal olarak kolajeni yeniden üreteceği 2-3 ay içinde gerçekleşiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Likid yüz germe: Bu işlemde, uygulama bölgesi anestezik krem sürülerek uyuşturuluyor. Çok ince uçlu iğneler kullanılarak daha önce belirlenen bölgelerden deri altına sıvı yüz germe enjekte ediliyor. Yaş ve cilt yapısına bağlı olarak bir ay arayla 2 seans şeklinde yapılan bu uygulamanın senede bir defa yaptırılması tavsiye ediliyor.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Jan 2025 15:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/01/yuzunuzu-ameliyatsiz-genclestirmeniz-mumkun-1736512543.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GRİP TEDAVİ EDİLMEDİĞİNDE AĞIR SONUÇLARA NEDEN OLUR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/grip-tedavi-edilmediginde-agir-sonuclara-neden-olur-3402</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/grip-tedavi-edilmediginde-agir-sonuclara-neden-olur-3402</guid>
                <description><![CDATA[Grip ve neden olduğu hastalıklar hakkında bilgi sahibi olmak, hem bireysel sağlığın korunması hem de toplum sağlığının iyileştirilmesi açısından büyük önem taşıyor. Atabay İlaç Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, grip hastalığının tedavi edilmediğinde oldukça ağır sonuçlara neden olabileceğini, bu nedenle özellikle bazı risk gruplarının hastalığa yakalandığında erkenden tedaviye başlanmasının önemini belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Atabay İlaç Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı,kış aylarında en çok karşılaşılan hastalıklardan biri olan ve tedavi edilmediğinde ciddi hastalıklara yol açabilen grip konusunda, hastalığın etkileri hakkında önemli bilgiler paylaştı. Sağlıklı bireylerde bile günlerce, hatta haftalarca süren halsizlik ve yorgunluğa neden olan grip, bazı durumlarda sinüzit, bronşit veya zatürre gibi hastalıklara da yol açabiliyor. Dr. Murat Yaycı, grip hastalığına yakalananların doktor kontrolünde erken antiviral tedaviye başlandığında bu tür komplikasyonlardan korunmanın mümkün olduğunu söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Grip, bulaşıcı bir hastalıktır</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Murat Yaycı şöyle konuştu: “Grip, İnfluenza virüsünün neden olduğu ve genellikle sonbahar ile kış aylarında ortaya çıkan oldukça bulaşıcı bir hastalık. Üst solunum yollarını etkileyen grip, bazen akciğerlere kadar inebilir ve ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Hastalık, yüksek ateş, baş ağrısı, aşırı yorgunluk, öksürük, boğaz ağrısı, burun akıntısı veya tıkanıklık gibi belirtilerle kendini gösterir. Ayrıca, vücut ağrıları sık görülürken, çocuklarda ishal ve kusma gibi belirtiler de yaygın. Grip, tedavi edilmediğinde, viral ya da bakteriyel zatürre, sıvı kaybı, orta kulak enfeksiyonları ve sinüzit gibi sorunlara neden olabilir. Özellikle kalp yetmezliği, astım veya diyabet gibi kronik hastalıkları olan bireylerde, bu hastalıkların seyrini kötüleştirebilir. Bazı durumlarda kas iltihabı, sinir sistemi rahatsızlıkları ve kalp problemleri de görülebilir.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Belirtiler başladıktan sonraki ilk 48 saat içinde doktora başvurulmalı&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Grip nedeniyle ciddi sağlık sorunları yaşama riskinin bazı gruplar için daha yüksek olduğuna dikkat çeken Murat Yaycı, “Özellikle 65 yaş üstü bireyler, 5 yaşından küçük çocuklar, kalp veya akciğer hastalığı olanlar, bağışıklık sistemi zayıf kişiler ve hamile kadınlar bu risk grupları içerisinde yer alıyor” dedi. Yaycı, gribe yakalanan kişilerin, belirtiler başladıktan sonraki ilk 48 saat içinde doktora başvurarak antiviral tedaviye başlamaları gerekiyor. Grip hastalığının tedavisi mevcut. Erken dönemde tedaviye başlandığında gribin yol açabileceği hastalıklardan korunmuş olursunuz.”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jan 2025 13:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2025/01/grip-tedavi-edilmediginde-agir-sonuclara-neden-olur-1736160375.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇOCUKLARDA BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN İPUÇLARI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/cocuklarda-bagisiklik-sistemini-guclendirmek-icin-ipuclari-3260</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/cocuklarda-bagisiklik-sistemini-guclendirmek-icin-ipuclari-3260</guid>
                <description><![CDATA[Egepol Hastaneleri Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Bahar Ataş, çocuklarda bağışıklık sistemini güçlendirmek için dengeli ve sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Uzm. Dr. Bahar Ataş, çocukların bağışıklık sistemini doğal yollarla desteklemek, hastalıklara karşı dirençlerini artırmak için C vitamini, D vitamini, çinko ve omega-3 gibi vitamin ve mineralleri içeren yiyeceklerin tüketilmesi gerektiğini söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Düzenli olarak çocukların yıllık kontrollerini ve kan tahlillerini yaptırmak gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Ataş, “Özellikle demir, B12, D vitamini ve tiroid açısından mutlaka tarama yapılmalı. Eğer bunlarda bir eksiklik varsa mutlaka bu vitaminleri yerine koyuyoruz. Bunlar için preperatlarımız var. Vitaminin yanısıra haftada 3-4 gün probiyotik ve çinko takviyeleri de öneriyorum. Balık yemeyen çocuklar için ebeveynlere balık yağı başlamalarını tavsiye ediyorum. Çocukların okula giderken güzel kahvaltı yapmaları gerekiyor. Düzenli meyve ve sebze tüketimi, tam tahıllar ve sağlıklı yağ kaynakları çocuğun bağışıklığını destekler. Düzenli uyku, hijyen alışkanlıkları ve fiziksel aktivitenin de bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etkileri vardır. Çocukların en geç saat 21.00 da yatakta olmaları gerekiyor” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Çocukların stresten uzak, sıcak bir aile ortamında büyümesinin de sağlık açısından etkili olduğunu kaydeden Uzm. Dr. Bahar Ataş, şunları söyledi: “Çocukların yeterince dinlenmeleri, dışarıda aktif olmaları ve el yıkama gibi basit hijyen kurallarına dikkat etmeleri de hastalıklardan korunmada etkilidir. Ayrıca çocuklarda bağışıklığı desteklemenin bir diğer yolu da stres seviyesini düşürmekten geçer. Çocukların stresten uzak bir ortamda büyümelerinin yanında sosyal ve duygusal desteğin sağlanması çocukların genel sağlığı üzerinde çok olumlu etkileri vardır”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 07 Dec 2024 10:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/12/cocuklarda-bagisiklik-sistemini-guclendirmek-icin-ipuclari-1733558386.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GRİP DIŞINDA ÖKSÜRÜĞE YOL AÇAN 13 NEDEN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/grip-disinda-oksuruge-yol-acan-13-neden-3233</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/grip-disinda-oksuruge-yol-acan-13-neden-3233</guid>
                <description><![CDATA[Atabay Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, grip hastalığının en yaygın belirtilerinden olan, ancak bazen ciddi bir sağlık sorununa da işaret eden öksürüğün nedenlerine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Öksürük, grip hastalığının en yaygın belirtilerinden biri ve genellikle ateş, baş ağrısı, kas ağrıları ve halsizlik ile birlikte görülüyor. Ancak öksürüğe grip dışında; soğuk algınlığı, alerjiler, sindirim problemleri veya başka birçok sağlık sorunu da neden olabiliyor. Atabay Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, öksürüğün bazen ciddi bir sağlık sorununun habercisi olabileceğini vurguladı. Yaycı, “Dikkat edilmesi gereken bazı işaretler var. Eğer öksürüğünüz birkaç hafta ya da daha uzun süredir devam ediyorsa, mutlaka bir sağlık profesyoneline danışmanız gerekiyor. Ayrıca, öksürüğünüzün yanı sıra ateş, baş ağrısı, kas ağrıları ve halsizlik gibi belirtiler de varsa, bunun gripten kaynaklanma ihtimali yüksektir ve erkenden tedavi edilmesi önemlidir” diye konuştu. Murat Yaycı, öksürüğün nedeni olabilecek unsurları şöyle sıraladı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hava Kirliliği</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kimyasallarla kirlenmiş hava veya küf, toz gibi etmenler öksürüğü tetikleyebilir. Bu durumu önlemek için maske takılabilir veya klimalarda özel filtreler kullanılabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Soğuk Algınlığı</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Soğuk algınlığına yol açan virüs ‘rinovirüs’tür. Virüslerin havadaki küçük parçacıklar yoluyla ağızdan, gözlerden ve burundan vücuda girmesi sonucu görülür. Hasta birinin öksürüğünden, hapşırmasından veya temas yoluyla da (üzerinde virüs bulunan bir kapı kolunun tutulması gibi) bulaşabilir. Burun akıntısı ve hapşırığa ek olarak soğuk algınlığı da öksürüğe neden olabilir. Genellikle bir hafta veya daha kısa sürede geçer. Ancak şiddetliyse veya 2 hafta veya daha uzun sürerse doktora gidilmesi gerekir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Grip</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Grip virüsü, soğuk algınlığı gibi boğazı, burnu ve akciğerleri enfekte eder. Hasta insanların hapşırdığı veya öksürdüğü havadan veya dokundukları nesnelere dokunulduğunda bulaşır. Grip genellikle soğuk algınlığından daha kötü hissettirir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Postnazal Akıntı</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Vücut çok fazla balgam ürettiğinde, bu balgam boğazın arkasından aşağıya doğru akarak öksürüğü tetikleyebilir. Bu duruma enfeksiyonlar ve alerjiler dahil olmak üzere birçok şey neden olabilir, tedavi de buna göre planlanır. Örneğin bir enfeksiyonunuz varsa doktorunuz antibiyotik verebilir. Alerjiler ise yaşam tarzı değişiklikleri veya ilaçlar ile önlenebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Astım</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hava yolları daraldığında ve şiştiğinde astım görülür. Nefes almanız zorlaşabilir ve balgam çıkarabilirsiniz. Polen, toz, duman, egzersiz, soğuk hava, soğuk algınlığı ve stres, astım ataklarını tetikleyen etmenlerdir. Doktorunuz bu etmenleri tespit edip önlemenize yardımcı olur. Ayrıca astım atağını önleyici ilaçlar ve ani atakta soluyacağınız bir ilaç verebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Akut Bronşit</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Boğaz, burun ve akciğer bölgesindeki bir enfeksiyon, havayı akciğerlere ve akciğerlerden dışarıya taşıyan bronşiyal tüplerin iltihaplanmasına neden olur. Genellikle birkaç gün içinde geçer. Ancak birkaç hafta boyunca kalın ve renkli balgam çıkartan bir öksürüğünüz olabilir. Eğer bu öksürük geçmezse veya tekrar ederse, kronik bronşit gibi başka bir sorununuz olabilir. Doğru tedavi için doktorunuza danışmanız gerekir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Gastroözofageal Reflü Hastalığı (GERD)</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Mide asidinin, bazen kısmen sindirilmiş gıda ile karışarak boğaza doğru akmasıyla meydana gelir. Bu durum, boğazı mideye bağlayan tüpü tahriş edebilir ve yutkunmayı zorlaştırabilir. Ayrıca kuru bir öksürüğe de neden olabilir. Genellikle yaşam tarzı değişiklikleri ve reçetesiz ilaçlarla geçebilir. Ancak ciddi bir durum varsa, reçeteli ilaçlar veya cerrahi işlem gerekebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Zatüre</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bakteri, virüs veya mantar, akciğerleri enfekte ettiğinde, buradaki hava kesecikleri sıvı veya iltihapla dolabilir. Bu durum kalın balgamlı bir öksürüğe neden olur. Ayrıca ateş, titreme ve nefes darlığı da yapabilir. Tedavi için, bakteriyel bir enfeksiyon varsa antibiyotikler, öksürük kesici, ateş düşürücü ve ağrı kesici ilaçlar kullanılabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH)</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">KOAH, amfizem ve kronik bronşit de dahil olmak üzere solunum problemlerine neden olan bir grup hastalığın adıdır. Akciğerlerdeki küçük hava kesecikleri hasar görür veya tahriş olur, bu da havanın akışını zorlaştırır. Tedavi nedene bağlıdır ancak doktorunuz ilaç verebilir ve sigara içmemek gibi yaşam tarzı değişikliklerini önerebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Boğmaca</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bakteriyel bir enfeksiyondan kaynaklanır ve belirgin, derin, hırıltılı bir öksürük ile seyreder. Birçok kişi boğmacaya karşı aşılanmıştır; ancak yaşlandıkça tekrar doz gerekebilir. Evinizde bir bebek varsa aşılarınızın güncel olduğundan emin olmanız gerekir. Antibiyotiklerle tedavi edilebilir ancak boğmaca bebekler ve yaşlılar için çok tehlikeli olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Obstrüktif Uyku Apnesi</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Boğaz kaslarının uyku sırasında gevşemesi ve hava yolunun kapanması nedeniyle nefes almanın zorlaşması durumudur. Horlama, bu durumun en yaygın belirtisidir. Doktorunuz, uyurken hava yolunuzu açık tutmaya yardımcı olan CPAP (sürekli pozitif hava yolu basıncı) adı verilen bir makine önerebilir, ancak bazı kişilere cerrahi müdahale gerekebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İlaçlar</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yüksek tansiyonu tedavi etmek için kullanılan ilaçlardan bazıları ile her 5 kişiden birinde öksürük görülür. Böyle bir durumla karşılaşırsanız doktorunuza danışın, size farklı bir ilaç önerebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kalp Yetmezliği</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Daralmış atardamarlar, yüksek tansiyon veya başka bir durumun, kalbin gerektiği kadar güçlü pompalamasını engellemesi durumudur. Belirtilerden biri; beyaz veya pembe, köpüklü ve balgamlı öksürüktür. İlaç tedavisi ve egzersiz, daha iyi beslenme veya kilo kaybı gibi yaşam tarzı değişiklikleri yardımcı olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Akciğer Kanseri</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kanlı öksürük, akciğer kanserinin bir işareti olabilir; uzun süreli bir öksürük ile de fark edilebilir. Göğüs ağrısı, yorgunluk, kilo kaybı, hırıltı ve nefes alma zorluğu da belirtiler arasındadır. Akciğer kanserinin tedavileri arasında radyasyon, kemoterapi ve cerrahi müdahale yer alır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Dec 2024 11:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/12/grip-disinda-oksuruge-yol-acan-13-neden-1733214739.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KİLO VERME SÜRECİNDE ÖNEMLİ İPUÇLARI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/kilo-verme-surecinde-onemli-ipuclari-3135</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/kilo-verme-surecinde-onemli-ipuclari-3135</guid>
                <description><![CDATA[Egepol Hastanesi Uzman Diyetisyeni Cansu Kahraman, kilo takibinin en doğru şekilde yapılabilmesi için dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında ipuçları paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Düzenli kilo takibinin, sağlıklı bir şekilde kilo verme veya kilo kontrolü sürecinde önemli olduğunu belirten Uzm. Dyt. Kahraman, tartılmak için en doğru zamanın sabah aç karnına olduğunu söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Gün içine kilonun dalgalı bir şekilde değiştiğini dile getiren Kahraman, “Gün içende kilomuzu etkileyen birçok neden vardır. kadınlarda adet dönemlerinde ödemden dolayı artıyor. Spor sonrası kasların şişliğinden dolayı kilomuz tartıda fazla çıkabiliyor. Fazla karbonhidrat yönünden zengin gıdalarla beslenirseniz de vücuttaki su tutulumundan dolayı kilo fazla çıkıyor. O nedenle en doğru kilo ölçümü haftada 1 kez sabah aç karnına, 1 gün öncesinden ağır spor yapılmadan yapılan ölçümdür. Günlük olarak tartılmak gereksiz stres yaratabilir. Bu durum da kilo verme motivasyonunuzu negatif yönde etkileyebilir” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">KİŞİYE ÖZEL PROGRAM HAZIRLANIYOR</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Aynı tartıyı kullanmanın ve tartılma işlemini aynı koşullarda gerçekleştirmenin, daha tutarlı sonuç vereceğini de vurgulayan Uzm. Dyt. Cansu Kahraman, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tartı sonuçlarına fazla odaklanmadan, genel sağlık ve vücut kompozisyonu gibi diğer önemli faktörlerin de göz önünde bulundurulması gerekiyor. Sadece kiloya odaklanmak bu süreçte yanıltıcı olabilir. Kas kütlesi artışı gibi pozitif değişimlerin de göz önünde bulundurulması gerekiyor. Herkesin vücut yapısı, yağ ve kas oranı farklıdır. Çok sık düşük kaloride diyet yapmak, sürekli kilo alıp vermek, kişiye uygun olmayan kilo verme diyetlerini bilinçsizce yapmak da metabolizmayı yavaşlatır ve kilo verimini zorlaştırır. Kilo verme veya kilo kontrolü sürecinde uzman diyetisyen tarafından kişiye özel olarak hazırlanan bir programın takip edilmesi daha sağlıklı ve etkili şekilde kilo vermenizi sağlayacaktır”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 Nov 2024 10:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/11/kilo-verme-surecinde-onemli-ipuclari-1731569065.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FİZİKSEL VE DUYGUSAL YENİDEN YAPILANMA</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/fiziksel-ve-duygusal-yeniden-yapilanma-3133</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/fiziksel-ve-duygusal-yeniden-yapilanma-3133</guid>
                <description><![CDATA[Meme kanseri, kadınların yaşayabileceği önemli travmalardan biri. Çünkü meme kaybı, depresyon, beden algılamasında bozulma, hastalığın tekrarlama endişesi gibi sorunlara yol açabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Meme kanseri, kadınlar arasında en sık görülen kanser türü olarak biliniyor. Yapılan araştırmalara göre, her 8 kadından biri meme kanserine yakalanıyor. Meme kanseri sonrası meme onarım ameliyatı (rekonstrüksiyon cerrahisi), meme kanseri tedavisi sırasında alınan veya hasar gören meme dokusunun cerrahi yöntemlerle yeniden oluşturulması işlemidir. Bu ameliyat, mastektomi (memenin alınması) veya parsiyel mastektomi (memenin bir kısmının alınması) sonrası estetik ve psikolojik olarak hastalara yardımcı olmak amacıyla yapılır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı “Prof. Dr. Yiğit Özer Tiftikçioğlu “Meme kanseri kadınlar arasında en sık görülen kanser türlerinden biri. Günümüz kadınlarının korkulu rüyası olan meme kanseri ilerleyen yaşla birlikte artıyor. Özellikle 40 yaş üzerinde tarama ve erken tanı çok önemli. Meme kanseri, kadınların yaşayabileceği önemli travmalardan biri çünkü meme kaybı, depresyon, beden algılamasında bozulma, hastalığın tekrarlama endişesi gibi sorunlara yol açabiliyor. Meme kanseri sonrası meme onarım ameliyatı (rekonstrüksiyon cerrahisi), meme kanseri tedavisi sırasında alınan veya hasar gören meme dokusunun cerrahi yöntemlerle yeniden oluşturulması işlemidir. Bu ameliyat, mastektomi (memenin alınması) veya parsiyel mastektomi (memenin bir kısmının alınması) sonrası vücut bütünlüğünün yeniden oluşturulmasını sağlar. Son derece estetik sonuçlar elde etmek mümkündür ve hastanın hastalık öncesi haline geri dönmesi ve kanser psikolojisini geride bırakması için faydalıdır.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Prof. Dr. Tiftikçioğlu, “Mastektomi, meme kanseri sebebiyle memenin yeniden yapılması ya da onarımı işlemidir ve plastik cerrahinin gelişmiş teknikleri sayesinde mümkündür. Meme onarımına karar veren kadınların birden fazla seçeneği var. Silikon protezlerle ya da kendi öz dokularından meme hacmi yerine konabilir. Meme onarımı ameliyatları eş zamanlı ve geç onarım olarak iki şekilde planlanır. Eş zamanlı onarım meme kanseri ameliyatında memenin çıkarıldığı anda yapılır. Geç zamanlı onarım ise tümörün agresifliği ve hastanın yapısına göre tedavi sonrasına ertelendiği durumlarda kanser tedavisi tamamlandıktan yaklaşık 1 yıl sonra yapılabilir.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Meme Onarım Yöntemleri Nelerdir?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Prof. Dr. Tiftikçioğlu, Öz dokuyla onarım seçenekleri arasında birinci sırada karın flepleri gelmektedir. Göbek deliğinin altındaki yağlı bölgeden alınan deri ve yağ dokusu mikro cerrahi tekniklerle eksik memenin yerine nakledilerek meme şekli verilebilir. Bunlar ileri merkezlerde yapılan kapsamlı ameliyatlardır. Öz doku ile onarım için sırt dokusu veya başka dokular da kullanılabilmektedir. Bir başka yöntem de silikon meme protezleri ile onarım. Mastektomi sonrası hemen yapılabileceği gibi bazı durumlarda birkaç ay veya birkaç yıl sonra da gerçekleştirilebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Meme Başı Onarımı Ne Zaman Yapılmalı</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı “Prof. Dr. Yiğit Özer Tiftikçioğlu, Eksik olan meme şekli düzgün bir şekilde oluşturulduktan sonra ilerleyen sürede daha küçük operasyonlarla meme başı ve meme başı etrafındaki kahverengi doku da onarılabilmektedir. Yine bazen karşı sağlam memede sarkma küçüklük veya aşırı büyüklük gibi problemler varsa eşitlik simetri sağlanması için karşı memeye de estetik meme cerrahisi müdahaleleri yapılabilir. Günümüzde Mastektomi ameliyatlarının çoğunda meme derisi korunmaktadır hatta gene büyük bir grup hastada meme başı ve etrafındaki kahverengi dokuda korunmaktadır. Sadece meme derisi altındaki meme dokusu çıkarılmaktadır bu durumda meme derisi korunduğu için aynı anda eşzamanlı olarak hacim eksikliğini yerine koyarak meme onarımı yapmak mümkündür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dikkate Alınması Gereken Diğer Faktörler</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tedavi Geçmişi: Radyoterapi gibi tedaviler cildi ve dokuları etkileyebilir, bu yüzden doku sağlığı ve elastikiyetine göre uygun onarım yöntemi belirlenir. Fiziksel Durum: Hastanın yaşı, genel sağlığı, vücut yapısı ve başka sağlık sorunlarının varlığı gibi faktörler de onarım seçeneklerini etkiler. Psikolojik Destek: Meme onarım süreci, hastaların duygusal olarak da desteklenmesini gerektirebilir. Onarım ameliyatı öncesi ve sonrası psikolojik danışmanlık veya terapi, birçok hasta için faydalı olabilir. Prof. Dr. Tiftikçioğlu, Meme onarımı, hem fiziksel hem de ruhsal sağlığı destekleyen önemli bir adımdır. Her hasta için özelleştirilmiş bir plan yapılması önemlidir, bu nedenle cerrahlar ve onkologlar süreci titizlikle değerlendirir ve hastayı ayrıntılı olarak bilgilendirir.” İfadelerinde bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Prof.Dr. Yiğit Özer Tiftikcioğlu Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi olup meme kanseri sonrası onarım özel ilgili alanları arasındadır ve 2011’den beri Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi meme kanseri konseyinde Plastik Cerrahi Anabilim Dalını temsilen yer almaktadır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 13 Nov 2024 11:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/11/fiziksel-ve-duygusal-yeniden-yapilanma-1731486598.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FARKINDALIK VE TEKNOLOJİYLE DİYABET YÖNETİMİ ARTIK ÇOK DAHA KOLAY</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/farkindalik-ve-teknolojiyle-diyabet-yonetimi-artik-cok-daha-kolay-3123</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/farkindalik-ve-teknolojiyle-diyabet-yonetimi-artik-cok-daha-kolay-3123</guid>
                <description><![CDATA[Yapılan araştırmalara göre diyabet dünya çapında 530 milyondan fazla insanı etkiliyor. Hareketsizlik, dengesiz beslenme ve artan obezite ile bu sayının 2050 yılına kadar 1,3 milyara ulaşacağı öngörülüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Türkiye’de ise diyabetli birey sayısı 12 milyon kişiyi buluyor. Diyabetin önlem alınmadığı takdirde başta kalp ve damar hastalıkları olmak üzere birçok hastalığı da beraberinde getirebildiğine dikkat çeken Endokrinoloji ve Metabolik Hastalıklar Uzmanı Prof. Dr. Oğuzhan Deyneli, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü kapsamında yaptığı açıklamada, sağlıklı nesiller için diyabet tedavisi ve yönetim süreçlerindeki yeniliklerin toplumun her katmanına duyurulması gerektiğinin altını çizdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">En yaygın kronik hastalıklarından biri olan diyabet, milyonlarca insanın yaşam kalitesini düşürürken ciddi sağlık sorunlarına da yol açıyor. Diyabetin başlangıcının giderek daha erken yaşlara düşmesi ise bu hastalıkla ilgili farkındalığın henüz tam olarak sağlanmadığını gösteriyor. 14 Kasım Dünya Diyabet Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Endokrinoloji ve Metabolik Hastalıklar Uzmanı Prof. Dr. Oğuzhan Deyneli; “Diyabet, dünya çapında 530 milyondan fazla insanı etkileyen bir hastalık, ülkemizde ise 12 milyon kişi diyabet hastası olarak kayıtlarda yer alıyor. Daha da önemlisi Türkiye’de yaklaşık 35 bin civarında 18 yaş altında tip 1 diyabetli çocuk olduğu biliniyor. Bu noktada sağlıklı bir toplum ve gelecek inşa edebilmek için farkındalık oluşturmak atılabilecek en önemli adım. Doğru tedavi ve tedaviyi kolaylaştıracak teknolojilerle diyabet ile mücadele edebilir” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Farkındalık arttıkça diyabet yönetimi kolaylaşıyor, yaşam kalitesi artıyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Diyabet farkındalığının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Oğuzhan Deyneli; “Diyabet, erken teşhis edildiğinde daha iyi yönetilebilen bir hastalık. Bu nedenle diyabet hakkında farkındalık kazanmak, insanların vücutlarındaki sinyalleri daha iyi anlamalarına ve zamanında doktora başvurmalarına yardımcı olur. Erken tanı ve etkin diyabet yönetimi ile kalp hastalığı, böbrek yetmezliği, görme kaybı gibi ciddi sağlık komplikasyonlarının da önüne geçilebilir. Diyabet sadece ilaçlarla değil aynı zamanda sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz gibi yaşam tarzı değişiklikleriyle de yönetilebiliyor. Diyabetle mücadelede en etkili stratejilerimiz farkındalık ve bilinçtir” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Diyabetle yaşam dengeyi bulmayı gerektiriyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Diyabetle yaşamanın bir denge sanatı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Oğuzhan Deyneli; “Glukoz seviyelerinin düzenli olarak izlenmesi, doğru beslenme, düzenli egzersiz ve ilaç kullanımı arasındaki hassas uyum, sağlıklı bir yaşam sürdürmek için kritik öneme sahip. Diyabet yönetimi uzun vadede yaşam tarzında köklü değişiklikler gerektiriyor, bu da bireyler için zaman zaman zorlu bir süreç haline gelebiliyor. Geleneksel parmaktan kan alarak yapılan glukoz ölçüm yöntemleri zahmetli ve yorucu olabildiği gibi anlık kararlar almak da her zaman kolay olmayabiliyor. İşte bu noktada farkındalığın ve teknolojinin önemi ortaya çıkıyor. Günümüzde teknoloji, diyabetin zorluklarını hafifletmek ve yaşam kalitesini artırmak için büyük adımlar atıyor. Özellikle sensör teknolojisi, diyabetli bireylerin yaşamında devrim niteliğinde bir yenilik. Bu teknoloji, parmak delme işlemi olmadan glukoz seviyelerinin gündüz her saatinde ve gece uykuda da olmak üzere kesintisiz sürekli olarak izlenmesine imkân tanıyarak diyabet yönetimini daha güvenilir ve konforlu hale dönüştürüyor. Bu sayede bireyler, glukoz dalgalanmalarını önceden görebiliyor ve daha etkili kararlar alabiliyor. Sürekli glukoz takip sistemleri, diyabetli bireylerin daha sağlıklı bir yaşam sürdürmesi için büyük katkı sağlıyor” şeklinde konuştu.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 Nov 2024 10:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/11/farkindalik-ve-teknolojiyle-diyabet-yonetimi-artik-cok-daha-kolay-1731311246.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NİKİTA TÜRKMEN’DEN DİŞ SAĞLIĞINDA DEVRİM YARATAN TEKNOLOJİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/nikita-turkmenden-dis-sagliginda-devrim-yaratan-teknoloji-3019</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/nikita-turkmenden-dis-sagliginda-devrim-yaratan-teknoloji-3019</guid>
                <description><![CDATA[Moldova doğumlu Türk yazılımcı Nikita Türkmen, sağlık sektörüne yönelik geliştirdiği tamamen yerli ve milli yenilikçi teknolojilerle adından söz ettirmeye devam ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Son olarak, diş tedavilerinde kullanılan geleneksel yöntemleri kökten değiştirecek bir yazılım ve donanım sistemi geliştiren Nikita Türkmen, hastaların uzun süren tedavi süreçlerini birkaç saate indirmeyi başardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Nikita Türkmen’in yeni geliştirdiği sistem, yapay zeka destekli bir 3D printer teknolojisine dayanıyor. Diş tedavisinde büyük bir zaman ve maliyet tasarrufu sağlayan bu teknoloji, sürecin her aşamasını hızlandırıyor ve daha güvenli hale getiriyor. Projenin temel işleyişi ise oldukça etkileyici:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hasta, koltuğa oturduğunda doktor tarafından 3 boyutlu bir tarama işlemi başlatılıyor. Sistem, tüm dişlerin detaylı bir taramasını yaparak verileri anlık olarak 3D printer sistemine yüklüyor. Burada devreye giren yapay zeka, tarama verilerinden diş tasarımı yaparak bu verileri güvenli bir şekilde 3D printere iletiyor. Bu sayede, hastanın tüm tedavi süreci birkaç saat içerisinde tamamlanarak kullanıma hazır hale geliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Neden Bu Teknoloji Devrim Niteliğinde?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hızlı ve Etkili Tedavi: Geleneksel yöntemlerle günler veya haftalar sürebilen diş tedavileri, Nikita Türkmen’in geliştirdiği teknoloji sayesinde artık 1-2 saat içinde tamamlanabiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Güvenli Veri İşleme: Yapay zeka destekli sistem, hastaların tarama verilerini güvenli bir şekilde işleyerek bilgi güvenliği konusunda da yüksek standartlar sağlıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">3D Printer ile Hassas Tasarım: Sistem, 3 boyutlu tarama verilerini anında analiz ederek kişiye özel diş tasarımlarını hatasız bir şekilde üretiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Nikita Türkmen’in bu yeniliği, özellikle diş sağlığı sektöründe verimlilik ve hassasiyet açısından devrim yaratarak hem doktorlara hem de hastalara büyük kolaylık sunuyor. Diş hekimlerinin iş süreçlerini hızlandıran bu çözüm, aynı zamanda hastaların randevu sürelerini kısaltarak daha kısa sürede daha fazla hastaya ulaşılmasını sağlıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Nikita Türkmen’in liderliğinde geliştirilen bu teknoloji, yalnızca diş hekimliği ile sınırlı kalmayarak gelecekte başka tıbbi alanlarda da kullanılabilecek bir altyapı sunuyor. Türkmen, bu yenilikçi yaklaşımıyla sağlık sektörüne katkı sağlamaya devam ederken, teknolojinin sınırlarını zorlamaya ve daha fazlasını sunmaya kararlı.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Oct 2024 10:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/10/nikita-turkmenden-dis-sagliginda-devrim-yaratan-teknoloji-1729581447.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MENOPOZ DÖNEMİNİ YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİKLERİ İLE RAHAT GEÇİRMEK MÜMKÜN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/menopoz-donemini-yasam-tarzi-degisiklikleri-ile-rahat-gecirmek-mumkun-3000</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/menopoz-donemini-yasam-tarzi-degisiklikleri-ile-rahat-gecirmek-mumkun-3000</guid>
                <description><![CDATA[Menopozun, kadınlarda adet döngülerinin kalıcı olarak sona erdiği, doğurganlığın sonlandığı doğal bir süreç olduğunu belirten Op. Dr. Zeynep Banu Erdoğdu, “Genellikle 45-55 yaşları arasında görülür, ancak her kadında farklı yaşlarda başlayabilir. Menopoz, vücuttaki hormon seviyelerindeki değişikliklerle ilişkilidir. Bu dönemde yapılacak yaşam tarzı değişiklikleri, doktor kontrolleri ve gerekli tedavilerle bu süreci daha rahat geçirmek mümkündür” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">VM Medical Park Samsun Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Zeynep Banu Erdoğdu 18 Ekim Dünya Menopoz Günü dolaysıyla bilgilendirmelerde bulundu. Menopozun, kadınlarda adet döngülerinin kalıcı olarak sona erdiği, doğurganlığın sonlandığı doğal bir süreç olduğunu belirten Op. Dr. Zeynep Banu Erdoğdu, “Genellikle 45-55 yaşları arasında görülür, ancak her kadında farklı yaşlarda başlayabilir. Menopoz, vücuttaki hormon seviyelerindeki değişikliklerle ilişkilidir. Özellikle östrojen ve progesteron hormonlarının üretiminin azalmasıyla karakterizedir. Bu süreçte yumurtlama durur ve kadın artık çocuk sahibi olamaz” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Op. Dr. Zeynep Banu Erdoğdu, menopozun üç temel aşamada incelenebileceğini söyleyerek şu bilgileri paylaştı: “Perimenopoz dönemi menopozun yaklaştığı, fakat hala adet döngüsünün devam ettiği süreçtir. Östrojen seviyelerindeki dalgalanmalar nedeniyle adet düzensizlikleri, sıcak basmaları, ruh hali değişiklikleri, gece terlemeleri ve uyku bozuklukları gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Perimenopoz birkaç yıl sürebilir. Menopoz, kadının ardışık 12 ay boyunca adet görmemesi ile resmi olarak başlamış kabul edilir. Bu dönemde yumurtlama durur, hormon seviyeleri belirgin şekilde düşer ve artık doğurganlık sona erer. Postmenopoz ise menopoz sonrası dönemi ifade eder. Vücut düşük östrojen seviyelerine alışırken, kemik erimesi (osteoporoz) ve kalp hastalığı gibi uzun vadeli sağlık riskleri bu dönemde artabilir. Bu nedenle bu süreçte düzenli doktor kontrolleri önemlidir” ifadelerine yer verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Menopoz belirtileri”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Her kadında menopoz belirtilerinin farklı şiddette yaşanabileceğini belirten Op. Dr. Erdoğdu, yaygın olarak görülen belirtileri şöyle sıraladı: “Sıcak basmaları ve gece terlemeleri: Ani vücut sıcaklığı artışları, özellikle gece terlemeleri yaygındır. Uyku bozuklukları: Hormonal değişiklikler uyku düzenini etkileyebilir ve uyku kalitesini düşürebilir. Ruh hali değişiklikleri: Anksiyete, depresyon, sinirlilik gibi duygusal dalgalanmalar yaşanabilir. Vajinal kuruluk: Düşen östrojen seviyeleri vajinal dokuların elastikiyetini ve nemini azaltabilir, bu da cinsel ilişki sırasında rahatsızlığa neden olabilir. Kemik yoğunluğunda azalma: Östrojen kaybı, kemik yoğunluğunu azaltarak osteoporoza yol açabilir. Saç ve cilt değişiklikleri: Saç dökülmesi ve ciltte kuruluk görülebilir.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Doğru beslenme oldukça önemli”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Menopoz sürecinde yaşanan hormonal değişikliklerin yaşam kalitesini etkileyebileceğini dile getiren Op. Dr. Erdoğdu, “Ancak doğru bakım ve yaşam tarzı değişiklikleriyle bu belirtiler hafifletilebilir. Menopoz döneminde dengeli bir beslenme önemlidir. Kalsiyum ve D vitamini yönünden zengin gıdalar tüketmek, kemik sağlığını korumaya yardımcı olur. Ayrıca, meyve, sebze, tam tahıllar ve sağlıklı yağlar içeren bir diyet menopoz semptomlarını hafifletebilir. Düzenli fiziksel aktivite, hem kemik sağlığını korur hem de ruh halini iyileştirir. Hafif ağırlık kaldırma egzersizleri, yürüyüş ve yoga menopoz döneminde önerilen egzersizler arasındadır” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Biyoeşdeğer östrojenin faydaları”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Doktor tarafından önerilen östrojen veya progesteron takviyelerinin bazı kadınlar için semptomları hafifletmek amacıyla uygulanabileceğini belirten Op. Dr. Erdoğdu, “Biyoeşdeğer östrojen, menopoz döneminde östrojen seviyelerindeki düşüşe bağlı belirtileri hafifletmek için kullanılan, vücutta doğal üretilen östrojenle kimyasal olarak birebir aynı yapıya sahip hormonlardır. Genellikle bitkisel kaynaklardan elde edilen bu östrojenler, sıcak basması, gece terlemesi ve vajinal kuruluk gibi menopoz belirtilerini hafifletmek için kullanılır. Biyoeşdeğer östrojen tedavisi, hormon dengesini yeniden sağlayarak yaşam kalitesini artırmayı hedefler, ancak bu tedavinin herkes için uygun olup olmadığı doktor tarafından değerlendirilmelidir. Ancak, hormon tedavisi herkes için uygun olmayabilir ve olası yan etkiler konusunda doktorunuza danışmanız önemlidir. Menopozun duygusal etkileriyle başa çıkmak zorlayıcı olabilir. Gerekirse bir terapistten destek almak, ruh hali değişikliklerini yönetmeye yardımcı olabilir” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Menopoz döneminde yapılması gereken kontroller”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Menopoz döneminde sağlık kontrollerinin büyük önem taşıdığına dikkat çeken Op. Dr. Erdoğdu, “Düzenli yapılan mamografi, kemik yoğunluğu ölçümü ve jinekolojik muayeneler, olası sağlık sorunlarını erken aşamada tespit etmeye yardımcı olur. Ayrıca, kalp sağlığı ve kemik sağlığına yönelik testler de bu dönemde önem kazanır. Menopoz her kadının yaşadığı doğal bir süreçtir. Bu dönemde yapılacak yaşam tarzı değişiklikleri, doktor kontrolleri ve gerekli tedavilerle bu süreci daha rahat geçirmek mümkündür” dedi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 18 Oct 2024 12:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/10/menopoz-donemini-yasam-tarzi-degisiklikleri-ile-rahat-gecirmek-mumkun-1729244832.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLARDA ERKEN TEŞHİSİN ÖNEMİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/kardiyovaskuler-hastaliklarda-erken-teshisin-onemi-2958</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/kardiyovaskuler-hastaliklarda-erken-teshisin-onemi-2958</guid>
                <description><![CDATA[21. yüzyılda kardiyovasküler hastalıklar (KVH), dünya genelinde ölümlerin en yaygın nedenleri arasında yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Amerikan Kalp Cemiyeti (AHA) verilerine göre, her yıl yaklaşık 20 milyon kişi bu hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. COVID-19 pandemisinin etkileri de kalp hastalıkları riskini artıran faktörler arasında yer aldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">PANDEMİ DÖNEMİNİN ETKİLERİ</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">COVID-19 pandemisi, kalp ve damar hastalıklarının görülme sıklığını doğrudan etkiledi. Kalp-dolaşım sistemine zarar veren virüs, geçirilen enfeksiyon sonrası birçok kişide kalp sorunlarına yol açtı. Kalp Damar Cerrahı Prof. Dr. Bora Farsak, “Pandemi dönemi sadece virüsün etkisiyle değil, aynı zamanda kapanma döneminde yaşanan hareketsizlik, artan sigara ve yiyecek tüketimi gibi faktörlerle de kalp ve damar hastalıklarını tetikledi” şeklinde açıklama yapıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">TANISAL ZORLUKLAR VE ERKEN TEŞHİSİN ÖNEMİ</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kardiyovasküler hastalıklar, özellikle koroner arter hastalıkları, her iki cinsiyet için de başlıca ölüm nedenleri arasında yer alıyor. Kalp krizi geçiren hastaların %20’sinin, hastaneye yetişemeden hayatını kaybettiği gerçeği, erken teşhisin ne kadar kritik olduğunu gösteriyor. Günümüzde kullanılan tanı yöntemleri arasında elektrokardiyografi, efor testi, sintigrafi ve koroner anjiyografi bulunuyor. Ancak bu yöntemlerin bir kısmı, yüksek maliyet, komplikasyon riski ve radyasyon maruziyeti gibi dezavantajlara sahip.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">KALP SAĞLIĞINDA YAPAY ZEKA DÖNEMİ</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Son yıllarda Almanya’da geliştirilen ve yapay zeka destekli vektörkardiyografi teknolojisine dayanan CardisioTM, erken tanı için umut vadediyor. Kalp sağlığı analizini sadece 4 dakika içinde gerçekleştiren bu sistem, invaziv olmayan, taşınabilir ve düşük maliyetli bir tarama yöntemi sunuyor. Prof. Dr. Bora Farsak, “Bu sistem sayesinde kalp kasının oksijenlenmesi, yapısal bozukluklar ve ritim sorunları güvenilir bir şekilde tespit edilebiliyor. Erken teşhis, hastaların hayatını kurtarma potansiyeline sahip” diyerek yöntemin önemine dikkat çekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kalp ve damar hastalıklarında erken tanı hayat kurtarıyor. CardisioTM gibi yeni teknolojiler, bu alanda önemli bir adım olarak görülüyor. Erken teşhisle, kalp sağlığı sorunlarına karşı önlem almak mümkün hale geliyor. Unutulmaması gereken en önemli konu, düzenli tarama ve uzman kontrolü ile risklerin minimize edilmesi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Oct 2024 12:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/10/kardiyovaskuler-hastaliklarda-erken-teshisin-onemi-1728639718.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI İÇİN 6 AYDA BİR MUAYENE OLUN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/agiz-ve-dis-sagligi-icin-6-ayda-bir-muayene-olun-2908</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/agiz-ve-dis-sagligi-icin-6-ayda-bir-muayene-olun-2908</guid>
                <description><![CDATA[Egepol Hastaneleri Genel Klinik Diş Hekimi Cennet Tuncer Çelik, ağız ve diş sağlığının genel vücut sağlığını da etkilediğini belirterek 6 ayda bir düzenli muayene yapılması gerektiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Gün içinde sürekli olarak bir şeyler tükettiğimizi dile getiren Çelik, özellikle şekerli ve karbonhidrat içeren gıdaların dişlerde çürümeye yol açtığını ifade etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Diş Hekimi Çelik: “Şekerli yiyecek ve içecekler, karbonhidrat, protein ve yağlı gıdalar diş sağlığını da direkt olarak etkiliyor. Sabah uyandığımızda tükürük salgısının hızı ve miktarı azalıyor. Tükürüğün hem antibakteriyel hem de yıkama görevi bulunuyor. Çürük oluşumu da tükürük salgısının azalması ve hızının azalmasıyla beraber daha da artıyor. Bu nedenle</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">sabah uyandığınızda eğer kahvaltı yapıyorsanız kahvaltıdan sonra, bir şey yemiyorsanız da uyandıktan sonra dişlerin fırçalanması gerekiyor”dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">DOĞRU DİŞ FIRÇASI SEÇİMİ ÖNEMLİ</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Doğru diş fırçası seçiminin de önemli olduğunu vurgulayan Diş Hekimi Cennet Tuncer Çelik “Hastalarımız bize ulaştığı zaman önce ağız içi muayenesini yapıyoruz. Hastaların diş etinin biyotipi ve kalınlığına göre diş fırçası seçimi de değişiyor. Diş etinin durumuna bakıyoruz. Herhangi bir enflamasyon var mı diş kontakları nasıl bunlara bakıyoruz. İnce veya kalın uçlu bir fırça mı kullanmalı karar veriyoruz. Dişlerinizin ve diş etlerinizin temizliği için en iyi diş fırçası yumuşak, ucu yuvarlatılmış kılları olanlardır. Eğer diş kontakları çok sıkıysa veya protez diş kullanıyorsa ara yüz fırçaları da öneriyoruz. Sabah ,öğlen ve mutlaka yatmadan önce dişlerimizin fırçalanmasını öneriyoruz.. Mümkünse diş fırçalamanın yanı sıra belli markaların içinde florür bulunan ağız gargaraları ve diş ipi kullanılması da gerekiyor” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Diş Hekimi Cennet Tuncer Çelik son olarak şunları söyledi: “Diş hekimi muayenesi normal şartlarda 6 ayda bir gerçekleştirilmelidir. Yani herhangi bir probleminiz yok ise senede 2 kere mutlaka diş hekiminizi ziyaret etmelisiniz”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 02 Oct 2024 11:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/10/agiz-ve-dis-sagligi-icin-6-ayda-bir-muayene-olun-1727856780.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SONBAHARDA KONJONKTİVİTE DİKKAT</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/sonbaharda-konjonktivite-dikkat-2905</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/sonbaharda-konjonktivite-dikkat-2905</guid>
                <description><![CDATA[ÖZEL Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, kızarma, göz sulanması, ağrı, kaşıntı ve batma gibi belirtilerle kendini belli eden Konjonktivitin ilkbahar ve sonbahar aylarında artış gösterdiğine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Alerjik Konjonktivitin ilkbahar ve sonbahar aylarında pik yaptığını ve çocukları da sıklıkla etkilediğini belirten Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, “Bunun yanısıra viral konjonktivitlerde sonbahar kış aylarında artmaktadır. Okulların açılmasıyla birlikte kalabalık, toplu yaşam alanlarına dönüş yapılması, virüslerin yarattığı konjonktivitler gözün kızarması, sulanması, çapaklanması gibi belirtilerle kendini gösterir. Bu bulaşıcı bir hastalıktır. Kapalı alanlar viral konjonktivitlerin salgın şeklinde görülmesine neden olur” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">GÖZ VE EL TEMİZLİĞİ ÖNEMLİ</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, Konjonktivit tedavisinde göz damlaları kullanıldığını ve hangi damlaları ne kadar kullanacağınıza göz doktorunun karar verdiğini belirterek hastalığın yaşam kalitesini düşürdüğü bilgisini verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Asena, şöyle devam etti: “Gözün beyazı olan sklera ince, soğan zarı gibi bir tabakayla kaplıdır. Konjonktiva adı verilen bu tabaka gözün yüzeyini nemlendiren maddeler salgılar. Bu tabaka içinde ince damarlar vardır ve dikkatli bakıldığında çıplak gözle dahi görülebilirler. Konjonktivada iltihap olduğunda damarlar daha belirginleşir ve göz kızarır. Konjonktivit, farklı sebeplerle görülür. En sık mikroplar, alerji ve çevredeki irritan maddeler, örneğin sigara dumanı ve hava kirliliğidir. Konjonktivit, Damlalarla tedavi edilebiliyor. Kimi durumlarda tedavi yapılmaksızın da geçebilmektedir. Burada en en önemli konu göz ve el hijyenine dikkat edilmesi, kapalı ortamların havalandırılmasıdır. Vücut bağışıklığının sonbaharda havaların serinlemesiyle birlikte düştüğü için vitamin alınmasına da bu dönemde dikkat edilmelidir”</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 02 Oct 2024 11:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/10/sonbaharda-konjonktivite-dikkat-1727856589.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TEDAVİ EDİLMEYEN GRİP CİDDİ HASTALIKLARA DÖNÜŞEBİLİR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/tedavi-edilmeyen-grip-ciddi-hastaliklara-donusebilir-2898</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/tedavi-edilmeyen-grip-ciddi-hastaliklara-donusebilir-2898</guid>
                <description><![CDATA[Grip kapıda. Halk arasında çok ciddiye alınmayan grip, tedavi edilmediğinde ciddi hastalıklara yol açabiliyor. Atabay İlaç Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, özellikle bazı risk gruplarında ağır seyredebilecek hastalığa karşı yapılması gerekenleri anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Grip, çoğu zaman halk arasında ciddiye alınmayan ancak tedavi edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına neden olabilen bir hastalık. Atabay İlaç Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, hava değişimiyle grip vakalarının hızla arttığına ve özellikle bazı risk gruplarında hastalığın ağır seyredebileceğine dikkat çekti. Halk arasında yaygın olan ‘İlaçla 7 gün, ilaçsız 1 hafta’ inanışının tehlikeli bir yanılgı olduğunu vurgulayan Yaycı, “Tedavi edilmeyen grip, zatürre ve menenjit gibi ölümcül hastalıklara dönüşebilir. Hatta zatürre gelişen vakaların dörtte birinde kalp problemleri ortaya çıkabiliyor. Özellikle çocuklar ve yaşlılar, gebeler, obez kişiler, kronik solunum ve kardiyovasküler hastalığı olanlar ve bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde grip oldukça ağır seyredebiliyor” dedi. Murat Yaycı, hastalığa yakalanma durumunda yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Evde dinlenme hem hızlı toparlanmayı sağlar hem de hastalığın bulaşmasını önler</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Belirtiler başladığı an, hatta 1 gün önce bulaştırıcılık başlar. Belirtiler olduğu sürece bulaştırıcılık devam eder.Hastalık süresince evde dinlenmek, toparlanmanıza yardımcı olurken hastalığı çevrenize bulaştırmanızı da önler. Ateş düştükten 1 gün sonra okula veya işe dönmek en iyisidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">BELİRTİLER BAŞLADIĞI AN HEKİMİNİZE GİDİN</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Grip hastalığının tedavisi vardır. Belirtilerin başladığı ilk andan itibaren hekiminizin başlayacağı antiviral tedaviyle hastalığın süresini belirgin şekilde kısaltabilir ve belirtilerin hafif geçmesini sağlayabilirsiniz. Hatta erken dönemde başlanacak antiviral tedavi zatürre gibi gelişebilecek daha ağır sonuçlarda %50’nin üzerinde azalma sağlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">BOL SIVI TEDAVİYE YARDIMCI OLUR</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hastalığınız süresince fazla miktarda sıvı alın. Bu sıvının yalnızca su olması da gerekli değildir; C vitamininden zengin portakal suyu, ıhlamur, ada çayı, limonlu çay içebilirsiniz. Bu sıvıların hepsi solunum sisteminde mukusu yumuşatarak balgamın daha rahatlıkla atılmasını sağlar. Bunu yapabilmek çok iyidir çünkü balgamın solunum yollarında kalması hastalığın ağırlaşmasına neden olur. Öksürüğünüzün doğal tedavisi bol sıvı almaktan geçer.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İYİ VE DENGELİ BESLENME DİRENCİNİZİ ARTIRIR</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">C vitamini vücudun savunma sistemini güçlendirdiğinden özellikle turunçgiller olmak üzere meyve tüketin. Koyu yeşil yapraklı taze sebzeleri sıkça tüketmeniz de vücut direncinizi artıracaktır. Ayrıca, tavuk suyu çorbası da hastalığınızın iyileşmesinde çok yardımcı olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">AĞRI VE ATEŞ İÇİN ÖNLEM ALIN</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ateşinizin olması vücudunuzun virüsle savaştığının göstergesidir. Ateşiniz yükseldiğinde antiviral tedaviye ek olarak alınacak ağrı kesici ve ateş düşürücüler rahatlamanızı sağlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">BURNUNUZU TUZLU SU İLE RAHATLATIN</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Burnunuzu tuzlu su ile temizlemeye özen gösterin. Kaynatılmış ve soğutulmuş 1 bardak suyun içine 1 çay kaşığı tuz atılarak tuzlu su hazırlanır. Hazırladığınız karışımı burun deliği içine sıkarak burunu temizleyebilirsiniz. Suyla temizlendiğinde yeterli bir açıklık sağlanamaz ise sıcak bir duş yapmak, buhar etkisiyle mukozaları gevşeterek tıkanıklığa çözüm olabilir. Yine burun sağlığı açısından ev ortamında sıcak su ve mentol ile buğu yapmak burun ve bronşları rahatlatır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 01 Oct 2024 11:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/10/tedavi-edilmeyen-grip-ciddi-hastaliklara-donusebilir-1727769861.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İŞİTME KAYBININ KADER OLDUĞU ALGISINI DEĞİŞTİRMELİYİZ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/isitme-kaybinin-kader-oldugu-algisini-degistirmeliyiz-2855</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/isitme-kaybinin-kader-oldugu-algisini-degistirmeliyiz-2855</guid>
                <description><![CDATA[Kullanıcılarının yaşama kesintisiz bağlanmasına olanak tanıyan ve “Hear now. And Always” (Şimdi ve Her Zaman Duy) felsefesi ile yenilikçi işitme teknolojilerinin mimarı olan Cochlear, işitme sağlığı farkındalığı konusunda da çalışmalarını sürdürüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bireylerin yaşam kalitesini düşüren, sosyal yaşamı olumsuz etkileyen, hatta birçok başka hastalığa yol açabilen işitme kaybı konusunda farkındalık kazanmanın en az işitmek kadar kritik bir öneme sahip olduğunu söyleyen Cochlear Türkiye Genel Müdürü Gül Erden, inovatif teknolojiler sayesinde işitme kaybının kader olmaktan çıktığının altını çizdi. 23-29 Eylül Uluslararası İşitme Engelliler Haftası kapsamında açıklamalarda bulunan Erden, ileri ve çok ileri derecede işitme kaybı yaşayanların bile tekrar duymasının mümkün olduğunu vurguladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İmplante edilebilir işitme çözümleri sunan Cochlear, 40 yılı aşkın süredir işitme kaybı olan bireyler için hayatı daha kolay hale getirme tutkusuyla öncü teknolojilere imza atıyor. İşitme kaybının sadece sesleri duyamama değil, aynı zamanda iletişimde zorluklar yaşama ve sosyal izolailerisyon riskiyle karşı karşıya kalma anlamına geldiğine dikkat çeken Cochlear Türkiye Genel Müdürü Gül Erden, işitme kaybı konusunda farkındalığın artırılmasının toplumsal bir kazanım olarak değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dünyada toplam 430 milyon kişi işitme kaybı yaşıyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İşitme sağlığının yaşam kalitesini belirleyen önemli unsurlardan biri olduğunu belirten Gül Erden; “İşitme sağlığımızın iyi olması, iletişim kurma, etkin ve üretken bir yaşam sürdürme ve sosyal etkileşimlerden tam anlamıyla faydalanabilme gücümüzü etkiler. İşitme kaybı ise okul hayatımızdan başlayarak yaşamımızın hangi evresinde olursak olalım iletişim ve etkileşim becerilerimizi zayıflatarak hem verimliliğimizi hem de sosyal ilişkilerimizi riske sokabilir, yaşam kalitemizi önemli ölçüde negatif yönde etkileyebilir.Bu nedenle işitme sağlığına dikkat etmek, işitme kaybını önlemek ve en önemlisi işitme kaybına çözüm sunabilecek imkânların farkında olmak kritik öneme sahip. Ancak bugün bilinç eksikliği nedeniyle dünya üzerinde binlerce insan yaşamın seslerinden mahrum kalıyor, üstelik seslere rahatlıkla ulaşabilecekken… Dünya Sağlık Örgütü’nün 2023 yılında yayınladığı işitme sağlığı özel raporu verilerine göre, 34 milyonu çocuk olmak üzere dünyada toplam 430 milyon kişi ileri veya çok ileri derecede işitme kaybı yaşıyor. 2050'ye kadar belli bir derecede işitme kaybı yaşayacak insan sayısı yaklaşık 2,5 milyar, ileri veya çok ileri derecede işitme kaybı nedeni ile rehabilitasyon hizmetlerine ihtiyaç duyacak insan sayısı ise en az 700 milyon kişi olarak öngörülüyor. En düşündürücü ve hızla önlem alınması gereken veri ise dünyada önlenebilir işitme kaybı riski altında bulunan genç sayısının 1 milyardan fazla olması. Gene tedavi edilebilir durumda olan ama bir aksiyon alınmamış kronik kulak enfeksiyonu olan kişi sayısı ise 200 milyon. Bu noktada tıp dünyasında çığır açan teknolojinin gücüne ihtiyacımız olduğu aşikâr. Önlenebilir işitme kayıplarının önüne geçmek ve mevcut durumda işitemeyen bireylerin tekrar sese kavuşmasını sağlamak için koklear implantların yaygınlaştırılarak daha fazla kişiye ulaştırılması ise şart” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Devlet geri ödemesi sayesinde maliyetsiz olarak işitme tedavisi yapılabiliyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Koklear implant teknolojisinin ileri ve çok ileri düzeyde işitme kaybı yaşayan bireylerin tekrar işitmesi noktasında devrim yarattığını belirten Erden; “Bu teknoloji, işitsel sinirlere doğrudan ses sinyalleri ileterek işitme yetisini geri kazandırıyor ve bireylere seslerin büyüsünü yeniden deneyimleme imkânı veriyor. Koklear implantlar, işitme engelli bireylerin hayatlarını dönüştürürken, aynı zamanda onların aileleri ve çevreleriyle daha yakın bir bağ kurmalarına da yardımcı oluyor. Geleneksel işitme cihazlarını kullanamayan ya da geleneksel işitme cihazıyla yeterli fayda sağlayamayan ileri veya çok ileri derecede işitme kayıplı hastalar koklear implanttan yararlanabiliyor. Koklea içine yerleştirilen bir elektrod sistemi olan koklear implant, işitmenin geri kazandırılmasını sağlıyor. Ülkemizde birçok işitme kayıplı birey, koklear implant tedavisinin çok maliyetli bir tedavi olduğunu düşündüğü için bu seçeneği hiç değerlendirmiyor. Oysa koklear implant ameliyatı ülkemizde devlet geri ödemesi kapsamında ve yüzde 100 geri ödeniyor. Çocuklarda devlet dört yaşa kadar iki kulağı, erişkinlerde ise tek kulağı karşılıyor” diye belirtti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bilinçlendirmeden destek programlarına kadar her alanda çalışmalar yürütüyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Cochlear olarak misyonlarının sadece cihaz sağlamanın ötesinde işitme engelli bireylerin yaşamlarını destekleyerek onların toplumda tam ve etkin bir şekilde yer almasını sağlamak olduğunu ifade eden Gül Erden; “Tam da bu noktada eğitim, bilinçlendirme ve destek programları düzenleyerek, işitme kaybı yaşayan bireylere ve ailelerine yol gösterip destek olmayı hedefliyoruz. İşitme sağlığı farkındalığı konusunda toplumsal bilinç düzeyinin artması, tedavide standardizasyon, aday ve hasta yolculuğunda tanımlanmış adımlar, klinisyen ve odyologların eğitiminde süreklilik, işitsel rehabilitasyon uygulamalarının ülke çapında yaygınlaştırılması ve eğitimlerle desteklenmesi gibi projelerde çalışmalar yürütüyoruz. Aynı şekilde ilgili sektör paydaşları ile çalıştaylar düzenliyor, danışma kurulları ile standart tedavi ve hizmet kılavuzu hazırlanması için projelerde yer alıyoruz. Ülkemizdeki erişkin bireylerde işitme sağlığı kalitesini ölçmek üzere 50 yaş ve üstü gruplarda işitme tarama çalışmaları sürdürüyor, sağlıklı yaşlanmanın önemli bir parçası olan ve bilişsel gücü de destekleyen işitme kalitesinin önemini anlatmak istiyoruz” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Sep 2024 11:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/09/isitme-kaybinin-kader-oldugu-algisini-degistirmeliyiz-1726821733.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÖZ BOZUKLUKLARININ TEDAVİSİNDE YENİ YAKLAŞIMLAR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/goz-bozukluklarinin-tedavisinde-yeni-yaklasimlar-2784</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/goz-bozukluklarinin-tedavisinde-yeni-yaklasimlar-2784</guid>
                <description><![CDATA[Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Kurucusu Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, gelişen teknolojiyle birlikte göz bozukluklarında lazer ve göz içi mercek tedavisinin başarılı sonuçlar verdiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Göz bozukluklarında doğru tedavi sürecinin için doğru tanı konulması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, göz bozukluğunun yaşam kalitesini de olumsuz etkilediğini dile getirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, “ Son yıllarda göz bozukluklarının düzeltilmesi için çok sayıda başvuru oluyor. Uzağı, yakını görememe veya netlik kaybı olarak adlandırdığımız, miyopi, hipermetropi ve astigmat bunların başında geliyor. Göz bozukluklarında en basit çözüm gözlük ve kontakt lens kullanmaktır. Eğer hasta bunları kullanmak istemiyorsa lazer veya mercek ameliyatları tercih edilmelidir. Lazer ameliyatları en yaygın uygulanan ve sonuçları da kısa sürede aldığımız bir tedavi türüdür. Eğer kişinin göz yapısı lazer ameliyatı için uygun değilse mercek ameliyatı söz konusu olmaktadır. 40-50 yaşlar arasında ise hastanın durumuna göre lazer veya mercek operasyonlarından biri tercih edilmelidir” dedi</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">GÖZ İÇİ MERCEKLER BAŞARILI SONUÇ VERİYOR</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Lazer ameliyatlarında yüksek numaralarda uygulama yapılamadığı bilgisini veren Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, şöyle devam etti: “ Bu gibi durumda ICL denen göz içi mercekleri tercih ediyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Uygun hasta seçimi burada çok önemlidir. Akıllı lensler sayesinde kişiler gözlüksüz olarak yakını ve uzağı rahatlıkla görebilmektedir. Eğer kişide göz tansiyonu, glokom veya göz tembelliği varsa bu operasyon yapılması uygun değildir. Akıllı lens ameliyatlarında sonuçların olumlu olabilmesi için doktorun hastayı iyi muayene etmesi, göz yapısı, yaşı, mesleği hatta kişilik yapısı ile ilgili bilgi sahibi olması da önemlidir. En büyük avantajı kişinin gözlüksüz olarak her işini yapabilmesidir. Akıllı mercek kullananlar geceleri ışıkların etrafında hareler görebiliyor. Bu durum belli bir süre sonra hasta tarafından fark edilmiyor. Bu mercekler seçilirken özel cihazlarla merceğin numarası ve astigmat derecesi ölçülüyor. Uygun mercek temin edilip ameliyatla yerleştiriliyor. Bu aynı bir katarakt ameliyatı gibi yapılıyor. Dolayısıyla akıllı mercek ameliyatı olanlar katarakt olmuyorlar. Operasyon bir göz için yaklaşık 10 dakika kadar sürüyor. Hasta kısa süre içinde normal yaşamına geri dönebiliyor”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">YURTDIŞINDAN HASTALAR GELİYOR&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Türkiye'nin hem hekim kalitesi hem de teknoloji ve maliyet avantajı nedeniyle sağlık turizmi konusunda tercih edildiğini ifade eden Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, “Yurtdışından da önemli bir hasta potansiyeline sahibiz. Son iki yıldır pandemi nedeniyle sağlık turizminde bir azalma söz konusuydu. Bu yılın başından itibaren yabancı hasta sayısında yeniden artış gözlemliyoruz. En çok Avrupa ülkelerinden hastalar hastanemizi tercih ediyor. Burada tedavi olanlar ülkelerine döndüklerinde kendi çevrelerine de bizi tavsiye ediyor. Kurulduğumuz günden bu yana binlerce yabancı hastayı sağlık turizmi kapsamında tedavi ettik” diye konuştu.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Sep 2024 13:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/09/goz-bozukluklarinin-tedavisinde-yeni-yaklasimlar-1725359188.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İSTANBUL’DA ARTAN GİARDİA SALGININA DİKKAT</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/istanbulda-artan-giardia-salginina-dikkat-2728</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/istanbulda-artan-giardia-salginina-dikkat-2728</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul’un Şişli ilçesinde Giardia enfeksiyonu vakalarının artmasıyla birlikte, Veteriner Hekim Uğur Selin Çelikten bölgedeki vatandaşları dikkatli olmaları konusunda uyardı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Giardia'nın belirtileri ve korunma yöntemleri hakkında bilgi veren Çelikten, “Giardia enfeksiyonu geçiren bir kedi veya köpeği öpmek, aynı bardaktan su içmek hastalığı size de bulaştırabilir” dedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Veteriner Hekim Uğur Selin Çelikten İstanbul’da artan Giardia vakaları nedeniyle vatandaşlara uyarıda bulundu. Giardia’nın, kirli su, yiyecekler veya enfekte bir birey ya da hayvanla temas yoluyla bulaşabilen, insanlarda ve hayvanlarda ishal, kusma ve diğer sindirim sistemi problemlerine yol açan mikroskobik bir parazit olduğunu hatırlatan Uğur Selin Çelikten, “Hem insanlarda hem de hayvanlarda görülebilen bu enfeksiyon, özellikle köpek ve kedilerde yaygın” dedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">“Kliniğimizin bulunduğu bölge olan Şişli’de ve İstanbul genelinde şiddetli bir Giardia salgını var. İnsanlara da bulaşabilen bir hastalık olduğu için hangi belirtileri gösterir? Tedavisi nasıldır, bilmek büyük önem taşıyor. İstanbul’daki bu salgına karşı toplumsal olarak duyarlı ve dikkatli olmamız gerekiyor. Salgının diğer illerimizde de yaygınlaşmasını istemiyorsak dikkatli olmalıyız. Giardia enfeksiyonları, uygun önlemler alındığında büyük ölçüde önlenebilir” sözleri ile açıklama yapan Çelikten, şu önemli bilgileri verdi: “Giardia, kirli su, kirli mama veya su kabı, hastalığın bulaşmış olduğu yemekle beslenen hayvandan bulaşabilir. Öte yandan sokaktaki bir Giardia etkenini patisine bulaştıran ve daha sonra patisini yalayan bir hayvanın da bu hastalığı kapması mümkün. Ayrıca evde ayakkabıyla gezilen bir bölümde oynayan kediniz de bu hastalığa yakalanabilir. Bu noktada kediniz evden çıkmasa bile Giardia olabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Bu aralar dışarıda salata yemeyin!</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">İnsanlara ise; hastalık bulaşmış bir hayvandan, kirli su, yeterince yıkanmamış meyve ve sebze, dışarıda tüketilen iyi yıkanmamış sebzelerden yapılan bir salatadan da bu paraziti bağırsak yoluyla bünyemize alabiliriz. Giardia, hayvan popülasyonunun fazla olduğu çiftlik, barınak gibi yerlerde daha yaygın gözükür. Evde birden fazla sayıda hayvan varsa ve birinde Giardia varsa diğerine de bulaşma olasılığı yüksektir.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Uğur Selin Çelikten hastalığın semptomları ve tedavi yolları hakkında şöyle konuştu:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">“Yağlı mukuslu hatta bazen kanlı dışkı, dışkıda kötü koku, kusma, halsizlik, iştahsızlık, yüksek ateş, gaz, karın ağrısı ve buna bağlı olarak kambur durma, kilo kaybı, titreme gibi belirtilerden bir veya birkaçı varsa patili can dostlarımızı acilen bir veteriner kliniğine götürelim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Hastalığın tanısını koymak son derece kolaydır. Taze dışkıyla yapılacak mikroskobik inceleme veya hızlı test kitleriyle hemen sonuç alınmaktadır. Hastanın genel durumuna göre kan analizleri de yapmak gerekebilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Kuru mama dışında, patates ve pirinç lapası ile besleyin, süt - yoğurt vermeyin!</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Hastalığın tedavi başarısı oldukça yüksektir. Hasta aileleri çoğu kez ishal kendiliğinden geçer diye düşünüp günlerce bekliyor. Bu oldukça yanlış bir davranıştır. İshal süresince kuru mama dışında yoğurt, süt gibi gıdalar vermeyin. İshal durumunda verebileceğiniz mama dışındaki iki gıda haşlanmış patates veya pirinç lapasıdır. Bu iki gıda bağırsaktan suyu çeker ancak Giardia olan bir hastada bu paraziti yok etmek gerektiğinden bu gıdalar da tek başına işe yaramaz. O nedenle ishal durumlarında mutlaka çok ertelemeden dışkı örneğiyle veteriner hekiminize başvurun.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Giardia enfeksiyonu geçiren evcil hayvan ile teması sınırlandırın!</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Giardia enfeksiyonu geçiren bir kedi veya köpeği öpmek, aynı bardaktan su içmek hastalığı size de bulaştırabilir. O yüzden bu tip bir enfeksiyonda küçük dostunuzu klinikte bırakmayı tercih edebilirsiniz ya da hijyen kurallarına çok dikkat etmeniz gerekir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Giardia tanısı konmuş bir küçük dostunuz varsa ve kendinizde de ishal görürseniz mutlaka doktorunuza başvurunuz. İnsanlarda ve hayvanlarda bu kadar yaygın ishal olduğu bir dönem ishal kendiliğinden geçer diye düşünüp sağlığımızı göz ardı etmeyelim. Dışkı numunelerimizin tahlillerini ivedilikle yaptıralım.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Uğur Selin Çelikten bu salgından korunmak için alabilecek önlemleri şöyle sıraladı:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Giardia'dan Nasıl Korunabiliriz?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Gıdalara Dikkat Edin: Yediğiniz ve evcil hayvanlarınıza verdiğiniz gıdaların temiz ve iyi pişmiş olduğundan emin olun. Kirli su veya yiyecekler Giardia'nın başlıca bulaşma yollarındandır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Temiz Su Tüketin:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Sadece güvenilir kaynaklardan su içtiğinizden emin olun. Sokakta patili dostunuzun su birikintisinden su içmesine izin vermeyin.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Çevre Temizliğine Dikkat Edin:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Evcil hayvanlarınızın dışkısını toplamak ve uygun şekilde atmak, çevredeki diğer hayvanları ve insanları enfeksiyondan korumak için önemlidir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Köpek Parkları ve Kalabalık Alanlardan Uzak Durun:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Evcil hayvanlarınızı kalabalık köpek parklarına veya enfekte olma riski taşıyan bölgelere götürürken dikkatli olun. Özellikle salgın dönemlerinde bu tür yerlerden uzak durmak faydalı olabilir.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 Aug 2024 11:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/08/istanbulda-artan-giardia-salginina-dikkat-1724229969.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ŞEKERLİ HAZIR İÇECEKLER BAĞIMLILIĞA NEDEN OLUYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/sekerli-hazir-icecekler-bagimliliga-neden-oluyor-2708</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/sekerli-hazir-icecekler-bagimliliga-neden-oluyor-2708</guid>
                <description><![CDATA[Mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcak havaların etkisiyle artan sıvı ihtiyacı, beraberinde şeker tüketimini tetikliyor. Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, sıcak havaların etkisiyle tüketimi hızla artan kutu gazlı içecekler ve şeker oranı fazla olan içeceklerle ilgili uyarılarda bulundu. Erk, obezitede Türkiye’nin Amerika ve Meksika’dan sonra dünya üçüncüsü olduğuna dikkat çekerek, bu içeceklerin şeker hastalığı, obezite, kronik böbrek rahatsızlıkları, kalp hastalıkları ve diş problemlerine davetiye çıkardığını söyledi. Erk, sağlıklı yaşam için saf su tüketilmesinin altını çizdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Aşırı sıcaklarda artan şeker tüketimi birçok hastalığa davetiye çıkarıyor. Türk Böbrek Vakfı, halkı aşırı şekerli içeceklerin yol açacağı hastalıklara karşı uyarmak ve sağlıklı içecekler yapmak için bir etkinlik düzenledi. Düzenlenen etkinlikte su tüketimi konusunda vatandaşlar uyarıldı, evde yapılabilecek sağlıklı içeceklerin tarifi paylaşıldı. Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk’in ev sahipliğinde İstanbul’da düzenlenen etkinlikte, TBV Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın, evde yapılabilecek, sağlıklı serinletici içecek tariflerini uygulamalı olarak anlatılırken, İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrin ve Metabolizma Bilim Dalı’ndan Uz. Dr. Hümeyra Rekalı Şahin ise, aşırı şekerli içeceklerin sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini anlattı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Sağlığınız için saf su tüketin”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dünya Sağlık Örgütü’nün, sağlıklı bir bireyin günlük basit şeker tüketiminin 50 gram olarak açıkladığını, ancak Türkiye'de kişi başı şeker tüketimi bunun üç katı olan 150 gram seviyesinde olduğunu, yaz aylarında ise bu miktarın daha da arttığını söyleyen Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, Türkiye’de yüzlerce, ileri safhada obez insan olduğuna dikkat çekerek, bu oranın yüzde 60’ının 18 yaş altında genç bireylerden oluştuğunu söyledi. Erk, “Türkiye’nin sağlıklı nesillerin yetişmesi ile ilgili sıkıntıları var. Biz Türkiye’de sağlıklı neslin yetişmesi konusunda çalışmalar yapıyoruz. Bu konuda birçok proje için Sağlık Bakanlığı ile işbirliği yaptık. Çocuk çağında obezite ile mücadele için şeker tüketimini azaltmaya yönelik hangi etkenler varsa, bunun üzerinde duruyoruz. Bu yaz küresel çapta hava sıcaklığı mevsim normallerinin üzerinde seyrediyor. Bu da insanları sıvı tüketmeye zorluyor. Burada önemli olan ne tür sıvı alacağız, neyin faydası var, neyin zararı var bunun altını çizmek. Bu yüzden bugün burada bu etkinliği düzenledik.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Su tüketimiyle ilgili bilgi veren Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, “Hazır paketli içeceklere alternatif olarak aklınıza mümkün mertebede su gelmeli. Suyun yerini hiçbir şey tutmaz. Su tüketimi de vücut kitle endeksine uygun olmalı. Benim gibi 90 kilo biri için miktar 2,5 litredir. Ben bile bu işin uzmanlarından biri olmama rağmen, bu yaz su tüketimi konusunda sınıfta kaldım. Suyun alternatifleri ne diye sorarsanız; ayran ve süt. Saf su içemeyenler ise suyun içerisine tarçın, zencefil, bir avuç kesilmiş salatalık ekleyerek hafif tat verebilirler. Ama şeker kesinlikle olmamalı. 1 teneke kutu gazlı içeceğin içerisinde 10 küp şeker yani 35 gram şeker var. Bu da vücuda şeker hastalığı olarak geri dönüyor. Diyabetin sonucu da obeziteye gidiyor. Dünyada her yıl yüzde 10’luk obezite artışı varsa bunun ilk 3’ünde ne yazık ki Türkiye var. Birinci sırada Amerika, ikinci sırada Meksika, sonra Türkiye geliyor. Hep beraber çalışarak bu oranı düşürmeliyiz. Şeker tüketimindeki bilinci artırarak, farkındalık yaratacağız. Son zamanlarda Tarım ve Orman Bakanlığı da limon aromalı limonata, şekersiz limonata gibi yanıltıcı etiketler olan ürünlerin satılmaması konusunda çalışmalar yapıyor. Limonataya, sıfır şekersiz deniliyor, millet hemen kapış kapış alıyor, içiyor. Halbuki içinde tatlandırıcı bulunuyor. Çocuklar bunu tüketiyor ve zaman içinde obez ve kanserojen etki oluşturabiliyor.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Çocuklar ve gençler şekerli içeceklerin cazibesine kapılmamalı”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrin ve Metabolizma Bilim Dalı’ndan Uz. Dr. Hümeyra Rekalı Şahin günlük hayatta sıklıkla tüketilen gazlı içecekler, hazır meyve suları, enerji içecekleri, hazır limonata, şurupların eklendiği ürünlerin insan sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, şöyle konuştu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“100 ml içecekte 11 gramdan fazla şeker içeren içecekler yüksek şekerli içecekler olarak tanımlanıyor. Örneğin, bir kutu şekerli içecek yaklaşık 39 gram şeker içerir, bu da yaklaşık 10 çay kaşığı şekere denk gelir. Bir kutu şekerli içecek, ortalama olarak 150 kalori içerir ve bu kalorinin büyük bir kısmı rafine şekerden gelir. Dünya Sağlık Örgütü'nün önerisine göre, günlük şeker alımı toplam kalorinin yüzde 10’unu geçmemeli, hatta yüzde 5’in altında olmalıdır. Bu oranı aşmak, kilo alımı ve obeziteye yol açabilir. Özellikle çocuklar ve gençler, bu tür içeceklerin cazibesine kapılmakta ve bu da genç yaşta sağlık sorunları riskini artırmaktadır. Yapılan çalışmalar aşırı şeker tüketiminin diş çürüğü riskinde artış, obezite, kardiyovasküler hastalık, tip 2 diyabet, metabolik sendrom ve karaciğer yağlanması ile ilişkili olduğunu ileri sürmektedir. Aşırı şeker tüketimi, karın bölgesindeki yağlanmayı artırabilir. Bu tür yağlanma, metabolik sendrom riskini artırarak tip 2 diyabet, kalp hastalığı ve felç gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Aşırı şekerli içecekler, pankreasın sürekli fazla insülin üretmesine neden olabilir. Zamanla bu durum, insülin direncine ve nihayetinde diyabete yol açabilir. Diyabet ise uzun vadede göze, kalbe ve böbreğe zarar verebilir. Bu tür içecekler yüksek kalori içerirler ancak besin değeri açısından fakirdirler. Vitaminler, mineraller veya lif gibi vücut için gerekli besin maddelerini içermezler. Bu da, şekerli içecek tüketenlerin sağlıklı besinlerden alabilecekleri faydaları kaçırmasına neden olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Şekerli içecekler bağımlılık yaratabilir”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrin ve Metabolizma Bilim Dalı’ndan Uz. Dr. Hümeyra Rekalı Şahin, şekerli içeceklerin beyinde dopamin salgısını artırarak geçici bir mutluluk hissi yarattığını ve bu durumun, özellikle çocuklarda ve gençlerde bir tür bağımlılığa yol açabildiğini söyledi. Şahin, “Bu tür içecekleri sık tüketmek, beynin ödül merkezlerini uyarır ve daha fazla şeker tüketme isteği doğurur. Bu da zamanla sağlıksız bir döngü yaratır ve bireylerin uzun vadede sağlıklı alışkanlıklar geliştirmesini zorlaştırır. Peki, ne yapmalıyız? Öncelikle bireysel farkındalığı artırmak çok önemli. Tüketiciler olarak bilinçli seçimler yapmalı ve şekerli içeceklerin yerine daha sağlıklı alternatiflere yönelmeliyiz. Su, bitki çayları, şekersiz içecekler gibi seçenekler hem sağlığımızı korur hem de genel yaşam kalitemizi artırır. Ayrıca, çocuklara ve gençlere erken yaşta sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırmak, uzun vadeli sağlık sorunlarını önlemede kritik bir rol oynar.” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Evde limonata, soğuk çay, meyve suyu yapmak çok kolay”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">TBV Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın, dışarıda satılan şekerli, gazlı içeceklere karşı evde bulunan malzemelerle sağlıklı, pratik içeceklerin tarif bilgisini paylaştı. Aydın, “Dışarıda satılan şekerli kutu içeceklerin ne kadar sağlıksız olduğunu hepimiz biliyoruz. O yüzden ev yapımı bazı içecekler hazırladık. Bu içeceklere tat vermesi için bal veya pekmez kullandık. Bunları da çok az miktarda kullandık ve sağlıklı, aromatik, şekersiz içeceklerimiz oldu. Ev yapımı limonata, buzlu çay yaptık. Bunların içerisine çok az miktarda bal ve pekmez koyduk. Komposto, reyhan şerbeti hazırladık ve yine içerisinde sadece meyvenin kendi şekeri var. Şeker miktarı az olduğu için sağlıklı oldu. Hazırlaması ise gerçekten çok kolay. Mesela limonatayı 5 dakika içerisinde hazırlayabilirsiniz ve sonrasında soğutmanız gerekecek. Limonu aldığınızda kabuğunu bal ile karıştırıp, biraz üzerine limonun suyunu sıkıp sonra nane ve su ile karıştırdığınızda bir limonata oluşuyor. Bunun yanında buzlu çay yapabiliriz. Evde herkes mutlaka çay demliyordur. O kalan çayı atmayıp, biraz kullanıp sonra üzerine limon sıkıp nane ve suyla onu çoğaltabiliriz. Üzerine bal koyarak bir soğuk çay elde etmiş olabiliriz. Maliyet olarak baktığımızda da yine son derece uygun. Herkesin evinde çay, limon, nane, bal var. Çok fazla pahalı diyebileceğimiz bir ürün yok. Bir bahçe varsa çok daha kolay. Yine bahçeden topladığımız meyveleri kaynatıp aslında onun suyunu elde edebiliriz.. Bu şekilde çok daha uygun bir fiyata sağlıklı içecekler elde edebiliriz.” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dışarıda satılan kahvelerle ilgili ise meyve ve sebze şurupları kullanılmayan içecekleri tercih etmemizi söyleyen Aydın, “Dışarıdan aldığımız kahvelerde bir sürü meyvenin, sebzenin şurupları var. Hepsinin içerisinde ya şeker ya nişasta bazlı şeker var. Bunların miktarının da çok fazla olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla vücudumuza zararlı diyebiliriz. Bunları dışarıda içiyorsak özellikle şurupsuz, sade bir şekilde içmemiz çok daha iyi olacaktır. Kahvenin içerisinde sadece süt kullanılarak tüketilmesi daha yararlı olacaktır.” dedi.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 16 Aug 2024 12:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/08/sekerli-hazir-icecekler-bagimliliga-neden-oluyor-1723801738.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SAHNEDE UZUN KALANLARA DR SERHAT GÜRBÜZ’DEN UYARI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/sahnede-uzun-kalanlara-dr-serhat-gurbuzden-uyari-2707</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/sahnede-uzun-kalanlara-dr-serhat-gurbuzden-uyari-2707</guid>
                <description><![CDATA[Baltalimanı Kemik Hastalıkları Hastanesinde, Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı olarak görev yapan Op. Dr. Serhat Gürbüz, mesleki uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Birçok profesyonel sporcu ve ünlüye Baltalimanı Kemik hastalıkları Hastanesinde hizmet veren Op. Dr. Serhat Gürbüz, diz kireçlenmeleri sebebiyle çok gelindiğini ifade ederken özellikle merdiven kullanmak ve yokuşlu yollarda yürümek diz kıkırdaklarına zarar veriyor ifadesinde bulundu. Profesyonel sporcular hakkında çok daha atletik ve çevik bir vücuda sahip oluyorlar fakat kaslarındaki bu güçlenmelerin bedelini eklemlerinde erken aşınmayla ödüyorlar. Yaşlılıkta birçok profesyonel sporcu aynı yaş grubu diğer insanlara göre daha yıpranmış eklemlere sahip oluyorlar vurgusunu yaparak yanlış bilinen doğruyu vurguladı. Op. Dr. Serhat Gürbüz “Magazin dünyasında özellikle sahnede uzun süre ayakta kalmak ayaklarda ödem ve uzun vadede varislere yol açabilir, Setlerde uzun süre ayakta kalan oyuncuların ve de saatlerde sahnede kalan şarkıcıların düzenli olarak lenf drenajı için fırçalama yapmalarını ve uzun süre ayakta kaldıkları işlerden sonra ayaklarını magnezyum sitrattan bol, mineralli serin sularda ayaklarını dinlendirmelerini öneririm” dedi. Oturarak iş yapan kişilerde boyun ve sırt ağrıları sık gözlenmekte, özellikle boyun fıtıkları sıklığı artmakta olduğunu dile getiren Op. Dr. Serhat Gürbüz, bu gibi durumlarda saat başı çalışmaya ara verilmesi ve kısa süreli boyun esnetme hareketleri yapılması sağlığımız için şart bilgisini verdi. Yaz aylarının bizim için büyük fırsat olduğunu da sözlerine ekleyen Op. Dr. Serhat Gürbüz, bol bol yüzmeyi ihmal etmezsek, özellikle yaz aylarında su ve bol mineralli besinler tüketmeyi ihmal etmeyerek sağlıklı bir yaz geçirebiliriz uyarısında bulundu.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 16 Aug 2024 12:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/08/sahnede-uzun-kalanlara-dr-serhat-gurbuzden-uyari-1723801680.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAZ SICAKLARI KALBİNİZDEN VURMASIN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/yaz-sicaklari-kalbinizden-vurmasin-2552</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/yaz-sicaklari-kalbinizden-vurmasin-2552</guid>
                <description><![CDATA[Prof. Dr. Cengiz Köksal: “Kalp ilacı kullanan hastalar dikkat: aşırı sıcaklarda ilaçlar vücut dengenizi daha da bozabilir”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">AŞIRI SICAKLARDA KALP VE DAMAR SAĞLIĞINA DİKKAT!</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte kalp ve damar problemlerine bağlı ölümler de artış gösteriyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Köksal, aşırı sıcak havanın kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini ve alınması gereken önlemleri anlattı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sıcak havalarda vücudun ısı dengesinin korunması için kalp, akciğerler ve böbreklerin daha fazla çalışması gerekir. Bu da özellikle kalp hastaları için büyük bir risk oluşturuyor. En önemli kardiyoloji dergilerinden Circulation’da yakın zamanda yayınlanan ve 27 ülkede yapılan çalışmaya göre aşırı sıcaklar, her 100 kalp nedenli ölümden birinin nedeni olarak saptanmıştır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Prof. Dr. Köksal, aşırı sıcak havalarda vücudun kendini serin tutmak için daha fazla çalıştığını, bu durumun ise kalbin üzerine ciddi bir yük bindirdiğini belirtiyor. Sıcak havalarda damarlar genişleyerek tansiyonun düşmesine yol açar ve kalp, tansiyonu dengelemek için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Ayrıca aşırı terleme ile vücudun su kaybı artar, bu da kalbin iş yükünü iki katına çıkarır.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kimler Risk Altında?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kalp problemi olan kişiler</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kalp ameliyatı geçirenler</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kalp ilacı kullananlar</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">65 yaş üstü bireyler</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İlaç Kullanımı ve Doktor Tavsiyeleri</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Eğer kalp yetmezliğiniz varsa ve size doktorunuz tarafından sıvı kısıtlaması yapıldı ise veya kalp yetmezliği ve kapak hastalığı nedeni ile idrar söktürücü kullanıyor iseniz?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kalp yetmezliğiniz olsa da sıcak havalarda daha fazla sıvı tüketmeniz zorunludur aksi halde tansiyonunuz düşecektir. Eğer kalp yetmezliği veya kalp kapak problemi nedeniyle idrar söktürücü alıyor iseniz lütfen doktorunuza danışın. Aşırı sıcaklarda terleme yolu ile sıvı kaybınız fazla olacağı için doktorunuz idrar söktürücünüzü kesebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Eğer kalp yetmezliğinden dolayı günlük 1.5 litre ile sıvı alımınız kısıtlandı ise bu miktarı aşırı sıcaklarda 2 litreye çıkarmak doğru olacaktır. Belli aralarla (Günlük veya haftalık) kilo takibi ile vücudunuzda fazla su toplanıp toplanmadığını kontrol etmek mümkündür. Takiplerde kilo alımı veya kaybı size doğrudan vücutta fazla su toplanıp toplanmadığı veya yeterli sıvı alıp almadığınız konusunda fikir verecektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tansiyon hastalarına, kalp yetmezliği olan veya kalp kapak hastalarına tuz kısıtlaması yapılmıştır. Hastalara özellikle aşırı tuz içeren gazlı içecekler, turşu vb. gıdalar yasaklanmıştır. Bunun nedeni ise tuz tüketiminin vücutta aşırı sıvı yüklenmesine neden olmasıdır. Ancak aşırı sıcaklarda terleme yolu ile su ile beraber tuz kaybı da olacağı için dikkatli olunmalıdır. Tansiyonunuz sürekli düşük, ağızda kuruluk var ve bacaklarda kramplar olmaya başladı ise bir miktar tuz tüketmekte fayda vardır. Ayrıca idrar söktürücü kullanan hastaların aşırı potasyum kaybını önlemek için günde 1 tane muz veya birkaç parça kayısı tüketmeleri önerilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kan sulandırıcı kullanan hastalar aşırı sıcaklarda nelere dikkat etmeli?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kapak ameliyatı (mekanik kapak) geçirmiş olan ya da kalp damarlarına stent konulmuş hastaların sıvı kaybına uğramaması önemlidir. Vücudun aşırı sıvı kaybına uğraması kanın pıhtılaşmaya yatkın olmasına yol açar. Bu pıhtılaşmaya yatkınlık da mekanik kapağın çalışmasını bozabilir veya kalp damarlarındaki stentlerin tıkanmasına sebep olabilir. Bu yüzden kan sulandırıcı ilaçlar düzenli alınmaya devam edilmelidir ve kaybedilen sıvının kontrollü olarak yerine konması gereklidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Warfadin kalp kapak ameliyatı olmuş, kalp ritim problemi olan veya damar tıkanıklığı olan hastaların yaygın kullandığı güçlü bir kan sulandırıcı ilaçtır. İdeal ilaç (warfadin) dozu, belli aralıklarla yapılan ve INR diye adlandırılan kan testi bakılarak ayarlanır. Yazın aşırı sıcaklarda vücuttaki sıvı kaybının da etkisi ile warfadin kullanan hastalarda INR değerleri daha yüksek çıkma eğilimindedir. Bu nedenle bu güçlü kan sulandırıcıyı kullanan hastaların yazın aşırı sıcaklarda daha sık INR kan tahlili yaptırarak, ilaç dozunu daha yakın takip etmeleri gerekmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Prof. Dr. Köksal, "Sıcak havalarda kalp sağlığını korumak için alınacak bu önlemler hayati önem taşımaktadır. Hiçbir koşulda doktor tavsiyesi olmadan ilaç kullanımında değişiklik yapılmamalıdır," diye uyarıyor.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 02 Jul 2024 16:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/07/yaz-sicaklari-kalbinizden-vurmasin-1719925399.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ TAKMAK FAYDALIDIR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/gunes-gozlugu-takmak-faydalidir-2505</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/gunes-gozlugu-takmak-faydalidir-2505</guid>
                <description><![CDATA[Ünlü isimlere yaptığı göz kapağı estetiği operasyonlarıyla tanınan Op. Dr. Tuncay Sezgin, yaz döneminin popüler aksesuarı haline gelen güneş gözlüklerinin faydalarını sıraladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">UV IŞINLARINDAN KORUYOR</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Güneş gözlükleri özellikle yaz aylarında şıklığı tamamlayan bir aksesuar olarak düşünülür. Ancak gözleri ultraviyole (UV) ışınlarından koruyan güneş gözlüklerinin faydalarını anlatan ünlülerin göz doktoru Tuncay Sezgin, herkese güneş gözlüğü kullanmasını önerdi. Sezgin, "Özellikle yaz aylarında, su sporları yapanların, güneş altında uzun süreli çalışanların ve araba kullananlar mutlaka güneş gözlüğü kullanmalı. Güneş gözlüğü bizi katarakt ve sarı nokta hastalığına karşı da korur" dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">GÖZLÜK CAMININ RENGİ NE OLMALI?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Gözlük camının renginin de önemli olduğuna dikat çeken Op. Dr. Tuncay Sezgin, renk seçerken kullanılacak hava ve amaca dikkat edilmesi gerektiğini belirtti. Sezgin, “Gözlük camının rengi, görüntü kalitesini, ışık yoğunluğunu, kontrast algılamayı ve renk algısını bozmayacak şekilde seçilmelidir. Farklı lens renkleri farklı ışık koşullarında görme kalitesine etki eder. Ancak UV korumasını artırmaz” şeklinde konuştu.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Jun 2024 11:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/06/gunes-gozlugu-takmak-faydalidir-1719216889.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ORGANİK BESLENMEYİ MEYVE SEBZE TÜKETMEK SANIYORUZ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/organik-beslenmeyi-meyve-sebze-tuketmek-saniyoruz-2449</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/organik-beslenmeyi-meyve-sebze-tuketmek-saniyoruz-2449</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye genelinde 18-50 yaş arası 1000 katılımcı arasında gerçekleştirilen organik ve sağlıklı gıda araştırması, toplumun beslenme alışkanlıklarıyla ilgili ilginç sonuçlar ortaya koydu. Araştırmaya göre; toplumun büyük çoğunluğu bir gıdayı organik olarak nitelendirebilmek için hangi kriterlere sahip olması gerektiği konusunda yeterli bilgiye sahip değil. Meyve, sebze ya da kuruyemiş gibi tüm besinlerin organik olduğunu düşünen de var, katkı maddesi içermeyen gıdaların tümünün organik üretim olduğuna inanan da. Öte yandan kişileri organik beslenmeyle tanıştıran en önemli faktör ise çocuklar. Kadınların çoğu hamilelikle birlikte organik beslenmeye başladığını söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Günümüzde giderek daha fazla insan, organik ve sağlıklı beslenmenin önemini kavrayarak bu yönde adımlar atmaya çalışıyor. Ancak, bu çabanın ne kadar başarılı olduğu ve organik tanımına ne kadar hakim olduğumuz tartışmaya açık bir konu. Araştırma şirketi Twentify’ın Humm Organic markası için gerçekleştirdiği araştırmada, toplumdaki organik beslenme bilincine ilişkin sonuçlar dikkat çekti. Araştırmada ilk önce Türk halkının organik beslenmeden ne anladığı soruldu. Cevapların yüzde 32’si organik beslenmenin, koruyucu ve katkı maddesi içermeyen gıdaların tüketimi olduğu. İkinci sırada yüzde 26 ile doğal, üçüncü sırada yüzde 18 ile temiz üretilen, üçüncü sırada yüzde 13 ile organik sertifikalı gıdaların tüketimi cevapları geliyor. Diğer cevaplar ise organik beslenmenin meyve sebze, kuru yemiş ve zararsız her türlü gıdanın tüketimi olduğu şeklinde. Bu da toplumun yarıdan fazlasının bir gıdayı organik olarak nitelendirebilmek için hangi kriterlere sahip olması gerektiği konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığını gösteriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Çocuğum için organik beslenmeye başladım”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Araştırmaya göre katılımcıların yüzde 22’si çocuğu olduğunda ilk kez organik gıda tüketimine başlıyor. Hamileyken başlayanların oranı ise yüzde 9. Kilo problemiyle organik beslenmeye yönelenler yüzde 8, sağlık problemi olduğunu öğrendikten sonra besinlerin organik olmasına dikkat edenler ise yüzde 5 oranında. Eşinin kilo ya da sağlık problemi sebebiyle organik beslenmeyle tanışanların oranı ise sadece yüzde 1.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Organik besleniyorum çünkü “temiz içerikli”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Araştırmada organik beslenen kişilere nedeni sorulduğunda ise en büyük sebep, yüzde 50’den yüksek bir oranla güvenilir olması ve katkı maddesi içermemesi gösteriliyor. Bu da organik beslenenlerin bilinç düzeyine ışık tutuyor. Organik beslendiğini belirten katılımcıların çoğu, katkı maddesi ve koruyucu içermeyen tanımlamalarını sıklıkla kullanırken; “sağlıklı kalori”, “temiz içerik”, “temiz üretim” ve “güvenilir ve masum beslenme” gibi kavramları da telaffuz ediyorlar. Ve bu kişilerin çoğu etiket okuduğunu, etiket üzerinde bilmediği kavramları araştırdığını ya da çocuğundan önce kendisinin tattığını da belirtiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Organik beslendiğimde kendimi iyi ve zinde hissediyorum”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sağlıksız abur cuburlar yerine organik atıştırmalık tüketenler; kendilerini zinde hissettiklerini, sindirim sistemlerine iyi geldiğini, vitamin eksikliğini gidermede yardımcı olduğunu belirtiyor. Yüzde 45 gibi büyük bir çoğunluksa organik ürünlerin tatlarını daha çok sevdiğini belirtiyor. Diyet ve spor yapanların organik atıştırmalık tercih etme oranı ise yüzde 20’nin üzerinde. Sebep ne olursa olsun organik beslenenlerin neredeyse tamamı bunun için kendini iyi hissettiğini söylüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Yetişkinlerde organik atıştırmalık için ideal zaman öğle vakti, çay kahve yanı”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Araştırmaya göre organik atıştırmalık tüketiminde özellikle yetişkinler, çoğunlukla (yüzde 75) öğle saatlerini tercih ediyor. Çay yanında iyi gider (yüzde 39) diyenler, kahve yanında iyi gider (yüzde 37) diyenlerden 2 puan yukarıda. Öğle yemeğini sağlıklı organik atıştırmalıklarla geçirenler (yüzde 10) azınlıktayken; akşamüzeri yemekten sonra yine çay ve kahve yanında tüketenlerin oranı ise yüzde 14.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Beslenme Uzmanı’ndan tavsiyeler</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Temiz beslenmenin çocukların gelişiminde büyük öneme sahip olduğunu ve ebeveynlerin bu konuda çocuklarını yönlendirmeleri gerektiğini söyleyen Humm Organic Beslenme Uzmanı Andaç Yeşilyurt; “Organik besinler olası tarım ilaçlarının kalıntılarını ve eklenti yapay ürünleri içermeyeceği için daha sağlıklı seçimlerdir. Hem meyve sebze alışverişlerinde hem de paketli ürünlerde organik olanlar tercih edilmeli. İyi bir etiket okuyucusu olmak temiz içerikli ürünleri sepete eklemenize yardımcı olur. Alacağınız ürünlerin içeriğine bakarak koruyucu ve katkı maddesi içermeyen güvenilir markaları tercih edebilirsiniz. Özellikle doğal ve organik malzemelerle hazırlanmış olan ürünler alışveriş sepetinizdeki öncelikli tercihler olmalı” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Organik atıştırmalık pazarı hızlı büyüyor”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Araştırma sonuçlarını değerlendiren Humm Organic Genel Müdürü Şirin Işık, organik atıştırmalık pazarının son yıllarda çok hızlı büyüdüğünü ancak tüketicinin zihnindeki organik algısının geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Işık; “Organik denilince akla meyve sebze tüketimin geliyor olması henüz yapılması gereken daha çok şey olduğunu gösteriyor. Humm Organic olarak biz de bundan 6 yıl önce başta çocuklar için olmak üzere yetişkinlerin de rahatlıkla tüketebileceği organik bunun yanında şeker ilavesiz, koruyucu ve renklendirici içermeyen sağlıklı atıştırmalıkları tüketicilerimizle buluşturduk. Şimdi artık yetişkinlerin de tercih ettiği bir markayız. Kısa sürede 5 kattan fazla büyüyerek bulunduğumuz kategorinin lider markaları arasına girmeyi başardık. Son 3 yılda 3 kat büyüme elde ettik, önümüzdeki 5 yıl içinde hedefimiz 5 kat büyümek” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Araştırma Künyesi: Araştırma, Türkiye genelinde son 1 yıl içinde atıştırmalık satın almış, organik ürünler tercih eden veya sağlığına dikkat eden, AB ve C1 sosyo ekonomik sınıfa mensup 18-50 yaş arası Türkiye temsili 1002 katılımcı arasında gerçekleştirildi.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Jun 2024 14:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/06/organik-beslenmeyi-meyve-sebze-tuketmek-saniyoruz-1718017853.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÜZELLİĞE HÜCUM</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/guzellige-hucum-2378</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/guzellige-hucum-2378</guid>
                <description><![CDATA[Vücut şekillendirmede işlemleri ile büyük ilgi gören Vita Estetik, danışanlarının talepleri üzerine ve faaliyete girecek olan Güzellik Merkezleri lansmanı adına yaptıkları kampanyaya olan yoğun ilgiden dolayı, randevularının dolması ile oluşan kargaşayı engellemek için, kampanyayı Mayıs sonuna kadar uzattıklarını bildirmişlerdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Vita Estetik, vücut şekillendirme işlemlerinde Avrupa ülkelerinin de ilgisini çektiği gibi, Plastik Cerrah Dr. Muhammed Eren Şimşek’te son yıllarda trend hale gene BBL işlemi hakkında “Yaz aylarının gelmesiyle birlikte özellikle hanımlar Vücut şekillendirme işlemine yoğun ilgi gösteriyor bizde fiyat ile bir kampanya yapınca bir yoğunluk yaşadık, biz güzelliğe güzellik katmayı seviyoruz” dedi. Güzellik sektörünün her geçen gün büyüyen bir ivmeye sahip olmasının en önemli sebebi magazin dünyasının güzel hanımları olduğunu sözlerine ekleyen Dr. Muhammed Eren Şimşek, birçok evliliğin devam etme sebebinin estetik ve güzellik sektörü olduğunu savundu.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 May 2024 12:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/05/guzellige-hucum-1716803569.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EN ZOR AMELİYATLAR BU YÖNTEMLERLE İZSİZ GERÇEKLEŞTİRİLİYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/en-zor-ameliyatlar-bu-yontemlerle-izsiz-gerceklestiriliyor-2312</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/en-zor-ameliyatlar-bu-yontemlerle-izsiz-gerceklestiriliyor-2312</guid>
                <description><![CDATA[Teknolojide yaşanan gelişmelerle birlikte kadın hastalıklarında minimal invaziv cerrahi yöntemlerin yaygınlaşması artık ameliyat sonrası iz kalma endişesini ortadan kaldırıyor. Sezaryen harici her türlü jinekolojik hastalıkta, minimal invaziv yöntemleri kullanabildiklerini hatırlatan Doç. Dr. Nazlı Topfedaisi Özkan, “Bu yöntem sayesinde hastada açılan kesiler ve atılan dikişler de küçük olduğundan estetik açıdan daha izsiz bir görünüm sağlamakta ve hastaların sosyal yaşamına daha hızlı dönmesine yardımcı olmaktadır.” şeklinde konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Son yıllarda, teknolojinin de sunduğu avantajlar ile birlikte kadın hastalıklarının tedavisinde minimal invaziv cerrahi yöntemlerin daha fazla tercih edildiğini belirten Kadın Hastalıkları, Doğum ve Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Nazlı Topfedaisi Özkan, “Kapalı ameliyat olarak adlandırdığımız minimal invaziv cerrahi yöntemler birçok avantajı ile özellikle daha kısa hastanede yatış ve daha hızlı günlük hayata dönüş sağladığı için sıklıkla tercih ediliyor. Hasta konforunun yüksek olduğu bu teknikler arasında laparoskopi, histeroskopi ve robotik cerrahi bulunmaktadır.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“SEZARYEN HARİÇ DİĞER TÜM HASTALIKLARDA KAPALI AMELİYATI UYGULAYABİLİYORUZ”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sezaryen harici her türlü jinekolojik hastalıkta, uygun durumlar mevcut ise ameliyatı minimal invaziv yöntemlerle yapabildiklerini hatırlatan Doç. Dr. Nazlı Topfedaisi Özkan, “Laparoskopik cerrahi, birçok kadın hastalığında hem tanıda hem de tedavide kullanılabilmektedir. Karın ön duvarında göbek bölgesine yerleştirilen bir kamera ve yardımcı aletler ile yapılan bu cerrahi yöntemde, cerrahi kesiler genellikle 5 ila 10 milimetre boyutunda gerçekleştirilir. Miyom, yumurtalık kistleri, rahim alınması, infertilite (kısırlık) tedavileri , idrar kaçırma, rahim ve vajina sarkması gibi hastalıkların tedavisinin yanı sıra, endometriozis ve erken evre jinekolojik kanserlerin tedavilerinde de bu yöntemler sıklıkla kullanılabilmektedir.” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“ESTETİK AÇIDAN DAHA İZSİZ BİR GÖRÜNÜM DE SAĞLANABİLMEKTE”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Minimal invaziv cerrahi yöntemlerin geleneksel cerrahi tekniklere kıyasla bir dizi avantaja sahip olduğunu belirten Doç. Dr. Özkan, “Örneğin, minimal invaziv cerrahi ile yapılan işlemler, daha küçük kesiler gerektirir ve bu da hastaların iyileşme sürecini hızlandırır ve ameliyat sonrası ağrıyı azaltır. Bu yöntem sayesinde hastada açılan kesiler ve atılan dikişler de küçük olduğundan estetik açıdan daha izsiz bir görünüm sağlamakta ve hastaların sosyal yaşamına daha hızlı dönmesine yardımcı olmaktadır.” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“AÇIK AMELİYAT SONRASI BAZI YAN ETKİLERİN ORTAYA ÇIKMA RİSKİ DAHA FAZLA”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Elbette, bazı ameliyatları gerçekleştirmenin en etkili yolunun daha büyük bir kesi ile olacağı durumlar her zaman olabilir. Ancak minimal invaziv yaklaşımlar uygun durumlarda ilk tercih olmalıdır. Açık ameliyat yöntemleri sonrası dönemde hastanede kalma süresinin daha uzun olduğunu ve tam iyileşme sürecinin 6 ile 8 hafta gibi bir dönemi kapsayabildiğini hatırlatan Doç. Dr. Özkan, “Minimal invaziv cerrahiler daha az doku hasarı, daha az kan kaybı ve daha az enfeksiyon riskiyle gerçekleştirilir. Açık ameliyat sonrası bu yan etkilerin ortaya çıkma riski ise fazladır.” açıklamasında bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“HASTANEDE KALMA SÜRESİNİ DE AZALTIYOR”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Minimal invaziv cerrahi yöntemlerin hastaların hastanede kalma süresini de azalttığının altını çizen Doç. Dr. Nazlı Topfedaisi Özkan, “Geleneksel açık cerrahiye kıyasla, minimal invaziv cerrahi ile yapılan işlemler genellikle daha kısa bir hastanede kalış süresine yol açar ve hastaların daha hızlı bir şekilde evlerine dönmesini sağlar.” diyerek bu yöntemlerin kadın hastalıklarının tedavisinde güvenli ve etkili bir seçenek olarak giderek daha fazla tercih edildiğini dile getirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“FAZLA KİLOLU VEYA OBEZ HASTALAR İÇİN ÇOK DAHA AVANTAJLI”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Minimal invaziv ameliyatların kilolu ve obez hastalar için çok daha avantajlı olduğu söyleyen Doç. Dr. Nazlı Topfedaisi Özkan, büyük miktarda cilt altı dokuya büyük kesiler içeren ameliyatların enfeksiyonlara, doku ve organ yaralanmalarına yol açma olasılığının daha yüksek olduğunu da sözlerine ekledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“HER HASTA BENZERSİZ OLDUĞU GİBİ HER TIBBİ PROBLEM DE BENZERSİZDİR”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kadın hastalıklarında laparoskopik cerrahinin geleceğinin, teknolojik ilerlemeler, cerrahi eğitim ve uzmanlaşma, hastaların tercihi ve cerrahi uygulama alanlarının genişlemesi gibi faktörlere bağlı olarak şekilleneceğini dile getiren Doç. Dr. Özkan, açıklamasının devamında şu ifadelere yer verdi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Minimal invaziv cerrahi yöntemler, her ne kadar birçok riski daha düşük olsa da yine de cerrahidir. Yan etkiler ve komplikasyonlar kanama, enfeksiyon ve organ yaralanmalarını içerebilir. Bazı durumlarda, cerrah minimal invaziv bir operasyon planlayabilir, ancak ameliyat edilen alanın daha iyi görüntülenmesi için açık bir prosedüre geçmeyi gerekli görebilir. Belirli bir ameliyatı sıklıkla gerçekleştiren deneyimli bir cerrahın ellerinde ise komplikasyonlar nadir olma eğilimindedir. Bu nedenle hastalığınız ile ilgili cerrahi seçenekleriniz hakkında doktorunuzla seçenek ve olasıkları konuşmanız son derece önemlidir. ”</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 May 2024 21:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/05/en-zor-ameliyatlar-bu-yontemlerle-izsiz-gerceklestiriliyor-1715710386.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÖZ KAPAĞI ESTETİĞİ NEDİR, TEDAVİSİ NASIL GERÇEKLEŞİR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/goz-kapagi-estetigi-nedir-tedavisi-nasil-gerceklesir-2298</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/goz-kapagi-estetigi-nedir-tedavisi-nasil-gerceklesir-2298</guid>
                <description><![CDATA[Göz kapağı estetiği, zamanın etkilerini gösteren, yaşlanmanın belirtilerini taşıyan göz kapaklarına yönelik bir cerrahi müdahaledir. Bu estetik prosedür, hem üst hem de alt göz kapaklarındaki sarkmaları düzeltmeyi amaçlar. Göz kapağı estetiği hakkında bilgiler veren Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Op. Dr. Alper Kurt, operasyonun kişinin yüz ifadesini canlandırarak, gençleştirici bir etki oluşturduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hangi durumlarda uygulanır</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Göz kapağı estetiğinin birçok durumda tercih edilen bir estetik prosedür olduğunu kaydeden Dr. Alper Kurt, şunları söyledi: “İlk olarak, yaşlanmanın belirtilerini gösteren göz kapaklarına sahip olanlar için ideal bir seçenektir. Üst göz kapaklarındaki sarkmalar, gözleri küçük ve yorgun gösterirken, alt göz kapaklarındaki torbalar da kişinin yaşını olduğundan daha fazla gösterir. Ayrıca genetik faktörler, güneş hasarı ve stres gibi etkenler de göz çevresindeki yaşlanma belirtilerini artırabilir. Bu durumlar göz önüne alındığında, göz kapağı estetiği, bireyin genç ve dinamik bir görünüme kavuşmasına yardımcı olabilir.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Cerrahi işlemin detayları nasıl oluyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Göz kapağı estetiğinin genellikle lokal anestezi veya sedasyon altında gerçekleştirildiğini ifade eden Dr. Alper Kurt, şunları anlattı: “Üst göz kapağı estetiği, fazla deriyi ve yağ dokusunu çıkartarak göz kapağını sıkılaştırmayı içerir. Alt göz kapağı estetiği ise genellikle torbalanmış görünen dokuyu düzeltir. Cerrahi işlemler sırasında incelikle çalışmak, doğal bir sonuç elde etmek için önemlidir. Göz kapağı estetiği, genellikle kısa bir iyileşme süreci gerektirir ve hastalar, operasyon sonrasında gençleşmiş ve daha taze bir görünüm elde ederler.” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İyileşme süreci nasıldır</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Göz kapağı estetiğinin iyileşme süreci hakkında açıklamada bulunan Dr. Alper Kurt, konuşmasına şöyle devam etti: “Göz kapağı estetiği, yaşlanmanın etkilerini gösteren göz kapaklarına yönelik etkili bir çözümdür. Bu cerrahi müdahale, hem estetik hem de fonksiyonel bir iyileşme sağlar, kişinin genç ve dinamik bir görünüme kavuşmasına yardımcı olur. Göz kapağı estetiği sonrasında hafif şişlik ve morluklar olabilir, ancak bu genellikle birkaç gün içinde azalır. İyileşme süreci bireyden bireye değişebilir, ancak genellikle bir hafta içinde sosyal hayata dönülebilir. Sonuçlar ise genellikle hemen fark edilir ve zamanla iyileşir. Göz kapağı estetiği, kişinin yüzündeki gençleştirici etkiyi uzun vadeli olarak korumasına yardımcı olur.” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 May 2024 13:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/05/goz-kapagi-estetigi-nedir-tedavisi-nasil-gerceklesir-1715598131.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇOCUKLAR İÇİN DOĞRU EGZERSİZ ÇOK ÖNEMLİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/cocuklar-icin-dogru-egzersiz-cok-onemli-2278</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/cocuklar-icin-dogru-egzersiz-cok-onemli-2278</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde hareketsizliğin en yaygın nedeni televizyon vebilgisayar kullanımı olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum özellikle çocuklar için endişe verici bir boyuta ulaşmışdurumda. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık BilimleriFakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr.Üyesi Büşra Alkan, çocuklarda fiziksel aktivitenin önemine dair altın değerindebilgiler paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Hareketsizliğin En Yaygın Nedeni Televizyon ve BilgisayarKullanımı”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması sonuçlarına dikkatçeken KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi veRehabilitasyon Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Büşra Alkan; “Günümüzdehareketsizliğin en yaygın nedeni televizyon ve bilgisayar kullanımıdır. Bunedenle iki yaşın altındaki bebeklerin hiçbir şekilde televizyon seyretmesiniönermiyoruz. Daha büyük çocuklar ise günde bir saat televizyon izleyebilirfakat bu süre günde iki saati kesinlikle geçmemelidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması sonuçları gösteriyor ki6-11 yaş grubu çocukların %58.4’ü düzenli (günde 30 dakika veya daha fazla süreile) olarak egzersiz yapmıyor. Bu yaş grubunda televizyon, bilgisayar, internet,ev ödevi ve ders çalışma için hareketsiz geçirilen ortalama süre 6 saat; 12-14ve 15-18 yaş grubunda yer alan erkek çocuklarının hiç egzersiz yapmama oranları%41.4 ve %44.6 olarak gözlemleniyor” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Aktiviteler, Çocukların Yaş Gruplarına Göre Belirlenmeli”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Çocukların yaş gruplarına göre aktiviteler yapılması gerektiğinedeğinen Alkan; “12-18 yaş arasındaki ergenler için hedef günde en az 60 dakika,orta şiddetliden daha yüksek şiddetli aktivitelere doğru şiddeti değişenaktiviteler olmalıdır. Aktivite tercihlerinin içerisinde haftada en az 3 defayüksek şiddette aktiviteler ile en az 3 defa kas ve kemikleri güçlendirenkuvvet aktiviteleri yer almalıdır. Aerobik aktiviteler, bu programın merkezindebulunmalıdır. Özellikle daha önce hareketsiz olanlar egzersize yavaş başlamalıve haftada 1-2 defa 15-30 dakikalık orta şiddetli aktiviteler yapmalıdır”şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Belirli Dönemlerde Ağır Egzersizler Büyümeyi Olumsuz YöndeEtkiliyor”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Fiziksel aktivitenin, çocukların bedensel, ruhsal ve sosyalsağlığı, gelecekteki yaşantıları üzerine etkilerine değinen Alkan; “Fizikselaktiviteler; çocukların kas kuvveti, refleks ve denge gelişimi, yorgunluğununazaltılması, kalp dolaşım sisteminin gelişmesi gibi birçok noktada önemli roloynuyor. Çocukların fiziksel aktiviteye katılımı ile kuvvet, çeviklik, denge vekoordinasyon gerektiren becerilerde artış gözlemleniyor. Kalp, damar ve solunum sistemi, dayanıklılıksporları için elverişli hale geliyor. Çocukların, kemik sağlığının ileriyaşlarda korunması için sıçrama aktivitelerinin yer aldığı ip atlama, voleybol,basketbol gibi sporlara özellikle teşvik edilmesi gerekiyor. Aşırı yüklenmenin,belirli dönemlerde büyümeyi olumsuz etkilediği görüşü kabul ediliyor. Bunedenle, çocuğun fiziksel kapasitesinin bilinmesi ve gereksiz zorlamalardankaçınılması çok önemli” diyerek önemli tavsiyelerde bulundu.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 May 2024 14:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/05/cocuklar-icin-dogru-egzersiz-cok-onemli-1715169124.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÖZLERİNİZİ GÜNEŞ IŞIĞINDAN KORUYUN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/gozlerinizi-gunes-isigindan-koruyun-2217</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/gozlerinizi-gunes-isigindan-koruyun-2217</guid>
                <description><![CDATA[KAŞKALOĞLU Göz Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, gözlerin yaz aylarında güneşin zararlı ışınlarından en fazla etkilenen organ olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yaz aylarında dünyamıza ulaşan ultraviyole ışın miktarının kış mevsimine oranla 3 kat daha fazla olduğunu belirten Asena, güneş gözlüğü seçimi, havuz ve denizlerde gözlerin korunmasının bu dönemde çok fazla önem kazandığına dikkat çekti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Her yaştan insanın yaz tatilinde denizin yanı sıra; havuzları da tercih ettiğini kaydeden Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, hijyen kurallarına uyulmayan yerlerde göz rahatsızlıklarının ortaya çıkabileceğini dile getirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">KORUYUCU YÜZME GÖZLÜĞÜ TAKIN</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Havuz ve denize girerken koruyucu yüzme gözlüğü takılması gerektiğini vurgulayan Asena, “Özellikle kalabalık havuzlarda mikroplar daha fazla üremektedir. Bu nedenle havuzda uzun süre kalınmaması gerekir. Kontakt lens kullananların denize veya havuza mümkün olduğu ölçüde kontakt lensle girmemelerini öneriyoruz. Havuzlarda mikrop ürememesi için kullanılan klor, uzun yüzme sonrası göz sağlığına zarar verebilir. Bu nedenle yüzme gözlüğü kullanmak önemlidir. Havuzdan çıktıktan sonra duş alarak yüzünüzü yıkamanız da bir diğer önemli konu. Güneş kremi kullanırken de gözlerimizi iyi korumalıyız. Güneş kremi gözlerimize kaçtığı zaman içindeki kimyasallar tahrişe neden olabiliyor. Eğer krem gözümüze kaçarsa mutlaka bol suyla yıkamalıyız” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">KALİTELİ GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ TERCİH EDİN</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yaz aylarında etkisi artan ultraviyole ışınlarının, gözlerimiz üzerinde olumsuz etkileri bulunduğunu kaydeden Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena sözlerine şöyle devam etti: “Güneşin uzun yıllar içinde göz kapağında yaratabileceği hasar kansere uzanan ciddi hasarlara yol açabiliyor. Güneş ışınlarına maruz kalan gözde birçok hastalık meydana gelebileceği gibi, güneş ışınları göz kapağında ben, leke, tümör oluşumuna kadar varabilecek sonuçlara da neden olabiliyor. Özellikle çocuklar yazın, güneş ışınlarının altında fazla kalmamalı. Çocuklar güneşe mutlaka şapka ve kaliteli güneş gözlüğüyle çıkmalı. Zararlı güneş ışınlarından korunmak için de mutlaka kaliteli bir güneş gözlüğü kullanılması gerekiyor”</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 27 Apr 2024 12:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/04/gozlerinizi-gunes-isigindan-koruyun-1714211153.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AŞILAMA GELECEK NESİLLERİN SAĞLIK GÜVENCESİDİR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/asilama-gelecek-nesillerin-saglik-guvencesidir-2197</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/asilama-gelecek-nesillerin-saglik-guvencesidir-2197</guid>
                <description><![CDATA[Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu (AHEF) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Türkü Yağmur Nehir, Dünya Aşı haftasında aşılamanın önemine dikkat çekerek “aşılar çocukların gelecekteki sağlıkları için büyük önem taşırken kimi zaman da ölümleri engelliyor. Gebeler tetanoz aşısı ile hem bebeklerini hem kendilerini koruyor, grip aşısı yaşlıların hastalığa yakalanma riskini büyük oranda düşürüyor ve onları olası ağır tablolardan koruyor. Aşı sağlıkta güvencedir. Bunun en iyi örneğini de çok yeni atlattığımız Covid19 ile yaşamış olduk” diyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hastalıklara karşı bağışıklık oluşturan aşılar, sağlığı koruyarak hastalıkların yükünü azaltıyor. Bir diğer deyişle halk sağlığının en etkili silahı aşılar sayesinde toplumsal sağlık güvence altına alınır. Tüm dünyada, başta bebek ve çocuklarda olmak üzere hastalığa yakalanma ve ölüm oranlarında büyük düşüşler aşı sayesinde sağlanıyor. Her yıl Nisan ayının son haftasında kutlanan Dünya Aşı Haftası da bebek, birey ve toplumların aşı ile korunabilecekleri ne kadarçok hastalık olduğunu hatırlatıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">AHEF Başkanı Dr. Türkü Yağmur Nehir aşılama dünyada difteri, tetanoz, boğmaca, grip ve kızamık gibi hastalıklardan her yıl 3,5-5 milyon ölümün önlenmesini sağlıyor. “Düşünün ki Covid’in daha ilk yılında aşı sayesinde 20 milyon hayat kurtarıldı. Bugün ASM’lerde yapılmakta olan bebeklik dönemi, gebelik ve grip aşıları gibi aşılarla hastalıklardan kaynaklanan salgın ve hastaneye yatışların önlenmesi sağlanıyor. Aşı ile önlenebilen hastalıklar arasında; kızamık, kızamıkçık, kabakulak, suçiçeği, çocuk felci, hepatit A, B ve grip gibi viral hastalıklar ile tüberküloz, difteri, boğmaca, tetanoz, menenjit gibi bakteriyel hastalıklar bulunuyor.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Göçmen konusuna dikkat çeken Dr. Nehir, kayıtsız göçmenlerin aşı haritasının tamamlanmasının önünde önemli bir engel olduğunu, göçmen çocukların aile hekimlerinin sorumluluğunda olmamasının önemli boşluklar yarattığını söylüyor. “Aile hekimleri olarak aşılamada eksiksiz ve sistemli bir şekilde ilerlemek için çabalıyoruz. Ancak göçmenler aile hekimlerinin kullandığı aşı sistemi üzerinden takip edilmiyor, farklı bir sistem var ve bu sistemler entegre değil. Yani aşıları göremiyoruz. Bunun yanı sıra göçmenler genellikle evlerinde ve toplu yerleşkelerde aşılandığı için çoğu zaman sisteme işlenmiyor. Aileler bebeklerin, çocukların aşı kartlarını saklamıyor, takip etmiyor. Biz de beyana göre hareket etmek durumunda kalıyoruz.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kimi zaman göçmen bir çocuğun aynı aşıdan çok kez aşılandığına kimi zaman ise hiç aşılanmadıklarını fakat bunun kontrol edilebileceği bir sistem de olmadığına dikkat çeken Dr. Türkü Yağmur Nehir, bu sistemsizlik nedeniyle aşısız göçmen çocuk sayısının her geçen gün arttığını belirtiyor. Memleketlerinde de aşılanmamış olmalarından dolayı vakaların arttığını, normalde 100 çocuktan 90’dan fazlası aşılansa diğer 10 çocuğun da korunacağını vurgulayan Dr. Nehir göçmen çocuk sayısının kontrolsüz artışı nedeniyle ülke genelindeki çocukların da korunması riske giriyor diyor. Dönem dönem kampanyalarla kızamık aşılamaları yapılıyor ancak diğer aşılar ihmal ediliyor diyen Dr. Türkü Yağmur Nehir, kızamık vakalarının buna rağmena devam ettiğine dikkat çekiyor. “Göçmen konusunda çok istikrarlı bir aşılama programı hazırlanıp izlenmesi gerekiyor. Sağlık Bakanlığımızın bunu hızlı şekilde sistemleştirmesi büyük önem taşıyor. Türkiye’de yaşayan yabancı ve göçmenlerde bu konuda önemli bir boşluk var.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dr. Türkü Yağmur Nehir deprem bölgeleri için de değerlendirmede bulunuyor. “Deprem Bölgesinde ASM’lerde elektrik kesintileri hala devam ediyor ve bu nedenle aile hekimleri buzdolabında sürekli aşı bulunduramıyor. Örneğin haftada 1 aşı dağıtılan yerler var ve bu yetersiz. Bir de göç etmiş hastalar var ancak ulaşılamıyor. Deprem bölgesinde bunlar gibi sıkıntılar devam ediyor ancak aile hekimi meslektaşlarımız burada işi sıkı tutuyor ve çocuk hala bölgede ise muhakkak aşılanıyor.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Aşılar konusunda toplumumuzun yeterli bilinç düzeyine ulaşamadığını belirten Dr. Nehir, vatandaşlarımızın aşılar konusunda daha takipçi olması, yalnızca aile hekimlerinin takibine bırakmamaları yönünde tavsiyede bulunuyor. “aile hekimlerinin birincil görevleri aşı ve izlemler olduğu için bu konuda var güçleriyle çalışıyorlar. Ancak aşı yaptırmak istemeyene veya yaptırmayana caydırıcı bir işlem olmadığı için aile hekimleri ne kadar uyarsalar da vatandaşlarımız ihmalkar olabiliyor. Bu da toplum sağlığıni riske atan bir davranış ve bazı salgınların tetiklenmesine sebep oluyor. Dolayısıyla vatandaşlarımızın ASM’lere giderek aşı talep eder bilince ulaşması çok önemli.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Diğer yandan aile hekimleri tüm bu çabalarına rağmen birinci basamağa gösterilen önem, ayrılan ödenek oransal olarak sürekli azalıyor diyen Dr. Türkü Yağmur Nehir, aile hekimlerinin birçok sorununun çözülemediğini ve aile sağlığı çalışanı açığının da giderek arttığını söylüyor. “Nüfus arttıkça daha profesyonel yaklaşarak birinci basamağa önemin artırılması gerekirken ne yazık ki tam tersi bir durumla karşı karşıyayız ve aile hekimleri olarak sorunlarımızın çözülmesini bekliyoruz.”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Apr 2024 17:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/04/asilama-gelecek-nesillerin-saglik-guvencesidir-1713880926.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KOLAJEN AŞISI İLE KIRIŞIKLIKLARDAN KURTULMAK MÜMKÜN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/kolajen-asisi-ile-kirisikliklardan-kurtulmak-mumkun-2178</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/kolajen-asisi-ile-kirisikliklardan-kurtulmak-mumkun-2178</guid>
                <description><![CDATA[KOLAJEN, vücudumuzda bulunan bir proteindir. Kemiklerde, kaslarda, ciltte ve tendonlarda bulunan kolajen, bedeni bir arada tutan insan vücudunun en önemli yapı taşlarındandır. Ciltteki kolajen miktarının azalmasıyla birlikte ciltte elastikiyet kaybı görülür. İnsan vücudunda, 25-30 yaşlarından itibaren yaşlanmayla birlikte kolajen üretimi azalmaya başlar. Kolajen aşısı ile ciltteki kolajen miktarı artırılmaktadır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Vivien Estetik Kliniği Medikal Estetik hekimi Uz.Dr. Nil Çetinkaya Tiryaki, kolajen aşısı hakkında şunları söyledi: "Kolajen, insan vücudunda en fazla bulunan proteindir. Genetik veya çevresel faktörlere bağlı olarak yaşla birlikte kolajen üretimi azalmakta ve 25 yaşından itibaren kolajen aşısına olan ihtiyaç artmaktadır. Ciltteki kolajen miktarının azalmasıyla birlikte ciltte elastikiyet kaybı görülür. Vücuttaki kolajen üretimini destekleyen kolajen aşısı, düzenli periyotlarla uygulandığında ciltte oluşabilecek kırışıklığı ortadan kaldırır. Kolajen aşısı yapıldığında cilt altındaki fibroblastlar uyarılarak yeni kolajen üretimi tetiklenir. Fibroblastların uyarılması ile ciltteki hiyalüronik asit üretimi de artar ve cilt yeniden canlanır. Cildin yeniden canlanması ve yapılanması ile kırışıklıklar azalır ve cilt sıkılaşır.Kolajen aşısı, uygulandıktan yaklaşık 4-6 hafta sonra tam anlamıyla etkisini gösteriyor. Kolajen aşışları 2-4 hafta ara ile 2-4 seans yapılmalıdır. Kolajen aşısının etkisi yaklaşık 9-12 ay boyunca devam ediyor. Kişilerin, vücuttaki kolajen üretimini destekleyici gıdaları tüketmesi, spor ve egzersiz yapması kolajen aşısının daha uzun süre etkili olmasını sağlıyor."</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Apr 2024 17:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/04/kolajen-asisi-ile-kirisikliklardan-kurtulmak-mumkun-1713624702.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CERRAHİ MÜDAHALE GEREKEBİLİR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/cerrahi-mudahale-gerekebilir-2144</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/cerrahi-mudahale-gerekebilir-2144</guid>
                <description><![CDATA[SAFRA kesesinde taş oluşumu günümüzde oldukça yaygın bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Safra kesesi taşlarında en sık görülen semptomun mide ağrısı olduğunu belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Kağan Gökakın, “Farklı hastalıklara da bağlı görülebilen karın ağrısı nedeniyle çoğu hasta safra kesesinde taş olduğunun farkında olmayabiliyor. Dolayısıyla tanıda yaşanan gecikme tedavi sürecini de etkileyebiliyor.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Safra kesesi taşları nedeniyle hissedilen ağrının yiyecek ve yemek alınımı takiben devreye girdiği için tokken gerçekleştiğini söyleyen Prof. Dr. Gökakın, “Hastalarımız ‘midem ağrıyor’ diye yemek yememe eğilimi içerisinde olmaktadır. Hasta yemek yemediği zaman safra kesesi rahatlar ve bu durum bir paradoksa yol açar. Gastrit ağrısı ve safra kesesi ağrısı en sık karıştırılan ağrılar olmakla birlikte ikisinin tedavisi birbirinden tamamen farklıdır. Bu nedenle hastalarımız yaşanan sorunları 'mide ağrısı' diyerek geçiştirilmemeli. Çünkü hatırlanması gereken nokta; safra kesesi taşları ameliyat edilmediği zaman daha ciddi sağlık sorunlarına sebep olabilmektedir.” uyarısında bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“SAĞLIK UZMANINA DANIŞMAK ÖNEMLİ”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Safra kesesi taşının, genellikle safra kesesinde biriken katı parçacıklar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ali Kağan Gökakın, “Bu taşlar birçok kişi için ağrıya neden olabilir. Safra kesesi taşı ağrısı, genellikle safra kesesinin kasılması veya taşların safra kanallarında tıkanması sonucu ortaya çıkar. Bu ağrı şiddetli olabilir. Ağrı, genellikle belirli tetikleyicilerle ilişkilidir ve genellikle ağrılı nöbetler şeklinde ortaya çıkar. Ağrı çoğunlukla taşlar safra kesesinin çıkışını tıkadığında veya safra kesesinin kasıldığında şiddetlenir. Safra kesesi taşı ağrısı genellikle cerrahi müdahale gerektiren bir durumdur, bu nedenle bu tür semptomlar yaşayan kişilerin bir sağlık uzmanına danışması önemlidir.” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">GENETİK GEÇİŞ DE TAŞ OLUŞUMUNDA ETKİLİ</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hastalığın diğer belirtilerine de değinen Prof. Dr. Gökakın, “Safra kesesi taşları sindirim sürecini etkileyebilir ve bu da bulantı ve kusmaya, gaz, şişkinlik ve sindirim güçlükleri gibi sorunlara neden olabilir. Safra yollarını tıkayan büyük taşlar sarılığa yol açabilir, bu durumda cilt ve gözler sarı renk alır. Safra kesesi iltihaplanması veya taşların tıkanması sonucunda ateş yükselmesi görülebilir.” açıklamasında bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Genetik geçişin de safra kesesi taşlarının oluşumunda etkili olduğunu da belirten Prof. Dr. Ali Kağan Gökakın, risk faktörleri hakkında ise, “Ailenizde safra kesesi taşı olduğunu biliyorsanız bu sizi de safra kesesi taşı olan bir hasta adayı yapar. Kilolu hastalarımızda, yaş grubu olarak da 40-50 yaş grubu olan hastalarda safra kesesi taşlarını daha sık görmekteyiz. Hızlı kilo alma-verme gibi durumlar da safra komponentinin içeriğini değiştireceği için safra kesesi taşı oluşumda risk faktörüdür.” sözleriyle yüksek kolesterolü olan kişilerin de safra kesesi taşlarının oluşumu adına risk faktörü taşıyan kişiler olduğu sözlerine ekledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">CERRAHİ MÜDAHALE GEREKEBİLİR</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Semptomlara yol açan veya komplikasyon riski taşıyan taşlar için cerrahi müdahale gerekebileceği konusunda uyaran Prof. Dr. Gökakın, “Safra kesesi taşlarının teşhisi için genellikle ultrasonografi kullanılır. Tedavi genellikle taşların boyutuna, semptomlara ve komplikasyon riskine göre belirlenir. Küçük ve semptomsuz taşlar genellikle tedavi gerektirmez. Safra kesesi taşı tedavisi genellikle safra kesesinin alınması (kolesistektomi) ile yapılır. Bu işlem günümüzde genellikle minimal invaziv yöntemlerle gerçekleştirilir ve hastaların çoğu hızla iyileşir.” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">SAFRA KESESİ TAŞLARI KANSERE DÖNÜŞÜR MÜ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Safra kesesi taşlarının, safra kesesinin içinde oluşan ve bu organla ilişkili bir sorun olduğunu göstergesi olabileceğini dile getiren Prof. Dr. Ali Kağan Gökakın, açıklamasının devamında şu şekilde konuştu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Safra kesesi hastalıkları arasında safra kesesi iltihabı (kolesistit), safra kesesi polipleri ve safra kesesi kanseri yer alır. Safra kesesi taşları genellikle kansere dönüşmezler. Ancak, safra kesesi taşları olan kişilerde nadiren bazı durumlarda safra kesesi kanseri gelişebilir. Bu durumun olasılığı oldukça düşüktür, ancak dikkate alınması gereken bir risktir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Büyük veya çok sayıda taşlar safra yollarını tıkayabilir, bu da safra yolu tıkanıklığına yol açabilir. Bu durum sarılık, deride ve gözlerde sararma (ikterus) gibi belirtilere neden olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Safra taşları, safra kanallarında tıkanmaya ve enfeksiyona yol açabilir, bu da safra taşı koliti olarak adlandırılan bir duruma neden olabilir. Bu durum şiddetli karın ağrısı, ateş, kusma ve hatta şok gibi ciddi belirtilere neden olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Nadir durumlarda, safra taşları safra kesesi sfinkterine doğru ilerleyerek akalazyaya yol açabilir. Bu durumda yemek borusunun alt kısmında kasların gevşemesi nedeniyle yutma güçlüğü ve diğer sindirim sorunları ortaya çıkabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Safra kesesi taşı ve diyabet arasında bir ilişki olduğu bilinmemektedir. Ancak, bazı çalışmalar bu iki durumun aynı kişilerde sıklıkla bir arada görüldüğünü göstermiştir. Bu durum, diyabetin safra kesesi taşı oluşumuna etkisi olabileceğini düşündürmektedir.”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Apr 2024 14:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/04/cerrahi-mudahale-gerekebilir-1712661341.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÖZ TORBALARINI ARTIK TAŞIMAYIN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/goz-torbalarini-artik-tasimayin-2051</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/goz-torbalarini-artik-tasimayin-2051</guid>
                <description><![CDATA[Ünlülerin göz doktoru olarak tanınan Op. Dr. Tuncay Sezgin, yüze yorgunluk ifadesi veren ve yaşlı gösteren göz torbalarından kurtulmanın yollarını anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Göz altı torbalarının genellikle yaşlanma ya da genetik faktörler sebebiyle ortaya çıktığını belirten Op. Dr. Tuncay Sezgin, “Kapak altındaki yağ kesecikleri fıtıklaşarak öne çıkar ve ince deriyi sarkıtır. Bu durum da kişinin yorgun ya da üzgün gibi görünmesine neden olur” dedi. Bunun dışında uyku problemleri, sık bilgisayar kullanımı, alkol, sigara ve antidepresan kullanımının da bu soruna katkı sağladığını söyleyen Sezgin, göz torbalarından kurtulmanın sanıldığından daha kolay ve pratik olduğunu dile getirdi. Sezgin, “Göz torbalarına cilt kesisi olmadan, kapağın iç kısmından kapalı teknikle müdahala ediyoruz. Bu operasyon yaklaşık 40 dakika sürüyor” şeklinde konuştu.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 Mar 2024 10:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/03/goz-torbalarini-artik-tasimayin-1710834129.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RAMAZAN’DA SİZE ÖZEL SIVI İHTİYACINIZI HESAPLAYABİLİRSİNİZ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/ramazanda-size-ozel-sivi-ihtiyacinizi-hesaplayabilirsiniz-2036</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/ramazanda-size-ozel-sivi-ihtiyacinizi-hesaplayabilirsiniz-2036</guid>
                <description><![CDATA[RAMAZAN boyunca vücudun sıvı dengesini nasıl korumak gerektiğini, yüzde 2’lik su kaybının bile vücut için önemli olduğunu belirten Uzman Diyetisyen Betül Karakuş, bireysel sıvı ihtiyacının nasıl hesaplanabileceğini anlattı. İşte Ramazan boyunca sıvı odaklı beslenmenin püf noktaları…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ramazan boyunca oruç tutacaklar için Pınar Su ve İçecek adına beslenme tavsiyeleri veren Uzman Diyetisyen Betül Karakuş, bu dönemde özellikle vücuttaki sıvı dengesinin korunmasına yönelik çeşitli önerilerde buldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Aşırı tuzlu ve şekerli gıdalardan uzak durun”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Vücudumuzun ön hazırlığını ne kadar iyi yaparsak Ramazan’ı o kadar sağlıklı ve kolay geçiririz. İftarda bir bardak su ile oruç açmak, yemeğe çorba ile başlamak gün içinde kaybedilen suyun yerine konulmasına destek olabilir. İftar ve sahurda su içeriği yüksek sebze ve meyveler tüketmek de aynı görevi görür. Tam aksine sıvı ihtiyacını artıran aşırı tuzlu ve şekerli gıdaları tüketmekten kaçınmalı.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Çay kahve tüketimini sınırlandırın”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Çay ve kahve gibi içecekler diüretik özelliğe sahip. Yani aşırı tüketildiğinde vücutta bir miktar sıvının azalmasına sebep olur. Dolayısıyla çay ve kahve sıvı ihtiyacımızı karşılamak yerine daha da artırabiliyor. Bu sebeple kontrollü tüketilmesinde fayda var.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Bireysel sıvı ihtiyacını hesaplamak mümkün”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Genel olarak yetişkinler için günlük 8-10 bardak su tüketimi idealdir. Ancak kişinin kilosu, yaşı, cinsiyeti, fiziksel aktiflik durumu, yaşadığı yerin iklimi, tükettiği besinler bu miktarın değişmesine sebep olabilir. Pratik olarak kişi, kilosunu 30 veya 35 ile çarparak günlük sıvı ihtiyacını bulabilir. Ramazan döneminde de bu miktar desteklenmelidir. Ayrıca kişi gün içinde çok hareket ediyorsa, çok terleyen bir bünyeye sahipse, sıcak bir bölgede yaşıyorsa yine bu miktarı desteklemekte fayda var.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Yüzde 2’lik kayıp bile sorun oluyor”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Suyun, vücudun işleyişi için oldukça kritik bir öneme sahip olduğunun altını çizen Karakuş, “Suyun eksikliği vücuttaki sistemlerin çalışmasını olumsuz etkiliyor. Genel halsizlik durumu ve baş ağrısı sık rastlanan sorunların başında geliyor. Yapılan araştırmalar, vücuttaki su miktarında yaşanabilecek yüzde 2’lik bir kaybın bile mental durumu etkileyebileceğini, bilişsel fonksiyonlarda aksamalara sebep olabileceğini ortaya koyuyor. Susuzluğun kronikleşmesi durumunda ise böbrek taşı, idrar yolları enfeksiyonu ve kronik böbrek hastalığı gibi sorunlar baş gösteriyor. Yine son yıllarda ABD’de yapılan bir çalışma, yetersiz su tüketen bireylerde, kişinin obeziteye yakınlığını belirleyen Beden Kitle İndeksi’nin (BKİ) daha yüksek olduğunu, dolayısıyla su tüketimi ile obezite arasında doğrudan bir ilişki olabileceğini ortaya koyuyor” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 Mar 2024 21:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/03/ramazanda-size-ozel-sivi-ihtiyacinizi-hesaplayabilirsiniz-1710440110.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RAHİM AĞZI KANSERİNDE AŞI HAYAT KURTARIYOR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/rahim-agzi-kanserinde-asi-hayat-kurtariyor-2010</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/rahim-agzi-kanserinde-asi-hayat-kurtariyor-2010</guid>
                <description><![CDATA[RAHİM ağzı kanserinin kadınlarda en sık görülen beş kanser türünden biri olduğunu dile getiren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Tolga Şişli, “Rahim ağzı kanserine karşı kullanılan aşıların farklı türleri bulunmaktadır. İkili, dörtlü ve dokuzlu aşılar olarak adlandırılan bu aşılar, rahim ağzı kanserine karşı yüzde 100’e yakın bir koruma sağlamaktadır” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">VM Medical Park Samsun Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Tolga Şişli rahim ağzı kanseri hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Rahim ağzı kanserinin ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Şişli, “Dünya genelinde her yıl 500 binden fazla kişi rahim ağzı kanserine yakalanmaktadır. Bununla birlikte, bu kanser türü önlenebilir olması nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından özel bir önem taşımaktadır” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Yüzde 90’ından fazlasının nedeni HPV virüsü”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Rahim ağzı kanserinin yüzde 99.7’sinin Human Papillom Virüsü (HPV) olarak bilinen bir virüs olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Şişli, şu bilgileri paylaştı: “HPV’nin 150 farklı tipi bulunmaktadır. Her 10 genç kadından biri, rahim ağzı kanserine yol açabilen HPV virüsüyle enfekte olma riski taşımaktadır. Bu da demektir ki, neredeyse tüm kadınlar hayatlarının bir döneminde HPV virüsüyle karşılaşabilir.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Aşı rahim ağzı kanserine karşı yüzde 100’e yakın bir koruma sağlar”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">DSÖ erkek ve kız çocukları ile yetişkin kadınlar arasında rahim ağzı kanserine karşı aşılamanın önemli bir strateji olduğunu vurgulamakta olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Şişli, “Rahim ağzı kanserine karşı kullanılan aşıların farklı türleri bulunmaktadır. İkili, dörtlü ve dokuzlu aşılar olarak adlandırılan bu aşılar, rahim ağzı kanserine karşı yüzde 100’e yakın bir koruma sağlamaktadır. Ayrıca, HPV&amp;#39;nin diğer tiplerine bağlı olarak gelişen genital siğillere karşı da koruyucu etkisi bulunmaktadır” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Aşılama ve tarama programları birlikte uygulanmalıdır”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Rahim ağzı kanserine karşı aşılamanın genç yaşlarda başlanması gereken bir süreç olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Şişli, “İdeal olarak aşılamanın cinsel aktivite öncesi dönemde gerçekleştirilmesi önerilmektedir çünkü bu dönemde henüz enfeksiyon riski en düşüktür. Aşılar HPV enfeksiyonunu önleme konusunda etkili bir şekilde çalışırken, düzenli tarama testleri (smear testi) de rahim ağzı kanserinin erken teşhisinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu yüzden aşılama ve tarama programlarının birlikte uygulanması, rahim ağzı kanserinin önlenmesinde büyük bir adım oluşturmaktadır” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Toplumun bilinçlendirilmesi elzemdir”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Rahim ağzı kanseriyle mücadelede toplumun bilinçlendirilmesi ve eğitiminin de kritik bir öneme sahip olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Şişli, “Kadınlar arasında HPV’nin yayılmasını engellemek için sağlıklı cinsel ilişki alışkanlıkları, düzenli tarama testlerine katılım ve aşılamaya erişim gibi konuların vurgulanması gerekmektedir. Bunun yanı sıra, erkeklerin de HPV aşısına erişimi ve aşılanması da önemli bir adımdır çünkü HPV’nin yayılmasında erkekler de rol oynamaktadır” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Önleme ve bilinçlendirme çabalarıyla etkiler azaltılabilir’</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Rahim ağzı kanserinin, önlenebilir ve korunabilir bir hastalık olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Şişli, “HPV’ye karşı aşılama programlarının yaygınlaştırılması, düzenli tarama ve testlerinin uygulanması ve toplumda bilinçlendirme çalışmalarının desteklenmesiyle bu sağlık sorunun etkili düzeyde azaltılması mümkündür. Bu önlemler kadınların hayatlarını koruma altına alırken, rahim ağzı kanseriyle mücadelede büyük bir ilerleme kaydedilmesine yardımcı olacaktır” dedi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Mar 2024 22:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/03/rahim-agzi-kanserinde-asi-hayat-kurtariyor-1709925435.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SAĞLIK HİZMETLERİNDE CİNSİYET EŞİTLİĞİ ÇAĞRISI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://magazincaddesi.com/haber/saglik-hizmetlerinde-cinsiyet-esitligi-cagrisi-2009</link>
                <guid>https://magazincaddesi.com/haber/saglik-hizmetlerinde-cinsiyet-esitligi-cagrisi-2009</guid>
                <description><![CDATA[Aynı hastalığa sahip kadınlar, erkeklerden 4 yıl daha uzun süre teşhis konulmayı bekliyor.
Kadınlarda yanlış kalp rahatsızlığı teşhisi konma olasılığı erkeklerden yedi kat daha fazla.
Tip 1 diyabetli kadınlarda sekonder komplikasyonlardan ölüm oranı erkeklerden yüzde 44 daha fazla.
Kadınların tıbbi ilaçların yan etkilerini yaşama olasılığı, erkeklerden yüzde 52 daha yüksek.
8 Mart 2024, İstanbul]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Stratejik dönüşüm konusundaki uzmanlığıyla tanınan uluslararası yönetim danışmanlığı şirketi Kearney, sağlık hizmetlerinin değer zincirindeki önde gelen kuruluşlar ile sağlık ekosistemindeki tüm aktörlerine hitap eden ve küresel sağlık hizmetlerinde cinsiyet eşitliğinin iyileştirilmesi çağrısında bulunan bir açık mektup imzaladı. Mektup, farkındalık, veri, altyapı ve fon eksikliğinin yanı sıra toplumsal ve kurumsal önyargıların da dünya çapında kadınlar için daha kötü sağlık sorunlarına yol açtığı uzun bir geçmişe dikkat çekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Mektubu, Ferring, UCB, Roche, GE Healthcare, SAP, Salesforce, Tech Mahindra ve Microsoft’un da dahil olduğu 40'tan fazla kuruluş imzaladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Mektupta kadınların sağlık hizmetlerinde yeterince temsil edilmediği ve bu durumun hem ekonomik hem de ahlaki açıdan kabul edilemez olduğu vurgulanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sistemdeki sorunlar kadınlar için kötü sonuçlar üretiyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kearney tarafından hazırlanan sağlıkta cinsiyet eşitliği araştırmasında ise cinsiyet önyargısının sağlık ekosisteminin her köşesinde bulunduğuna dikkat çekiliyor. Araştırmada altı çizilen noktalardan bazıları şöyle:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dijital sağlık alanındaki yatırımların sadece yüzde 3'ü kadın sağlığı girişimlerine ayrılıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kronik ağrı hastalarının yüzde 70’ini kadınlar oluşturmasına rağmen, ağrı ilaçlarının yüzde 80’i erkekler veya erkek fareler üzerinde test edilmiş durumda.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kadın sağlığı konusunda eğitim ve kamuoyu bilinci de ihmal ediliyor. Birleşik Krallık’taki tıp fakültelerinin yüzde 41’inin müfredatında menopoz eğitimi zorunlu değil.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sağlık ekosistemindeki bazı çarpıklıklara da yer verilen rapora göre bu çarpıklıkların sonuçları da ağır oluyor. Bu çarpıklıklardan doğan sonuçların bazıları şöyle:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Aynı hastalığa sahip kadınlar, erkeklerden 4 yıl daha uzun süre teşhis konulmayı bekliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kadınlarda yanlış kalp rahatsızlığı teşhisi konma olasılığı erkeklerden yedi kat daha fazla.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tip 1 diyabetli kadınlarda sekonder komplikasyonlardan ölüm oranı erkeklerden yüzde 44 daha fazla.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kadınların tıbbi ilaçların yan etkilerini yaşama olasılığı, erkeklerden yüzde 52 daha yüksek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">1 trilyon dolarlık ekonomik boyut !</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kearney ve diğer önde gelen kuruluşlar tarafından yayınlanan açık mektup ve raporda kadınların sağlık hizmetlerinde karşılaştığı eşitsizlikleri gidermenin sadece ahlaki bir gereklilik değil, aynı zamanda ekonomik açıdan da mantıklı olduğu belirtiliyor. Raporda kadınların sağlık ve refahına yatırım yapmanın, işgücüne katılımı ve üretkenliği artıracağı ve daha güçlü bir ekonomiye yol açacağı belirtilirken “Kadınların sağlık açığını gidermeye yönelik yatırımlar potansiyel olarak 2040 yılına kadar küresel ekonomiyi yıllık 1 trilyon dolar artırabilir” değerlendirilmesine yer veriliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Raporda sağlık sistemini kadınları düşünerek yeniden tasarlamak ve cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmak için 6 öneride bulunuluyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">1. Kadın sağlığı konusunda savunuculuğu ve farkındalığı artırmak</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">2. Müfredatı kadın sağlığı konularını yeterince kapsayacak şekilde genişletmek</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">3. Kadın sağlığı üzerine klinik ve politika araştırma denemelerinin hacmini artırmak</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">4. Kadın merkezli entegre bakım yolları oluşturmak</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">5. Sağlık ekosisteminde cinsiyete özgü veri setlerinin toplanması, düzenlenmesi, analiz edilmesi, kullanılması ve paylaşılmasının sağlanması</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">6. Kadın sağlığı alanında akademik araştırma, ürün araştırma ve geliştirme ve tüketici sağlık çözümleri için fon desteğini artırmak</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kearney öncülüğünde çalışmalar sürecek</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kearney Ortağı Paula Bellostas rapor ve mektupla ilgili şu değerlendirme bulundu: “Kadınlar, erkeklere kıyasla hayatlarının büyük bir bölümünde sağlık hizmetlerinden daha az yararlandıkları gibi, aynı zamanda reddedilme, yanlış teşhis konma veya tamamen gözden kaçırılma olasılığıyla da karşı karşıya. Son yıllarda bu konularda bazı gelişmeler kaydedilmiş olsa da, sağlık ekosistemindeki bireysel aktörler, bu büyüklükte ve karmaşıklıkta bir sorunu çözemezler. Bu mektubumuz, sorunun çözümü için bir öncüdür. Kadınların sağlık açığını kapatmak için tüm sektörlerden oyuncuları bir araya getirmekten heyecan duyuyoruz.”</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kearney Yönetici Ortağı ve Yönetim Kurulu Başkanı Alex Liu ise şunları söyledi: “1860’lı yıllarda dünyanın gündemine giren cinsiyet eşitsizliği maalesef hala devam ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">2024 yılındayız ve hala bu kritik sorunu çözmek için çalışıyoruz. Birlikte çalışmazsak, gerçek anlamda sağlıkta cinsiyet eşitliğine ulaşmak 160 yıl daha sürebilir. Bu kabul edilemez bir durumdur ve herkesin ve her şirketin üzerine düşeni yapması gerekiyor. Bu mektubumuzun, gerçekten eşit bir sistem yolunda bir adım olmasını amaçlıyoruz. Etkili olması için de katkıda bulunanlarla, sorun noktaları arasında büyük ölçekli koordinasyona ihtiyaç var. Daha adil bir gelecek şekillendirmek, ekonomiyi ve işgücünü güçlendirmek ve haksız bir sistemi herkese eşit hizmet verecek şekilde yeniden inşa etmek için sağlık sistemlerimizi kadınları ön planda tutarak yeniden düzenlemeliyiz.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Türkiye’de de benzer süreç var</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kearney Türkiye kıdemli yöneticisi Mine Terzili ise “Türkiye'de kadınların sağlık hizmetlerine erişiminde bazı engeller yaşanabiliyor. Dünya ile benzer süreçler yaşanıyor. Bununla birlikte özellikle kırsal alanlarda yaşayan kadınlar, sağlık hizmetlerine erişmekte güçlük çekebiliyor. Ayrıca, bazı geleneksel ve kültürel normlar da kadınların sağlık hizmetlerine erişimini engelleyebiliyor’’ dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kearney Hakkında</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kearney, stratejik dönüşüm konusunda derin uzmanlığı olan bir yönetim danışmanlığı şirketidir. Fortune Küresel 500 listesinde yer alan şirketlerin dörtte üçünden fazlasıyla çalışan Kearney, kamu kuruluşları ve kâr amacı gütmeyen kuruluşlara da hizmet sunmaktadır. Kırktan fazla ülkede faaliyet gösteren Kearney, büyük fikirler ile onları gerçekleştirme çabasının birleştiği çizgide faaliyet göstererek, müşterilerinin atılım yapmalarına yardımcı oluyor. Kearney hakkında detaylı bilgi için internet sitesini ziyaret edebilirsiniz: www.kearney.com. </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Mar 2024 12:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://magazincaddesi.com/images/haberler/2024/03/saglik-hizmetlerinde-cinsiyet-esitligi-cagrisi-1709888927.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
